Jeopolitik kutuplaşmalar ve küresel kırılganlıklar arasında gerçekleşen COP30, her talebi karşılayamasa da ülkelerin işbirliği arayışlarını, fosil yakıtların ötesine geçme yönündeki kararlılıklarını ve çok taraflı süreçlerin hâlâ en güçlü çözüm üretme zemini olduğunu gösterdi.
Ecem ORAN, Kurumsal Sürdürülebilirlik ve Değer Zinciri Uzman Yardımcısı, UN Global Compact Türkiye
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 30. Taraflar Konferansı (COP30), 10–21 Kasım 2025 tarihleri arasında, Brezilya’nın Amazon havzasındaki Belém kentinde gerçekleştirildi. Gezegenin toplam biyolojik çeşitliliğinin yaklaşık yarısına ev sahipliği yapan ve dünyanın en büyük yağmur ormanı olan Amazon’da yapılan toplantının ana teması iklim krizine uyum oldu.
Dünya liderleri, bilim insanları, iş dünyası ve sivil toplum temsilcileri; 1,5 °C hedefinin korunması için gerekli politik ve finansal dönüşümü tartışırken fosil yakıtların geleceği, ormansızlaşmanın durdurulması, bilgi bütünlüğü ve uyum kapasitesinin geliştirilmesi etrafındaki tartışmalar COP30’un genel çerçevesini oluşturdu. Paris Anlaşması’nın yürürlüğe girişinin 10’uncu yılına denk gelen zirve, iklim diplomasisinde taahhütlerden uygulamaya geçişe yönelik adımları güçlendirmeyi hedefledi.
Ancak zirve birçok başlıkta beklentilerin altında kalması nedeniyle eleştirildi. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres’in ifadeleriyle, COP30 jeopolitik kutuplaşmaların ortasında “gereken her şeyi sağlayamayan” bir konferans oldu. Buna rağmen çok taraflılığın dayanıklılığını ve bazı ülkelerin fosil yakıtların ötesine geçme yönündeki kararlılığını ortaya koydu.
İklim Finansmanı
COP30’da iklim finansmanı zirvenin en tartışmalı başlıklarından biriydi. Ülkeler, özellikle gelişmekte olan ekonomilerin artan iklim riskleri karşısında çok daha fazla kaynağa ihtiyaç duyduklarını vurgularken, küresel finansman akışının hâlâ 1,5 °C hedefiyle uyumlu seviyeye ulaşmadığı açıkça ortaya kondu. Bu nedenle Zirve boyunca finansmanın nasıl artırılacağı, daha erişilebilir hale nasıl getirileceği ve hangi aktörlerin sorumluluk üstlenecekleri tartışmaların merkezinde yer aldı.
Zirvede öne çıkan gelişmelerden biri, “Bakü’den Belém’e 1.3T Yol Haritası” kapsamında 2035’e kadar her yıl en az 1,3 trilyon dolar finansmanın mobilize edilmesi hedefinin resmi sonuç metninde yeniden teyit edilmesi oldu. Bu finansmanın yenilenebilir enerji yatırımlarından uyum projelerine, afet sonrası onarım çalışmalarından kırılgan toplulukların desteklenmesine kadar geniş bir alanda kullanılması planlanıyor. Ancak bu hedefi hayata geçirecek somut mekanizmalara henüz karar verilmemiş olması, finansman mimarisinin uygulama kapasitesine ilişkin soru işaretlerini koruyor. Benzer şekilde, yıllık 300 milyar dolarlık iklim finansmanı hedefi de korunurken, bu hedefin güçlendirilmesine yönelik talepler COP30 sonuç metnine yansımadı.
Paris Anlaşması’nın gelişmiş ülkelere kamu finansmanı sağlama yükümlülüğü getiren Madde 9.1 ilk kez resmi bir süreç altında ele alındı ve iki yıllık yeni bir çalışma programı başlatıldı.
Bu yılın dikkat çekici gelişmelerinden biri, Kayıp ve Zarar Fonu’nun (Loss and Damage Fund) ilk kez aktif olarak kullanılmaya başlanmasıydı. Bu adım olumlu karşılanmakla birlikte fonun mevcut büyüklüğünün, iklim etkilerinin yarattığı ekonomik ve sosyal kayıpları karşılamak için hâlâ oldukça sınırlı olduğu ifade edildi.
Ulusal Katkı Beyanları
COP30’da ülkelerin güncelledikleri Ulusal Katkı Beyanları (NDC’ler) önemli bir başlık olarak öne çıktı. UN Climate Change İcra Direktörü Simon Stiell’e göre, Pariş Anlaşması olmasaydı 2035 yılına kadar küresel emisyonların 2019 seviyelerine kıyasla %20 ila %48 arasında artması bekleniyordu. Küresel emisyonların %69’unu kapsayan toplam 113 ülkenin Ulusal Katkı Beyanları küresel emisyonları gelecek 10 yılda %12 azaltacak bir yörüngeye işaret ediyor. Bununla birlikte 2025 Ulusal Katkı Beyanları Sentez Raporu mevcut taahhütlerin 1,5 °C hedefi için hâlâ yetersiz kaldığını ve dünyayı yaklaşık 2,6 °C’lik bir ısınma senaryosuna yönelttiğini ortaya koydu.
