#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
Karbon

Karbon Havuzu Problemi

Bir yanda sürdürülebilirlik için küresel hedefler açıklanıyor; dünyanın en değerli uzmanları, bilim insanları, akademisyenleri bir araya geliyor, gece gündüz projeler üretiyor. Uluslararası ticaretin karbon ayakizini azaltmak için emisyon ticaret sistemleri kuruluyor. Şehirlerden sanayiye, finanstan akademiye kadar tüm sektörlerde büyük bir dönüşüm yaşanıyor, kazanımlar elde ediliyor. Sonra bir füze düşüyor. Ve tek başına, bir şehirdeki tüm kazanımları yerle bir ediyor.

Arif ERGİN, Yeşil Ekonomi ve İklim Finansmanı Uzmanı [email protected]

Sabah televizyonu açıyorum, ekranın altında bir son dakika notu, kocaman kırmızı bantlarla: “Nükleer Sızıntı” yazıyor. Güney Amerika’da danışmanlık verdiğim bir sürdürülebilirlik projesine altı aylık faaliyet raporu hazırlamak için bilgisayar başına geçmişim ama gözüm televizyonda. Son altı ayda ilgili ülkede kaç yeşil yatırımı hayata geçirmişiz, ne kadar karbon azaltımı yapmışız, güzel güzel hesaplıyorum. Umut verici rakamlar var karşımda. Dünya için, gelecek nesiller için iyi bir şey yapmış olmanın mutluluğu ve huzuru kaplıyor içimi. Televizyondaki “Nükleer Sızıntı” yazısına bakarak, “Birileri kirletiyorsa temizleyen de birileri var” diyorum, kendime kendime. Bir havuz problemiyse bu, havuzdaki karbonu boşaltan musluklardan biri olarak görüyorum kendimi o esnada.

Haber kanalı ekranı ikiye bölmüş. Bir yanda A şehri var diğer yanda B, Orta Doğu’da birbirleriyle savaşıyorlar. Karanlık gecede kuyruklu yıldızlar gibi füzeler yağıyor ikisinin de üzerine. Sonra alevler saçarak inişe geçiyorlar ve yeryüzüne ulaşıp daha büyük alevlerle ekranın o köşesini yakıp kavuruyorlar. Kim bilir kime denk geldi veya birine denk geldi mi, bilmiyoruz. Yakın çekim bir görüntü geliyor ekrana. Sanki Van Gogh’un elinden çıkma bir tablo gibi. Gecenin koyu lacivert atlasında sarı, turuncu, kırmızı noktalar alev alev yanıyor. Hemen altındaki bantta resmi zaiyat rakamlarını ve karşılıklı tehditleri okuyoruz. Taraflar birtakım rakamlar açıklıyor, diğeri onu yalanlıyor, sayılar da füzeler gibi birbirleriyle savaşıyor, kurgu nerede bitiyor, gerçek nerede başlıyor bilmiyoruz.

Ekrandaki gece kadar karanlık bir dezenformasyon perdesi örtmüş her şeyi. Bir adam stüdyoda, elinde bir çubukla dev bir dijital haritanın önünde duruyor. Sanki “Amiral Battı” oynayarak tahminlerde bulunuyor; adam kimdir, uzmanlığı nedir, neden o seçilmiştir, onu da bilmiyoruz. Platon’un “Mağara Alegorisi” gibi her şey. Mağara duvarına gölgeler yansıyor, biz gölgelere bakarak mağarada olan biteni kavramaya çalışan bireyler, bu veri setiyle bir gelecek çizmeye çalışıyoruz kendimize, gezegenimize.

