#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey

Zeytinlikleri Talan Edecek Teklif Sağlıklı Bir Çevrede Yaşama Hakkını da Tehdit Ediyor!

Madencilik ve enerji faaliyetlerini hızlandırmayı, yatırımlara verilecek izinleri kolaylaştırmayı amaçlayan torba yasa teklifi Meclis Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu’ndan geçti. Teklif, şimdi Meclis Genel Kurulu’nda görüşülecek. Ancak bu teklif, yalnızca çevreye değil, doğrudan Anayasa’nın 56. maddesi ile güvence altına alınmış “sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı”na da bir tehdit oluşturuyor.

Yurttaşlar, sivil toplum kuruluşları, zeytin üreticileri ve bilim insanları tarafından büyük tepki ve itirazlarla karşılanan madencilik ve enerji faaliyetlerini hızlandırmayı, yatırımlara verilecek izinleri kolaylaştırmayı amaçlayan torba yasa teklifi Meclis Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu’ndan geçti. Teklif, şimdi Meclis Genel Kurulu’nda görüşülecek. Ancak bu teklif, yalnızca çevreye değil, doğrudan Anayasa’nın 56. maddesi ile güvence altına alınmış “sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı”na da bir tehdit.

Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi, Proje Evi Kooperatifi, Slow Food Toplulukları Türkiye Ağı ortak bir açıklama ile konuyla ilgili itirazlarını dile getirerek yasanın hem doğa hem de toplum üzerindeki son derece yıkıcı etkisini bilimsel çalışmalara dayanarak madde madde açıkladı; Türkiye’nin altına imza attığı Paris Anlaşması’nı ve koruma yükümlülüklerini hatırlattı.

Hazırlanan yasa tasarısı ile bugün zeytincilik ile madencilik faaliyetlerinin yürütülmesinin “uyumlu” olabileceği yönünde söylemler yeniden gündeme geldi. Ekolojik, tarımsal, sosyoekonomik ve kültürel gerçekleri göz ardı eden dar bir bakış açısıyla zeytinin “taşınabilir” bir şey olduğu, taşınan zeytin ağaçlarının yaşamaya devam ettiği, hatta kimi zaman daha fazla verim verdiği iddia ediliyor. Ancak bu iddialar yalnızca saha gerçeklerine değil, bilimsel gerçeklere de aykırıdır.

Zeytin Ağaçları Taşınabilir mi?

Teknik olarak zeytin ağaçları, sadece bazı koşullar altında taşınabilir. Özellikle kök toprağının bozulmadan alınması, naklin dormansi döneminde yapılması ve sonrasında yeterli sulama sağlanması gibi önlemlerle yüksek oranda başarı elde edilebildiği rapor edilmiştir (Fabbri et al., 2004; Tous et al., 2010). Ancak bu başarı, sınırlı sayıda kontrollü koşulda elde edilmektedir. Kimi kaynaklarda iddia edildiği gibi Türkiye genelindeki taşımaların %97 başarı oranı ile sonuçlandığına dair herhangi bir yaygın saha verisi bulunmamaktadır. Ayrıca taşınan ağaçların kök stresine, toprak mikrobiyotasının kaybına ve uzun vadeli verim düşüklüğüne maruz kaldığı bilinmektedir (Fernández-Escobar, 2011).

Verim Artışı Gerçek mi?

Verim artışı iddiası çoğunlukla, taşınan zeytin ağaçlarına yapılan budamanın etkisiyle açıklanır. Budama bazı yaşlı ağaçlarda kısa vadeli bir verim artışı sağlayabilse de (Pastor et al., 2005) taşınma sonrası zeytin ağacının yeni ortama adaptasyonu, kök sisteminin yeniden oluşması ve su-besin maddesi döngüsünün bozulması, bu verim artışını uzun vadede sürdürülemez kılar. Mevcut bilimsel literatürde taşındıktan sonra sistematik olarak verimi artan zeytinliklere dair güvenilir bir çalışma bulunmamaktadır.

