Yaşam ücreti onur, refah ve güvenli bir yaşam demektir. İnsana yakışır yaşam standardı demektir: Yeterli beslenme, barınma, sağlık hizmetleri, eğitim, çocuk bakımı, ulaşım ve giyim gibi temel ihtiyaçların karşılanması demektir. Beklenmedik durumlar için birikim yapabilmek, geleceği planlayabilmek ve yaratılan refahtan adil bir pay almak demektir. Ve bunları çalışanların aşırı mesai yapmadan veya birden fazla işte çalışmadan sağlayabilmesi demektir. Yaşam ücreti aileleri güçlendirir, toplumlar daha dayanıklı hale gelir.
Sibel BÜLAY, [email protected]
İkinci Dünya Sosyal Kalkınma Zirvesi’nin odağında yoksulluğun ortadan kaldırılması, insana yakışır işlerin yaygınlaştırılması ve sosyal kapsayıcılığın güçlendirilmesi vardı. Zirvede konuşulan yaşam ücreti ise tam da bu hedeflerin merkezinde yer aldı. Çünkü insanların emeği karşılığında geçinebilecek bir ücret almaları hem yoksulluğun azalması hem de daha adil ve kapsayıcı bir toplumun kurulması için temel bir adım olarak görülüyor.
Bugün dünyanın birçok yerinde çalışmak, artık insana insana yakışır bir yaşam sağlamaya yetmiyor. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Global Wage Report’una göre, dünya genelinde yaklaşık 664 milyon çalışan, kendi ve ailesi için asgari yaşam koşullarını dahi karşılayamayan ücretlerle yaşam mücadelesi veriyor. Gıda, barınma, enerji, sağlık ve eğitim maliyetlerindeki artışlar, ücretlilerin alım gücünü ciddi biçimde aşındırmış durumda.
Bu tablo, aileleri sürekli zor seçimlerle karşı karşıya bırakıyor: Daha sağlıksız beslenme, yetersiz konut koşulları, ertelenen sağlık harcamaları ya da çocukların okula gönderilmek yerine çalıştırılması gibi. Sonuç olarak eşitsizlikler derinleşiyor, sosyal uyum zayıflıyor ve dışlanma giderek yaygınlaşıyor. Yaşam ücreti ise bu sorunlara karşı temel işçi haklarıyla doğrudan bağlantılı somut bir çözüm.

Bir Ücreti “Yaşam Ücreti” Yapan Nedir?
ILO’ya göre yaşam ücreti, “bir çalışanın ve ailesinin, ülke koşulları dikkate alınarak, normal çalışma saatleri karşılığında insana yakışır bir yaşam standardını sürdürebilmesi için gerekli olan ücret düzeyi”dir.
Yaşam ücreti onur, refah ve güvenli bir yaşam demektir. İnsana yakışır yaşam standardı demektir: Yeterli beslenme, barınma, sağlık hizmetleri, eğitim, çocuk bakımı, ulaşım ve giyim gibi temel ihtiyaçların karşılanması demektir. Beklenmedik durumlar için birikim yapabilmek, geleceği planlayabilmek ve yaratılan refahtan adil bir pay almak demektir. Ve bunları çalışanların aşırı mesai yapmadan veya birden fazla işte çalışmadan sağlayabilmesi demektir.
Yaşam ücreti aileleri güçlendirir, toplumlar daha dayanıklı hale gelir.
Yaşam Ücretinin Hesaplanması
Uzmanlara göre yaşam ücreti hesaplanırken hane halkı sayısı ve gerçek yaşam maliyetleri esas alınmalıdır. Maliyetler bölgeler arasında büyük farklılıklar gösterdiğinden hesaplamaların genelleştirilmiş ulusal ortalamalar yerine yerel koşullara dayandırılması çok önemlidir. Bu çerçeve ayrıca, hane bütçelerini doğrudan etkileyen ulaşım, eğitim ve sağlık hizmetlerinin gerçek maliyetlerini de hesaba katmalıdır. Hesaplama aynı zamanda güncel ve güvenilir verilerle desteklenmeli; insani gelişmişlik endeksleri gibi göstergelerden yararlanılmalıdır.
Verilerin toplanması, doğrulanması ve doğru bağlama yerleştirilmesi sürecinde sendikaların aktif katılımı da çok önemlidir. Bu sayede hesaplamalar soyut modeller yerine çalışanların yaşadıkları gerçek koşulları yansıtır. Bununla birlikte sendikalar çalışanların sesini güçlendirir ve iş yeri ile toplumsal koşullara dair somut bilgiler sunar.
Yaşam ücretleri tek taraflı kararlarla hayata geçirilemez. Sürecin güvenilir olması için hükümet, işçi ve işverenden oluşan üçlü yapı tarafından yürütülmesi gerekir. Ancak böyle bir yapı ile çalışanların beklentileri, verimlilik, rekabetçilik ve küresel piyasa baskıları arasında dengeler sağlanarak ortak çözümler üretilebilir.
Şeffaflık yaşam ücreti hesaplanmasında vazgeçilmezdir. Kullanılan yöntemler, varsayımlar ve veri kaynakları kamuoyuna açık olmalı; böylelikle denetlenebilirlik, güven ve hesap verebilirlik sağlanmalıdır. Bu ilkeler bir araya geldiğinde, adil, gerçekçi ve toplumsal karşılığı olan bir yaşam ücretinin zemini oluşur. Böyle bir ücret yaklaşımı, hanelerin geçim koşullarını güçlendirirken kapsayıcı ve sürdürülebilir bir ekonomik büyümeye de katkı sağlar.
Yaşam Ücretinin Topluma ve Ekonomiye Katkısı
Yaşanabilir ücret alan çalışanların sağlık durumları iyileşiyor, maddi kaygıları azalıyor ve kendilerini daha güvende hissediyorlar. Bu durum, bireysel refahın artmasının yanı sıra toplumsal düzeyde de önemli sonuçlar doğuruyor. Yaşanabilir ücretler yerel ekonomileri canlandırıyor, yoksulluğu azaltıyor ve sosyal adaleti güçlendirerek kuşaklar arası yoksulluk döngüsünün kırılmasına katkı sağlıyor.
İşverenlerin rekabet gücünün azalacağı yönündeki endişelerinin aksine araştırmalar yaşanabilir ücret uygulamalarının işverenler açısından da önemli faydalar sunduğunu gösteriyor. Bu ücret politikaları sayesinde çalışanların motivasyonu ve verimliliği ile birlikte ürün ve hizmet kalitesi de artıyor. Kendini daha iyi ve güvende hisseden çalışanlar işlerini bırakma eğilimi göstermedikleri için, işe alım ve eğitim maliyetleri de azalıyor.