Şili’de bir yenilenebilir enerji santralı inşa etmişiz, yılda binlerce ton karbon emisyonunu azaltıyoruz. Kendi meslek bilançoma baktığımda 25 yıllık emeğimle çalıştığım, değeri milyarlarca doları bulan projeler sayesinde 2 milyon tondan fazla karbonun ve yine milyonlarca ton atığın azaltılmasına katkı sağlamışım. Gözümde geleceğin mutlu nesilleri canlanıyor: Çocuklar yemyeşil bahçelerde koşturuyor, hava temiz, gökyüzü mavi. 25 yılın emeği, inancı, mutluluğu…

Sonra önüme bir veri düşüyor: Sadece Ukrayna Savaşı’nın iki yılında açığa çıkan karbon salımı yaklaşık 175 milyon ton. Kendimi havuz problemindeki küçük musluk gibi hissediyorum. Havuz hiç boşalmıyor.

mahmoud-sulaiman-unsplash

Döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir tarım projelerine danışmanlık veriyorum. 1 metrekare toprağı sürdürülebilir kılmak için harcanan emeğin, verilen mücadelenin birinci dereceden tanığıyım. Televizyonda tanklar buğday tarlalarını ezerek ilerliyor, ekinler alev alev yanıyor. Ucunda kamerasıyla bir drone, tarladaki tankın içine dalıyor ve bize izletiyor; oradaki askeri ve tankı aynı anda nasıl havaya uçurduğunu. Bir insan gözlerimizin önünde hayatını kaybederken karbonun da toprağın da buğdayın da bir önemi kalmıyor. Bir havuz probleminde havuzu boşaltmaya çalışan küçük musluk bile değilim o an.

Ukrayna’nın Zaporijya Nükleer Santralı’nda sızıntı başlıyor. “Daha Çernobil geçen sene olmuş gibi hafızalarda capcanlıyken hiç mi ders almaz insanlık?” diyorum. Aynı günün akşamı İran’da bir nükleer tesis daha vuruluyor. Stüdyoda, elinde çubukla haritada İran yerine Afganistan’ı gösterdiğinin farkında bile olmayan bir uzman “Bi miktar radyoaktif sızıntı var ama bunlar halledilir şeyler,” diyor. Oysa gerçeklik başka… Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) verilerine göre, savaş sırasında yaşanacak nükleer sızıntı yalnızca lokal etkiler yaratmakla kalmıyor; nesiller boyunca sürecek ekolojik ve sağlık felaketlerine de yol açıyor (IAEA, 2023). “Nesiller boyu” ibaresi ironik. Yeşilin sürdürülebilirliğini hedeflerken savaşlar, radyoaktiviteyi sürdürülebilir kılıyor. Böyle anlarda bir havuz problemi bile söz konusu olamıyor, çünkü havuzun kendi yıkılıyor.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, elbette ki en başta can kayıpları, yaralanmalar ve yerinden edilen milyonlarca insanla anılıyor. Bunlar, tartışmasız bir şekilde öncelikli ve en yakıcı trajediler. Ama bu savaşın sadece bugünü değil, geleceği de tehdit ettiğini düşündüğümüzde bir başka ürkütücü tablo daha karşımıza çıkıyor: Savaşın iklim krizine olan etkisi.

“Savaşın Sera Gazı Muhasebesi Girişimi” tarafından yapılan hesaplamalara göre, üç yıldır süren Rusya–Ukrayna savaşı, yaklaşık 230 milyon ton CO₂ eşdeğeri seragazı emisyonuna yol açtı. Daha somut bir karşılaştırma yapmak gerekirse bu rakam yaklaşık 49 milyon nüfuslu İspanya’nın bir yıllık toplam emisyonuna denk geliyor. İklim hedeflerine yıllarca süren çabalarla zor bela bir nebze yaklaşabildiğimiz bir dünyada, tek bir savaş, bu kazanımları göz açıp kapayıncaya kadar geri alabiliyor.

Bu, hikayenin yalnızca karbon boyutu. Oysa yıkılan binalar, çöken altyapı sistemleri, Kakhovka’da olduğu gibi havaya uçurulan arıtma tesisleri, barajlar, yok olan ormanlar… Bütün bunları bir araya getirip toplamda ne denli büyük bir çevresel tahribata yol açıldığını hesaplamak neredeyse imkansız. Çünkü bunun ne kesin bir birimi ne güvenilir bir ölçeği ne de kapsayıcı bir yöntemi var.