Madenciliğin Zeytinlik Ekosistemlerine Etkileri

Madencilik faaliyetlerinin zeytin tarımı üzerindeki etkileri çok yönlü ve yıkıcıdır: Toprak yapısı bozulur, kurşun, kadmiyum, arsenik gibi ağır metaller birikir, organik madde ve mikrobiyal canlılık azalır (Kabata-Pendias, 2010). Yüzeysel ve yer altı su kaynaklarının tahribi, özellikle yarı kurak bölgelerde zeytin ağaçlarının su stresiyle karşılaşmasına yol açar. Tüm bu etkiler, sadece zeytin ağaçlarını değil, çevresindeki tüm tarımsal üretimi, biyoçeşitliliği ve toprak bütünlüğünü tehdit eder (Gómez et al., 2009; Ciccarese et al., 2012).

Rehabilitasyon Bir Çözüm mü?

Madencilik sonrası arazi rehabilitasyonu teorik olarak zeytin yetiştiriciliğine zemin oluşturabilir. Ancak bu süreç, toprak pH’sının düzenlenmesi, ağır metalden arındırılması, mikroorganizma popülasyonlarının yeniden kazanılması gibi onlarca yıllık, yüksek maliyetli bir çaba gerektirir. En önemlisi de bu alanlar, eski zeytinliklerin sunduğu karbon yutaklığı, habitat fonksiyonu gibi ekosistem hizmetlerini, yüzlerce yılda oluşan kültürel değerleri yeniden üretemez (Fernández-Escobar, 2011).

Karbon Yutağı Olarak Zeytinlikler ve Türkiye’nin Yükümlülükleri

Bilimsel araştırmalar zeytin ağaçlarının, uzun ömürlü, her dem yeşil ve derin köklü yapıları sayesinde atmosferden karbonu etkin biçimde alarak toprakta ve biyokütlede uzun süreli olarak depolayabildiğini göstermektedir. Ağaçların yaprak dökümü, az toprak işleme ve doğal örtü bitkileri sayesinde toprakta mikrobiyal yaşam desteklenmekte, karbonun uzun süreli olarak tutulması sağlanmaktadır. Özellikle geleneksel, düşük girdili yönetim sistemlerine sahip zeytinliklerin, yıllık ortalama 4–5 ton CO₂/ha seviyelerinde karbon tutabildiği ortaya konmuştur (Gucci et al., 2012; Montanaro et al., 2017). Bilimsel çalışmalar zeytinliklerin sadece birer tarımsal üretim alanı değil, aynı zamanda stratejik karbon yutakları olduğunu göstermektedir. Öte yandan Türkiye’nin de taraf olduğu Paris Antlaşması’nın 5. Maddesi, taraf devletlerin doğal karbon yutaklarını “korumaları ve uygun şekilde geliştirmeleri” gerektiğini açık biçimde belirtmektedir. Bu durumda, Türkiye’nin zeytinlikler gibi etkin karbon yutaklarını hukuken ve fiilen koruma yükümlülüğü bulunmaktadır.

Sonuç: Zeytinlikler Varlıklarını Koruyarak Yaşar

Zeytinlikler yalnızca tarımsal alanlar değil, aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadelede karbon yutağı olan, birçok yerel canlı türüne, bitkiye ev sahipliği yapan, zengin biyoçeşitliliğe sahip ve yüzyıllardır kültürel bellekte yer edinmiş canlı peyzajlardır. Madenciliğin bu değerlerle uyumlu olabileceğini iddia etmek mümkün değildir. Bilimsel veriler, bu iki faaliyetin aynı mekânda sürdürülebilir şekilde yürütülemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Kamu politikalarının, yatırımcıyı koruyan kısa vadeli ekonomik kazançlar yerine uzun vadeli ekolojik, ekonomik ve kültürel sürdürülebilirliği esas alması zorunludur.

Tüm bu bilimsel gerçeklerin ötesinde zeytin tarımsal ve ekolojik olduğu kadar sosyoekonomik ve kültürel bir değerdir. Yüzbinlerce insanın doğup büyüdüğü, yaşamını sürdürdüğü ortamın doğal bir parçası, atasından miras aldığı, çocuklarına miras bırakacağı geçim kaynağı, kültürünün, tarihinin, gelenek ve göreneğinin bir parçasıdır. Zeytinlikleri yok etmek ya da taşımak insanlara burada yaşamayın, üretmeyin demekle eşdeğerdir.

