İnsanlar çoğalıyor, şehirler yayılıyor. Şehir için alan lazım: Ağaçları kes. Sayıları artan nüfusu doyurmak için tarım alanı lazım: Ormanları yak. Ağaçların dallarında, gövdelerinde, köklerinde barınan börtü böcek, kuşlar, hayvanlar: Hepsinin yaşam alanları yok ediliyor, türleri yok oluyor. Al sana afet!
Sibel BÜLAY, [email protected]
Bu ay ekoIQ’nun dosya konusu iklim değişikliği ve afetler karşısında kentlerin dayanıklılığı; sürdürülebilir bir gelecek için dirençli, sağlıklı ve yaşanabilir yaşam alanları. Şehirlerde uygulanan doğa odaklı çözümler üzerine yazacakken kafamda sorular oluşmaya başladı:
- Dirençli yaşam alanları: Kim, neye karşı direniyor?
- Kimin, neyin yaşam alanları?
- Sürdürülebilir bir gelecek: Nasıl bir gelecek?
Şehir odaklı gelişmeye devam edeceğimiz varsayımından yola çıkalım:
-2050’de dünya nüfusunun %70’inin, 2100’de ise %85’inin şehirlerde yaşayacağı öngörülüyor.
-Dünyanın kara kütlesinin %30’u 15,3 milyon kilometrekare kara kaplı. Bunun sadece %3’ü şehirlerle kaplı. 2050’de bu %8’e kadar, 2100’de ise %18’e kadar çıkmış olabilir.
-Kentsel ayakizi çevre üzerinde derin ve olumsuz etkiler yaratıyor:
- İklim krizi: Kuraklık, seller, şiddetli hava koşullarını tetikleniyor (Seragazı salımlarının %70’i şehir kaynaklı.
- Biyoçeşitlilik kaybı: Şehirler yayıldıkça hayvanların habitatları parçalanıyor, yaşam alanları küçüldükçe besine erişim zorlaşıyor. Hayvan türleri ve bitki örtüsü yok oluyor.
- Isı adaları,
- Hava kirliliği,
- Su kirliliği,
- Atık depolama alanlarından sızan su toprakları zehirliyor.

Şehirler yayıldıkça bu etkiler katlanarak artacak. Ve biz hep kentlerin direncini, doğal afetleri konuşuyoruz. İşin ilginç yanı, yukarıda sıralananların tümü insanlığın yarattığı afetler; bizim yaşam tarzımızın tetiklediği olaylar. Yani kendi yaptıklarımıza karşı direnmemiz gerekiyor. Kendi yaptıklarımıza karşı nasıl direneceğimizin arayışı içindeyiz. Bunu bir tarafa koyalım.
Şehirler yayıldıkça gezegenimizin üstünde artan olumsuz etkilerini konuşalım.
Yayılıyoruz
İnsanlar çoğalıyor, şehirler yayılıyor. Şehir için alan lazım: Ağaçları kes. Sayıları artan nüfusu doyurmak için tarım alanı lazım: Ormanları yak. Ağaçların dallarında, gövdelerinde, köklerinde barınan börtü böcek, kuşlar, hayvanlar: Hepsinin yaşam alanları yok ediliyor, türleri yok oluyor. Al sana afet! Onların direncini kırma hakkını kendimizde neden görüyoruz? İnsanlığın vahşetine, benmerkezciliğine karşı doğanın direncini ne zaman konuşacağız?
Seller
Derelerin akışları sürekli değişir. Sağa kıvrılır, sola kıvrılır; genişler, daralır, kurur, çağlar. Üzerinden geçtiği topraklardan aşağı sular süzülerek temizlenir, yer altı kaynaklarını besler. Derelerin suları taşları yalayarak geçerken onları aşındırır; toprak ve silt tabakasıyla birleşerek zengin alüvyonlu toprak oluşur. Ağaçlar, toprak, yağmur suyunu emer.
Biz şehirlerimizin içinden geçen dereleri daracık beton yataklara hapsediyoruz. Etraflarına da inşaat yapıyoruz. Beton üzerinden akan derelerin suları topraklardan süzülüp yer altı kaynaklarını besleyemez. Beton üzerinden akan dereler çiftçinin tarlasına zenginleştirdiği toprakları bırakamaz. Beton üzerinden akan dereler yağan yağmur suyunu ememez, taşar. Taşınca da mahallede sel olur. Biz de buna doğal afet diyoruz. Bu doğal afet değil. Doğaya karşı betonla geliştirdiğimiz kardeşliğin sonucu, kendi yarattığımız bir afet.

Isı Adaları
Şehirler yayıldıkça ağaçlar kesiliyor. Güneş ışınları altında iyice ısınan binalar ve asfaltlanmış alanlar kalorifer görevi görüyor ve yer yer ısı adaları oluşturuyor. Şehirlerde oluşan ısı adaları gündüzleri çevrelerine göre bazı yerlerde 3 °C’ye kadar daha sıcak olabiliyor. Geceleriyse fark 12°C’ye kadar çıkabiliyor. Şehirlerin genişlemesi kaynaklı bu ısınma, iklim krizinden bağımsız bir oluşum. Sıcaktan kurtulmak için klima kullanımı artacak. Seragazı salımları da artacak ve kendimizi bir kısır döngünün içinde bulacağız.
Yaşam Alanları
Kuşların binlerce yıllardır kullandığı göç yolu üzerine İstanbul Havaalanı inşa edildi. Kuşların uçaklar için tehlike oluşturduğunu öğrendik. Motora girerse “Allah Korusun uçak düşer, felaket olur” diyoruz.

Uçaklar da kuşlar için tehlike. Havaalanı pistlerinden kuş ölülerinin toplandığını biliyoruz. Havaalanının yapılmasıyla kuşların yaşam alanları yok edildi. Yeşil Gazete’nin haberine göre, İstanbul Havalimanı için 13 milyon ağaç kesilmiş. Arkitera’nın haberine göre ise 660 hektarı kapsayan göl alanları yok edildi. Kuşlar nereye konacak, nerede dinlenecek? Böcekler, otlar, su kaynakları yok edildikçe kuşlar nasıl beslenecek (İnşaat sırasında konu gündeme geldiğinde LİMAK, kuşları eğiterek farklı alanlara yönlendireceklerdi!!!)?
Çevre uzmanları, havalimanı inşaatının kuşların göç güzergahında yer aldığını belirterek, “Dünyanın en yoğun göç yollarından biri olan İstanbul üzerinden göç eden kuşlar için küresel kıyım anlamına geliyor” demişlerdi.
Geleceğimiz
Doğayı anlamadan hep doğayı kontrol edebileceğimizi düşündük. Doğayı kontrol edemediğimizde çıkan sonuca afet diyoruz. Ve doğaya daha fazla müdahale ediyoruz. Doğal afetlere karşı değil, doğanın insan faaliyetlerine karşı dayanıklılığını gündeme getirelim.
Şehir odaklı gelişme devam ediyor ve görünürde edecek. Şehirler daha da büyüyecek. Daha da yayılacak. Bu yaşam tarzımız o kadar mükemmel ki farklı bir şey düşünmeye gerek yok (mu?) Gerçekten istediğimiz bu mu? Başka seçenekleri neden konuşmuyoruz? Bu gidişatı sorgulamayı gündemimize neden almıyoruz?
Karışık düşünceler ve duygular içeren bir yazı oldu. Ama bu daha başlangıç. Sorgulamaya devam.








