Farklı ülkelerden kadın liderlerin katılımıyla gerçekleşen yeni bir anketin raporlaştırılan sonuçlarına göre, çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) alanında hedeflere ulaşmak halen zorlayıcı. Ankete katılanların %42’si, ESG stratejisinin en çok müşteri ilişkilerini güçlendirme ve markaya olumlu bir imaj kazandırma konusunda etkili olduğunu düşünüyor. ESG, iletişimde katma değer yaratsa da doğrudan değer üretme aracı olarak pek görülmüyor. Bu da ESG’nin kurumsal değer yaratım süreçlerine stratejik olarak entegre edilmesinin hâlâ yeterince sağlanamadığına işaret ediyor.
KPMG’nin 46 ülkeden 475 kadın liderin katılımı ile gerçekleştirdiği anketin sonuçlarından faydalanarak hazırladığı, Küresel Kadın Liderlere Genel Bakış 2025 raporunda kadın liderlerin kariyerlerinde karşılaştıkları zorlukların yanı sıra şirketlerine ve ülke ekonomilerine dair gelecek öngörüleri hakkında bilgiler yer alıyor.
Rapora göre küresel ekonomide süregelen dalgalanmalara rağmen kadın liderler, kendi şirketlerinin performansına ilişkin güçlü bir iyimserlik sergiliyor. Her 10 kadın liderden 9’u önümüzdeki üç yıl içinde gelirlerde artış bekliyor. Buna karşılık küresel ekonomi için güven oranı yalnızca üçte bir düzeyinde kalıyor. Bölgesel bazda Asya’daki kadın liderler daha iyimserken Batı Avrupa’dakiler daha temkinli bir tablo çiziyor.
Üst düzey kadın yöneticiler, karşılarındaki en acil sorunların başında jeopolitik karışıklıkların ve ekonomik belirsizliklerin geldiğini düşünüyor. Aynı zamanda, silahlı bir çatışma ihtimaline dair endişeler de artıyor; katılımcıların yaklaşık %40’ı bu konuyu en önemli kaygıları arasında gösteriyor. Katılımcıların yaklaşık üçte ikisi şirketlerinin mevcut jeopolitik karışıklık ve çeşitli zorluklar nedeniyle giderek artan bir baskı altında olduğunu belirtiyor. Önümüzdeki üç yıl için öngörülerde de üst düzey yöneticiler şirketlerin büyümesi önündeki en büyük riskin yine jeopolitik belirsizlikler olacağını düşünüyor. Bu tabloya düzenleyici engeller de eklenince riskler daha da büyüyor. Özellikle artan bürokrasi, kayda değer bir endişe kaynağı olarak öne çıkıyor.
Yapay Zeka Yatırım Önceliği
2025’teki ankete katılan üst düzey kadın yöneticiler arasında, beş yıl aradan sonra ilk kez yatırım odağı, yeni teknolojilerin özellikle üretken yapay zekanın benimsenmesi ve kullanılması yönünde oldu. 2023’teki anketle karşılaştırıldığında, çalışan gelişimine yapılan yatırımda 30 puanlık bir azalma oldu ki bu da önceliklerin net şekilde değiştiğini gösteriyor. Sadece Asya’da, çalışan gelişimi hâlâ ön planda tutuluyor. Krizlerin yaşandığı bu dönemde birçok şirket, büyüme ve dönüşüm için teknolojiyi temel bir kaldıraç olarak kullanıyor. Öyle ki katılımcıların yarısından fazlası kriz dönemlerinde AI yatırımlarını önceliklendiriyor.
Öte yandan kadın liderlerin %80’i, üretken yapay zekanın iş sayısında köklü bir değişikliğe yol açmayacağını, ancak mevcut çalışanların yeni beceriler edinmesini ve farklı görevlere kaydırılmasını gerektireceğini düşünüyor. %15’lik bir kesim, üretken yapay zekanın yarattığından daha fazla işi ortadan kaldıracağını öngörüyor. %5 ise yapay zekanın yok ettiğinden daha fazla yeni iş imkanı doğuracağı görüşünde.