Kaynakça

Ciccarese, L., Mattsson, A., & Pettenella, D. (2012). Ecosystem services from Mediterranean forests: Current issues and future challenges. iForest – Biogeosciences and Forestry, 5(2), 74–79.

Fabbri, A., Bartolini, G., Lambardi, M., & Kailis, S. (2004). Olive Propagation Manual. Landlinks Press.

Fernández-Escobar, R. (2011). Olive tree nutrition and the effect of fertilization on yield. Acta Horticulturae, 888, 239–250.

Gómez, J. A., Giráldez, J. V., Pastor, M., & Fereres, E. (2009). Effects of tillage method on soil physical properties, infiltration and yield in an olive orchard. Soil and Tillage Research, 102(2), 167–173.

Kabata-Pendias, A. (2010). Trace Elements in Soils and Plants (4th ed.). CRC Press.

Pastor, M., Humanes, M. D., Orgaz, F., & Fereres, E. (2005). Effects of pruning on yield and tree vigor of mature olive trees. Acta Horticulturae, 791, 385–392.

Tous, J., Romero, A., & Plana, J. (2010). Transplanting old olive trees in the Mediterranean region: experiences and recommendations. Olivae, 112, 45–50.

5.0 Dijital

Yeşil Geleceğin Anahtarı: 5.0 Dijital Çağ’da Eczacılık ve Çevresel Sürdürülebilirlik

Dijital Çağ 5.0, insan-merkezli teknoloji odaklı çözümleri sürdürülebilirlik ve çevre koruma ile birleştirerek geleceğin eczacılığını yeniden şekillendiriyor. İlaç endüstrisi, enerji ve kaynak tüketimine dayalı büyük bir sektör olduğu için 5.0 Dijital Çağ’ın sunduğu dijital yenilikler, çevresel sürdürülebilirliği artırmada önemli bir fırsat sunuyor.

Prof. Dr. Oğuz ÖZYARAL, Antalya Belek Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Mikrobiyolog ve Koruyucu Sağlık Uzmanı, [email protected], [email protected]

Dijital Çağ 5.0, sadece teknolojik yeniliklerle sınırlı kalmayıp küresel ısınmaya ve çevre krizlerine karşı sürdürülebilir çözümler sunan yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Eczacılık sektöründe ise bu devrim, çevreye dost üretim süreçlerinden atık yönetimine kadar pek çok alanda dünya ekosistemine katkı sağlayarak yeşil bir geleceğin anahtarını sunuyor.

Dijital Çağ 5.0’ın Çevresel ve Sürdürülebilir İlaç Yönetimi: Temiz Bir Gelecek için Teknoloji

Dijital Çağ 5.0, insan-merkezli teknoloji odaklı çözümleri sürdürülebilirlik ve çevre koruma ile birleştirerek geleceğin eczacılığını yeniden şekillendiriyor. İlaç endüstrisi, enerji ve kaynak tüketimine dayalı büyük bir sektör olduğu için 5.0 Dijital Çağ’ın sunduğu yapay zeka, büyük veri, blokzincir ve IoT (Nesnelerin İnterneti) gibi dijital yenilikler, çevresel sürdürülebilirliği artırmada önemli bir fırsat sunuyor. Eczacılık sektöründe bu teknolojilerin entegrasyonu, fosil yakıt kullanımından kaçınarak doğaya dost bir üretim ve tüketim süreci yaratma potansiyeline sahip.

  1. Yapay Zeka (AI) ve Büyük Veri ile Sürdürülebilir İlaç Üretimi ve Yönetimi

Veri Analitiği ve AI Tabanlı Üretim Optimizasyonu

Yapay zeka ve büyük veri teknolojileri, ilaç üretim süreçlerini daha verimli hale getirerek enerji tüketimini ve ham madde israfını en aza indirir. Üretim süreçlerinde gereksiz enerji tüketimini azaltan bu optimizasyon, fosil yakıt kullanımını da minimuma indirir. Aynı zamanda zararlı kimyasalların kullanımını azaltarak çevre dostu bir üretim süreci sağlar.