Makroekonomik ölçekte bakıldığında da yaşanabilir ücretler tüketimi artırıyor, iç talebi destekliyor ve ekonomik istikrara katkı sağlıyor. Ayrıca bu uygulama, zorla çalıştırma ve aşırı mesai gibi sömürüye dayalı uygulamalarının önüne geçerek adil ve sürdürülebilir küresel ticaretin temelini güçlendiriyor. Uzman tahminlerine göre, yaşanabilir ücretlerin yaygın biçimde uygulanması küresel ölçekte trilyonlarca dolarlık ek ekonomik değer yaratabilir.
Devletler, Şirketler ve Küresel İşbirliği
Yaşam ücreti ortak bir sorumluluktur. Devletler, insan haklarını koruma yükümlülükleri kapsamında ücret politikaları, sosyal koruma sistemleri ve verimliliği artıran yatırımlarla süreci desteklemelidir. Avrupa Birliği’nde (AB) bazı ülkelerde asgari ücretlerin yaşam maliyetlerine bağlanması bu yönde atılmış somut adımlardır.
Küresel düzeyde ise Sosyal Adalet için Küresel Koalisyon gibi girişimler, rekabet kaygılarını azaltan ve geçiş süreçlerini kolaylaştıran uyumlu yaklaşımların önemini ortaya koymaktadır.
Özellikle küresel değer zincirlerinde faaliyet gösteren şirketlerin rolü kritiktir. ILO’nun öncülük ettiği Yaşam Ücreti Girişimi hız kazanıyor. Bugün itibarıyla 700 şirket, 2030’a kadar kendi faaliyetlerinde yaşam ücretini tamamen uygulamayı hedefliyor. 400 şirket ise hem kendi iş yerlerinde hem de tedarik zincirlerinde bu ücreti hayata geçirmek için çalışmalarını başlatmış bulunuyor.
Unilever örneği, yaşam ücretlerinin üretkenliği artırdığını ve iş gücü devrini azalttığını gösteriyor. Ancak bu deneyim aynı zamanda şunu da ortaya koyuyor: Şirketler tek başına hareket edemez. Rekabet dezavantajı yaratmamak için konu uluslararası düzeyde ele alınmalı; kamu politikaları, ücret belirleme mekanizmaları, küresel ticaret konusu da sürece eşlik etmelidir.

Sürdürülebilir Geçişin Anahtarları
Sürdürülebilir yaşam ücretleri; beceri geliştirme ve inovasyon yoluyla verimlilik artışı, sektörel ve veriye dayalı ücret belirleme, uyumlu işletmeler için teşvikler ve tüm toplumu kapsayan bir yaklaşım gerektirir. Ücret artışları, üretkenlik ve yapısal dönüşümle birlikte ilerlemelidir. Ayrıca yaşam ücretlerinin sosyal koruma sistemleriyle bağlantılı olması da gerekir. Aksi takdirde ücret artışları kalıcı yaşam standardı iyileşmelerine dönüşmeyebilir.
Yaşam ücreti, sayılarla ilgili bir yarış değildir. Denge ile ilgilidir: Çalışanın onuru ile işletme sürdürülebilirliği, sosyal adalet ile ekonomik gerçeklik arasında bir denge. Artan eşitsizliklere ve sosyal dışlanmaya karşı güçlü bir araçtır.
Sonuçta, toplumun tamamının refahı ancak toplumun her bir kesiminin refahıyla mümkündür. Yaşam ücretleri, diyalog, veri ve ortak sorumluluk temelinde ilerletildiğinde, daha kapsayıcı ve istikrarlı bir çalışma hayatının kapısını aralar.