ESG ve Çeşitlilikte İlerleme Yavaşladı
Rapor; çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) alanında hedeflere ulaşmanın halen zorlayıcı olduğunu da ortaya koyuyor. Yanıtlara göre önümüzdeki üç yıl boyunca, ESG stratejisinin en büyük etkisi müşteri ilişkileri ve marka algısının iyileşmesinde hissedilecek; ölçülebilir finansal sonuçların ise neredeyse hiç etkisi olmayacak. Katılımcıların %42’si, ESG stratejisinin en çok müşteri ilişkilerini güçlendirme ve markaya olumlu bir imaj kazandırma konusunda etkili olduğunu düşünüyor. ESG, iletişimde katma değer yaratsa da doğrudan değer üretme aracı olarak pek görülmüyor. Bu da ESG’nin kurumsal değer yaratım süreçlerine stratejik olarak entegre edilmesinin hâlâ yeterince sağlanamadığına işaret ediyor.
Katılımcılar, çeşitlilik ve kapsayıcılık alanında bir süredir ilerleme kaydedilmediğini, hatta bu konuda bir durgunluk yaşandığını bildiriyor. Son ankete göre, son iki yılda bu alanda herhangi bir gelişme olmadı. Dikkat çeken bir diğer nokta ise kadın liderlerin çeşitlilik ve kapsayıcılık konusunda genel olarak erkek CEO’lara kıyasla daha olumlu bir tablo çizmesine rağmen, orta vadede gelişmeler hakkında daha karamsar olmaları. Kadın liderlerin sadece %58’i (erkek CEO’larda bu oran %70) önümüzdeki üç yıl içinde bu alandaki çabaların artacağına inanıyor. Oysa 2023’te kadın üst düzey yöneticiler arasında bu oran %76 seviyesindeydi. Bu da kayda değer bir düşüş anlamına geliyor.
Kadın Liderlerin Yarısından Fazlası Ayrımcılığa Maruz Kaldı
Araştırmadan çıkan bir diğer çarpıcı bulgu ise kadın liderlerin %62’sinin, son üç yılda iş yerlerinde önyargı ve ayrımcılık yaşadıklarını söylemesi oldu. Katılımcıların %47’si de çalıştıkları şirketlerde eşit ücret konusunda henüz şeffaflık olmadığını belirtiyor. Bölgesel çapta bakıldığında ise Kuzey Avrupa’daki üst düzey kadın liderlerin hem önyargı ve ayrımcılığı çok daha az yaşadığı hem de eşit ücret konusunda daha fazla şeffaflık olduğu göze çarpıyor. Kadınlar bu konularda başka hiçbir bölgede Kuzey Avrupa’daki kadar olumlu bir tablo çizmiyor.
Eşit fırsatlara ulaşmak söz konusu olduğunda, günümüzün üst düzey kadın liderlerinin kariyer başarısında en çok hangi faktörleri önemsediğini anlamak büyük önem taşıyor. Ekonomik koşulların zorlu olduğu dönemlerde, sıkı çalışma ve azim giderek daha fazla öne çıkıyor. Son yıllarda öne çıkan stratejik düşünme ve liderlik becerilerinin önemi devam etse 2023 yılına göre sıkı çalışma ve kişisel azmin önemi sırasıyla %77 ve %58 arttı. Bu da zorlu zamanlarda kişisel dayanıklılığın ne kadar kritik bir rol oynadığını açıkça gösteriyor.
Geçmişte kadınlar, kariyerlerinde ilerlemek için genellikle iş değişikliği yapmayı tercih ederken, bugün bu oran belirgin şekilde azalmış durumda. 2018’de kadınların %35’i iş değiştirmeyi düşünürken şu anda bu oran sadece %25. Özellikle genç kadınlar kariyerlerinde bir sonraki adımı kendi şirketlerinde atmayı planlarken, daha kıdemli kadın liderler yeni bir işveren arayışına daha açık görünüyor.
Ankete katılan üst düzey kadın liderlerin neredeyse tamamı sosyal medyayı aktif olarak kullanıyor ve büyük çoğunluğu bunu profesyonel amaçlarla yapıyor. Özellikle yönetici pozisyonlarında profesyonel başarı için dijital dünyada varlık göstermenin neredeyse zorunlu hale gelmiş olması da bu ilginin bir nedeni olarak gösteriliyor.
Bununla birlikte bu durum, beraberinde çeşitli riskleri de getiriyor. Ankete katılan kadınların yaklaşık üçte biri, dijital ortamda şiddete maruz kaldığını ya da çevresinde buna tanık olduğunu belirtiyor. Bu durum, sözlü tacizden iftiraya, nefret söyleminden doğrudan hedef alınan siber zorbalığa kadar farklı şiddet türlerini içeriyor. Üst düzey kadın yöneticilerin karşılaştığı dijital şiddet türleri içerisinde ilk sırada %41 ile taciz geliyor. Bunu %37 ile karalama ve %35 ile nefret söylemi takip ediyor.