Çevresel Etki: Daha az enerji ve kaynak kullanımı, daha düşük karbon ayakizi ve tehlikeli kimyasal atıkların azaltılması. Bu, ilaç endüstrisinin çevre üzerindeki karbon ayakizini küçülterek küresel ısınma ile mücadelede önemli bir adım atar.

Tahmine Dayalı Analizler

Yapay zeka tabanlı tahmine dayalı analizler, ilaç talep trendlerini tahmin ederek aşırı üretim ve tedarik zinciri israfını engeller. Bu sayede yalnızca ihtiyaç duyulan miktarda ilaç üretilir, gereksiz üretim ve dağıtım süreçlerinin çevreye olumsuz etkileri minimize edilir.

Çevresel Etki: Aşırı üretim ve atıkların önlenmesiyle doğal kaynakların korunması, enerji ve su israfının azaltılması. İlaç israfının önlenmesi, atık yönetiminin iyileştirilmesi ve çevreye zararlı emisyonların minimize edilmesi sağlanır.

Eczacilik2 k
Tasarım: Oğuz Özyaral

Kişiselleştirilmiş Tıp

Yapay zeka, hastaların ihtiyaçlarına uygun kişiselleştirilmiş tedavi planları oluşturarak gereksiz ilaç kullanımını önler. Bu sayede ilaç israfı azalır ve çevreye zararlı ilaç kalıntıları ile toksik atıkların miktarı düşer.

Çevresel Etki: Gereksiz ilaç kullanımının önlenmesi, çevreye atılan ilaç kalıntıları ve toksik atıkların azaltılması. Bu, ilaçların doğal ortama zarar vermesini engelleyerek ekosistemlerin korunmasına yardımcı olur.

  1. Akıllı Sensörler ve IoT ile Sürdürülebilir İlaç Atık Yönetimi

İlaç Atık İzleme Sistemleri

Nesnelerin İnterneti (IoT) sensörleri, ilaçların kullanım sonrasında çevreye zarar vermeden nasıl imha edileceğini izleyebilir. Bu sensörler, ilaç atıklarının güvenli bir şekilde geridönüşüm veya imha süreçlerine yönlendirilmesini sağlar.

Çevresel Etki: İlaç atıklarının yanlış imha edilmesinden kaynaklanan su ve toprak kirliliği önlenir. Bu, ekosistemlerin korunmasına ve çevreye zarar vermeyen atık yönetimi sistemlerinin oluşturulmasına katkı sağlar.

Su Kirliliği İzleme

Akıllı sensörler, su kaynaklarına karışan ilaç kalıntılarını erken tespit edebilir ve bu kirliliklerin önlenmesi için su arıtma tesislerinde daha etkili yöntemler kullanılmasına olanak sağlar.

Çevresel Etki: Su kaynaklarının korunması, ekosistemlerin sürdürülebilirliği için kritik öneme sahiptir. Suya karışan ilaç kalıntılarının azaltılması, biyolojik çeşitliliğin korunmasına ve sağlıklı su kaynaklarının devamlılığına katkıda bulunur.

  1. Blokzincir ile Şeffaf ve Sürdürülebilir Tedarik Zinciri

Blokzincir Tabanlı Tedarik Zinciri İzleme

Blokzincir teknolojisi, ilaçların üretimden tüketiciye kadar izlenmesini sağlayarak gereksiz üretim ve sahte ilaçların piyasaya sürülmesini engeller. Bu teknoloji, sürdürülebilir tedarik zincirlerinin şeffaflığını artırır.

Çevresel Etki: Doğal kaynakların gereksiz tüketilmesinin önlenmesi, ilaç üretiminde kaynak israfının azaltılması ve daha verimli bir tedarik zinciri yönetimi. Çevresel etkileri minimuma indirilmiş bir ilaç dağıtım ağı sağlanır.

Karbon Ayakizi Takibi

Blokzincir teknolojisi, ilaçların üretim ve dağıtım süreçlerinde karbon ayakizini takip ederek çevre dostu üretim süreçlerinin teşvik edilmesine olanak sağlar.

