Hoşgörünün farklı toplulukların bir arada yaşayabilmesinin güvencesi olduğundan yola çıkılarak, günümüzden 30 yıl önce 16 Kasım tarihi “Dünya Hoşgörü Günü” olarak kabul edildi. Bu özel gün, hoşgörüsüzlükle mücadelede gerekli yasal düzenlemelerin, bu konudaki eğitimin ve doğru bilgiye herkesin ulaşma hakkının önemi hakkında farkındalık yaratmayı amaçlıyor.
Dünyamız tarihi boyunca her ne kadar çatışmalar ve savaşlar yaşasa da bir yandan da kültürlerin ve geleneklerin dokularına kök salan hoşgörü kavramına her daim ev sahipliği yaptı. İşte bu köklerde yer alan kültürel çeşitliliğe, ifade biçimlerine ve insan olmanın farklı yollarına saygı duyma ve değer verme anlamına gelen hoşgörüyü o köklerden açığa çıkarmak amacıyla 1996 yılında Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 16 Kasım’ı “Dünya Hoşgörü Günü” olarak ilan etti.
Bu karar, UNESCO’nun 16 Kasım 1995 tarihinde kabul ettiği “Hoşgörü İlkeleri Bildirgesi”nin ardından geldi. Bildirgede, hoşgörünün ne bir kayıtsızlık ne de hoşgörüsüzlüğe göz yummak olduğu vurgulanırken, hoşgörünün aynı zamanda dünyanın her bölgesindeki farklı toplulukların bir arada yaşayabilmesinin tek güvencesi olduğuna dikkat çekiliyor.
Hoşgörü, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ile Doğrudan Bağlantılı
Dünya Hoşgörü Günü, hoşgörüsüzlüğün tehlikeleri hakkında kamuoyu farkındalığını artırmak ve farklı kültürler ve topluluklar arasında anlayış ve saygıyı teşvik etmeyi amaçlıyor. Gün aynı zamanda bir dizi Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA’lar) ile de uyum içinde. Barış, hoşgörü ve anlayış kültürünü geliştiren kapsayıcı ve eşitlikçi eğitimi teşvik etmek amacıyla herkes için nitelikli bir eğitimin şartlarını oluşturmak bunlardan en önemlisi.
Yanı sıra ayrımcılık ve dışlanma sorunlarını ele alarak ülkeler içinde ve arasında eşitsizlikleri azaltmak, sosyal kapsayıcılığı güçlendirmek amacıyla eşitsizliklerin azaltılması amacı da hoşgörü kavramıyla son derece önemli bir bağa sahip.
Dünya Hoşgörü Günü ayrıca barışçıl ve kapsayıcı toplumları desteklemek, adalete erişimi sağlamak ve etkili, hesap verebilir kurumlar inşa etmeye de özel olarak vurgu yapıyor.
Mücadelenin Üç Temel Sacayağı Var
Peki, hoşgörüsüzlükle nasıl mücadele edebiliriz? Bunun için ilk temel şart yasalar. Her hükümetin, insan hakları yasalarını uygulamak, nefret suçlarını ve azınlıklara yönelik ayrımcılığı yasaklamak ve cezalandırmakla sorumlu olduğunu unutmamak gerekiyor. Adalete erişim sağlanarak insanların kendi adaletlerini kendilerinin sağlamaya kalkışmalarının önüne geçmek çok önemli.
Hoşgörüsüzlükle mücadelede ikinci adım ise eğitim. Yasalar elbette gerekli olsa da bireysel tutumlarda hoşgörüsüzlüğü önlemekte tek başına yeterli değil. Çoğunlukla bir tür cehalet ve korkuya da dayanan hoşgörüsüzlüğün önüne geçmek için iyi ve kapsamlı bir eğitim gerekiyor.
Bir yandan bilgiye erişim de hoşgörüsüzlükle mücadelenin önemli bileşenlerinden birini oluşturuyor. Hoşgörüsüzlük en tehlikeli halini, bireylerin veya grupların siyasi ve bölgesel çıkarlarını gerçekleştirmek için onu istismar etmelerinden alıyor. Nefret yayan kişilerin, genellikle halkın hoşgörü sınırını ölçerek işe başladıklarını ve yanıltıcı argümanlar ve yanlış bilgiyle kamuoyunu manipüle edebildiklerini bilerek, bilgiye tam erişimin bu mücadeledeki önemi daha iyi anlaşılabiliyor.