Savaş, Yeşilin En Büyük Düşmanıdır

Gerilen uluslararası siyaset dünyayı yeni ve daha büyük savaşlara gebe hale getirmiş durumda. Coğrafyamızın bütün ülkeleri hızlı bir silahlanma yarışına girerken bizim de üye olduğumuz NATO’nun silahlanma programını hızlandırdığı belirtiliyor. The Guardian gazetesine göre bu silahlanmanın dünyaya yıllık karbon emisyonu faturasının 200 milyon ton olması bekleniyor.

Dünyada yeni yeni tartışılmaya başlanan, Karbonun Sosyal Maliyeti (SCC) diye bir kavram var. SCC veya Türkçeleştirirsek KSM, atmosfere salınan her ek ton CO₂’nin neden olduğu zararın parasal bir göstergesi olarak tanımlanıyor. Konuyla ilgili uzmanların hesaplamalarına göre askeri emisyonlardaki bu kontrolsüz artış yıllık 264 milyar dolarlık iklim hasarına neden olacak.

Bu örneklerin onlarcasını sıralamak mümkün. Örneğin İsrail’in sadece dört ayda neden olduğu savaş emisyonunun 420.000 ila 652.000 ton arasında tahmin ediliyor (Scientists for Global Responsibility, 2024). Veya ABD Savunma Bakanlığı’nın 1975-2018 arasında sebep olduğu toplam karbon miktarının yaklaşık 3,7 milyar ton olduğu belirtiliyor. Evet, bu kurum tek başına birçok ülkeden daha fazla karbon salıyor (Brown University, Watson Institute).

Elbette, savaş demek petrol demektir. Her savaş petrol talebini ve dolayısıyla fiyatlarını tırmandırır. Günümüzde yaşanan da tam olarak bu. 2022 yılında fosil yakıtlara verilen küresel doğrudan ve dolaylı sübvansiyon 1,5 trilyon doları aştı (IEA, 2023). Aynı yıl dünya enerji ihtiyacının %81,5’i fosil yakıtlardan karşılandı (BP Statistical Review of World Energy, 2023). Bu yakıtlar sadece şehirleri aydınlatmadı; tankları, jetleri, füzeleri de çalıştırdı. Her yakılan litre, sadece karbon salmadı aynı zamanda savaşların sürmesi için gerekli enerjiyi de sağladı. Peki, karşılığında insanlığa bir refah getirdi mi? Elbette, hayır. Avrupa’da 2022-2024 arasında elektrik fiyatları kWh başına €23.5’ten €28.4’e çıktı (Eurostat, 2024). Aynı dönemde 166 milyon kişi, gelirinin %10’undan fazlasını yalnızca enerjiye harcamak zorunda kaldı (IEA, Energy Poverty Report 2023).

Bu yüzden yeşil enerjiyi savunmak, savaşa karşı çıkmak anlamına geliyor.

Bir yanda sürdürülebilirlik için küresel hedefler açıklanıyor; dünyanın en değerli uzmanları, bilim insanları, akademisyenleri bir araya geliyor, gece gündüz projeler üretiyor. Uluslararası ticaretin karbon ayakizini azaltmak için emisyon ticaret sistemleri kuruluyor. Şehirlerden sanayiye, finanstan akademiye kadar tüm sektörlerde büyük bir dönüşüm yaşanıyor, kazanımlar elde ediliyor.

Sonra bir füze düşüyor. Ve tek başına, bir şehirdeki tüm kazanımları yerle bir ediyor.

Binlerce masum çocuk savaşlarda can verirken, insanların evleri başlarına yıkılmışken, kimin bombası kime isabet ediyor belli değilken… Karbonun ne önemi kalıyor?

Gelecek nesillere yeşil ve sürdürülebilir bir dünya bırakmak için uğraşırken, bugünün çocuklarını yaşatamıyorsak eğer… “Sürdürdüğümüz” şey ne o zaman?

Arif Ergin

Sürdürülebilir Ekonomi ve İklim Değişikliği Uzmanı | Küre