Çevresel Etki: Daha düşük karbon emisyonları ve çevreye duyarlı tedarik zincirleri oluşturulur. İlaç endüstrisindeki karbon salımı azaltılır, bu da küresel ısınmaya karşı önemli bir adım atılmasını sağlar.

  1. Dijital Sağlık ve Telemedisin

Uzaktan Sağlık Hizmetleri

Telemedisin çözümleri, hastaların ilaçlarını uzaktan izleyerek gereksiz ilaç kullanımını azaltır. Gereksiz reçetelendirme ve aşırı ilaç tüketimi engellenir, bu da ilaç israfını ve çevresel etkileri en aza indirir.

Çevresel Etki: Gereksiz ilaçların üretiminden kaynaklanan çevresel etkiler azalır. İlaç israfı önlenir, çevreye bırakılan ilaç kalıntılarının miktarı azalır. 

E-İlaç Reçeteleri

Dijital reçeteler, ilaç tüketiminin izlenmesine olanak sağlar ve ilaçların yanlış imha edilmesinden kaynaklanan çevresel etkiler en aza indirilebilir.

Çevresel Etki: Atık yönetimi iyileştirilir ve ilaçların çevreye zarar vermeden geri dönüştürülmesi sağlanır. Bu, çevre kirliliğini ve ilaç kaynaklı biyolojik zararları azaltır.

  1. Sürdürülebilir Dijital İnovasyonlar

Yeşil Kimya ve Dijital Ar-Ge

Dijital simülasyonlar, çevre dostu ilaçların geliştirilmesini hızlandırabilir. Yeşil kimya ilkeleri doğrultusunda biyolojik olarak kolayca parçalanabilen, toksik olmayan ilaçlar üretilebilir.

Çevresel Etki: Kimyasal atıkların ve çevresel kirliliğin azaltılması. Doğal ortama bırakılan ilaçların çevreye zarar vermemesi sağlanarak ekosistemlerin korunması ve sürdürülebilirliği desteklenir.

  1. Dijital Eğitim ve Farkındalık

Dijital platformlar aracılığıyla toplumun ilaç kullanımı ve atık yönetimi konularında bilinçlendirilmesi sağlanabilir. Bu sayede insanlar, ilaç israfını ve çevreye zarar veren imha yöntemlerini azaltmak için daha bilinçli hale gelir.

Çevresel Etki: Toplumsal farkındalık artırılarak ilaçların yanlış imhasının önüne geçilir ve çevreye zararlı atıkların miktarı azaltılır.

  1. Otonom Lojistik ve Drone Teknolojisi ile Temiz Dağıtım

Otonom Araçlar ve Drone’lar ile İlaç Dağıtımı

Otonom araçlar ve drone’lar, ilaçların dağıtımında fosil yakıt kullanımını azaltarak karbon emisyonlarını büyük ölçüde düşürebilir. Özellikle acil ilaç teslimatlarında enerji verimliliği artırılarak çevre dostu çözümler sunulur.

Çevresel Etki: Karbon emisyonlarının azaltılması ve fosil yakıt kullanımının en aza indirilmesi. Bu teknolojiler, geleneksel lojistik yöntemlerine kıyasla daha az enerji tüketir ve ilaç dağıtımında çevre dostu bir alternatif sunar.

Genel Çevresel Katkı: Dijital Çağ 5.0’ın Temiz Geleceği

Dijital Çağ 5.0 teknolojileri, ilaç yönetimi ve çevresel sürdürülebilirlik alanında bir devrim yaratarak fosil yakıtlardan kaçınan, yenilenebilir enerji kaynaklarını teşvik eden ve doğaya zarar vermeyen çözümler sunar. Yapay zeka, büyük veri, blokzincir ve IoT gibi yenilikçi teknolojiler, ilaç üretiminden atık yönetimine kadar her aşamada enerji verimliliğini artırır, karbon emisyonlarını düşürür ve doğal kaynakların korunmasını sağlar. Bu sayede, ilaç endüstrisinin çevre üzerindeki olumsuz etkileri en aza indirilir ve küresel ısınma ile mücadelede önemli bir adım atılmış olur.

Dijital Çağ 5.0, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmak için büyük bir potansiyele sahip. Bu teknolojiler hem insan sağlığını hem de çevreyi koruyarak gelecekte daha yaşanabilir ve temiz bir dünya yaratma hedefine hizmet eder.

“Dijital Çağ 5.0 ile eczacılık, sadece insan sağlığını değil, gezegenimizin geleceğini de iyileştiriyor.”

Prof. Dr. Oğuz Özyaral

Prof. Dr. Oğuz Özyaral, MBA, Mikrobiyolog, Koruyucu Sağlık Uzmanı, Yazar

[email protected]

Herkes

Gıda Güvenliğinden Herkes Sorumlu

Dünya genelinde her yıl yaklaşık 600 milyon insan, yani neredeyse her 10 kişiden 1’i tükettikleri gıda nedeniyle hastalanıyor; bu da yılda 420 bin önlenebilir ölüm anlamına geliyor. Her yıl 7 Haziran tarihi Dünya Gıda Güvenliği Günü olarak kabul edilirken, günün 2025 teması ise “Gıda Güvenliğinden Herkes Sorumludur” olarak belirlendi. Tema; küresel ölçekte ülkeler, karar vericiler, özel sektör, sivil toplum ve genel kamuoyunu gıda güvenliği konusunda harekete geçmeye çağırıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu 20 Aralık 2018’de, 7 Haziran tarihini “Dünya Gıda Güvenliği Günü” olarak kabul etti. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), üye ülkeler ve ilgili diğer kuruluşlarla işbirliği içinde koordine ettiği günle, gıda kaynaklı risklerin önlenmesi, tespiti ve yönetimi konusunda farkındalık yaratarak harekete geçmeyi teşvik ediyor.

Yılda Her 10 kişiden 1’i Tükettikleri Gıda Nedeniyle Hastalanıyor

Halihazırda dünya genelinde her yıl yaklaşık 600 milyon insan, yani neredeyse her 10 kişiden 1’i tükettikleri gıda nedeniyle hastalanıyor; bu da yılda 420 bin önlenebilir ölüm anlamına geliyor.

Yeterli miktarda güvenli ve besleyici gıdaya erişim, yaşamı sürdürmek ve sağlığı teşvik etmek için hayati öneme sahip. Öte yandan zararlı bakteri, virüs, parazit veya kimyasal maddeler içeren güvensiz gıdalar, ishalden kansere kadar uzanan 200’den fazla hastalığa neden olabiliyor.

Güvensiz gıda, insan sağlığı ve ekonomiler için de bir tehdit oluştururken bu durum orantısız şekilde başta kadınlar, çocuklar ve çatışmalardan etkilenen topluluklar ve göçmenler olmak üzere dezavantajlı kişileri daha fazla etkiliyor. Bu nedenle “Dünya Gıda Güvenliği Günü” insanların gıda güvenliği konusunda bilinçlenmelerini sağlamak, hastalıkların nasıl önlenebileceğini göstermek, sektörler arası işbirliği yaklaşımlarını tartışmak, çözüm yollarına dikkat çekmek ve daha güvenli gıda alışkanlıklarının benimsenmesini desteklemek için önemli bir araç.

Gıda Standartlarına Uyulmalı ve Sağlıklı Gıdalar Tercih Edilmeli

Bu özel günün 2025 teması ise “Gıda Güvenliğinden Herkes Sorumludur” olarak belirlendi. Eylem odaklı tema; küresel ölçekte ülkeler, karar vericiler, özel sektör, sivil toplum ve genel kamuoyunu harekete geçmeye çağırıyor.

Gıdanın nasıl üretildiği, saklandığı, işlendiği ve tüketildiği, gıda güvenliğini doğrudan etkilediğinden, küresel standartlara uymanın, etkili düzenleyici gıda kontrol sistemleri kurmanın, temiz suya erişim sağlamanın, iyi tarım uygulamalarını benimsemenin ve tüketicilerin sağlıklı gıda tercihi yapma becerilerini artırmanın önemine vurgu yapılıyor. Temayla ayrıca, gıda kaynaklı hastalıkların azaltılmasına yönelik olarak tarımda, balıkçılıkta, okullarda ve kreşlerde, sokak yemeği satışı yapan yerlerde, ev ortamında, geleneksel gıda pazarlarında ve iş yerlerinde gıda güvenliğini geliştirmeye yönelik stratejiler oluşturulması çağrısında da bulunuluyor.

Bisiklet

Sağlığı Teşvik Eden Bisiklet İklime de Faydalı

Her yıl 3 Haziran tarihi “Dünya Bisiklet Günü” olarak kabul edilirken gerçekleştirilen farkındalık çalışmalarıyla bisikletin basit, ekonomik, temiz ve çevre dostu, sürdürülebilir bir ulaşım aracı olduğu vurgulanıyor. Bisiklet kullanımının insan sağlığına faydasının yanı sıra iklim değişikliğiyle mücadeleyi destekleyen rolüne de dikkat çekilen günle, bisikletin Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ulaşma açısından kritik önemi de anımsatılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 12 Nisan 2018’de, 3 Haziran tarihini “Dünya Bisiklet Günü” olarak kabul etti. Alınan kararda şu ifadeye yer verildi: “Bisikletin iki yüzyıldır kullanımda olan benzersizliği, uzun ömürlülüğü ve çok yönlülüğü ile basit, uygun maliyetli, güvenilir, temiz ve çevre dostu bir sürdürülebilir ulaşım aracı olduğu ve çevresel farkındalık ile sağlığı teşvik ettiği kabul edilmiştir.”

Yoksullukla Mücadele için de Önemli  

Dünya Bisiklet Günu ile bisikletin sürdürülebilir kalkınmayı teşvik eden bir ulaşım aracı olarak kullanımını öne çıkarmak amaçlanıyor. Yanı sıra iklim kriziyle mücadelede motorlu olmayan ulaşımın gerekliliği de vurgulanıyor. Yapılan araştırmalar motorlu taşıtlardan bisiklete geçişin iklim sorunlarıyla mücadeleye yardımcı olacağını ortaya koyuyor ve 2050 yılına kadar altyapı harcamalarında 25 trilyon dolara kadar tasarruf sağlayabileceğini gösteriyor.

Dünya Bisiklet Günü’nü destekleyenler, bisikletin şu amaçlar doğrultusunda kullanımını da teşvik etmiş oluyorlar:

  • Yoksulluğun ortadan kaldırılması,
  • Sürdürülebilir kalkınmanın ilerletilmesi,
  • Çocuklar ve gençler için beden eğitimi dahil eğitimin güçlendirilmesi,
  • Sağlığın teşvik edilmesi ve hastalıkların önlenmesi,
  • Sosyal katılımın kolaylaştırılması ve barış kültürünün yaygınlaştırılması.
Bisiklet Toplu Taşıma Sistemlerine Entegre Edilmeli

Bisikletler; basit, ekonomik ve yaygın kullanılan ulaşım araçları. Orta düzeyde yoğunlukta bir fiziksel aktivite olan bisiklet sürmek hem fiziksel hem de ruhsal sağlık açısından önemli faydalar sağlıyor. Örneğin kalp hastalığı, felç, bazı kanser türleri, diyabet ve hatta erken ölüm riskini azaltabilmesinin yanı sıra ruh sağlığını da güçlendirebiliyor.

Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre, yürümeye ve bisiklet sürmeye yönelik güvenli altyapı, sağlıkta eşitliğe ulaşmak için de bir yol. Özel araç sahibi olamayan yoksul kent nüfusu için yürümek ve bisiklet sürmek, ulaşım imkanı sağlayarak aynı zamanda eşitlikçi ve maliyet açısından da etkili bir çözüm.

Tüm bu gerçeklikten yola çıkan BM, son olarak 15 Mart 2022’de, bisikletin toplu taşıma sistemlerine entegrasyonuna yönelik bir kararı kabul etti. Kararda, bisikletin sürdürülebilir yönlerine dikkat çekilerek sorumlu üretim ve tüketimi teşvik eden, iklim üzerinde olumlu etkiye sahip bir araç olduğu vurgulandı.