Türkiye’nin COP30 kapsamında güncellediği 2035 Ulusal Katkı Beyanı emisyonlarda mutlak bir azalma değil, artıştan bir azaltım içermesi ve kömürden çıkışa değinmemesi nedeniyle yeterince iddialı bulunmadı. Türkiye’nin İkinci Ulusal Katkı Beyanı hedefleri yenilenebilir enerji üretiminin artırılması, elektrifikasyonun teşvik edilmesi, enerji ve kaynak verimliliğinin geliştirilmesi, ulaşımda sürdürülebilirlik, tarım ve ormancılıkta sürdürülebilir toprak ve orman yönetimi, döngüsel ekonomi ve sıfır atık politikaları, ulusal Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) ve adil dönüşüm politikalarına dayanıyor.
Uyum
İklim değişikliğinin etkileri giderek artarken adaptasyon artık yalnızca tamamlayıcı değil, küresel iklim eyleminin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Zirvede ülkeler, Paris Anlaşması’nın hâlâ tamamlanmamış bölümlerinden biri olan Küresel Uyum Hedefi (GGA) için kullanılacak göstergeler üzerinde çalışmaya başladı. GGA kapsamında kabul edilen 59 gösterge; su ve sanitasyon, gıda sistemleri, sağlık, ekosistemler, altyapı ve yoksulluk gibi alanlarda ülkelerin uyum kapasitelerini ölçmeyi hedefliyor.
Uyum finansmanı tarafında COP30, finansmanın 2030’a kadar üç katına çıkarılması yönünde yeni bir siyasi taahhüt ortaya koydu, ancak bu artışın nasıl sağlanacağına ilişkin bağlayıcı bir çerçeve oluşturulmadı. Ayrıca, UNEP’in son raporuna göre gelişmekte olan ülkelerin uyum ihtiyacı yıllık 310–365 milyar dolar, mevcut finansman ise bunun yalnızca küçük bir kısmını karşılıyor. Bu nedenle uyum, COP31’de de kritik bir müzakere başlığı olmaya devam edecek.
Belém Paketi’ne eklenen Adil Geçiş Mekanizması ise iklim politikalarının sosyal boyutunun uluslararası karar metinlerinde daha belirgin hale geldiğini gösteriyor. İş gücü dönüşümü, kapsayıcılık, tedarik zincirlerinde sosyal etkilerin yönetimi gibi konuların giderek daha fazla öne çıkması, ekonomik dönüşümün yalnızca teknik değil, toplumsal boyutlarıyla da şekilleneceğini ortaya koyuyor.
Bilgi Bütünlüğü ve Şeffaflık
İklim Değişikliğinde Bilgi Bütünlüğü Bildirgesi’nin (Declaration on Information Integrity on Climate) açıklanması COP30’un en dikkat çekici yeniliklerinden biri oldu. Belçika, Brezilya, Kanada, Almanya ve İspanya’nın da aralarında bulunduğu 12 ülkenin imzaladıkları bu bildiri, iklim politikasında doğru, güvenilir ve bilimsel bilgiye erişimin kritik önemini vurguluyor. Bildiri gazeteciler, bilim insanları ve çevre savunucuları için güvenli çalışma koşullarının sağlanmasını, kamuoyunun iklim verilerine açık erişimini ve yanlış bilginin yayılmasına karşı politika geliştirilmesini teşvik ediyor.
Doğa Temelli Çözümler
COP30’un Amazon’da düzenlenmesi, ormanların ve ekosistemlerin iklim eylemindeki kritik rolünü ön plana çıkardı. Ancak Brezilya’nın ormansızlaşmayı sona erdirme yol haritasını müzakere metnine ekleme girişimi destek bulmadı ve plan nihai kararlara girmedi.
Buna karşın Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva’nın açıkladığı Tropical Forest Forever Fund (TFFF) tropikal ormanları koruyan ülkelere düzenli ödeme yapmayı hedefleyen önemli bir finansman girişimi olarak öne çıktı. Fon, başlangıçta hedeflenen 25 milyar doların altında kalsa da 6,7 milyar dolar taahhüde ulaştı ve toplam 53 ülke tarafından desteklendi.
Fosil Yakıtlardan Çıkış
COP30’da kabul edilen Belém Paketi ve Mutirão kararı, küresel iklim politikasında “uygulama dönemi”nin başladığını gösterirken fosil yakıtlar konusu zirvenin en hararetli tartışma alanlarından birini oluşturdu. 80’den fazla ülke fosil yakıtların aşamalı olarak azaltılmasına yönelik açık bir ifade talep ederlerken petrol ve gaz ihracatçısı bazı ülkelerin karşı çıkmaları nedeniyle bu talep nihai metne girmedi. Fosil yakıtlardan uzaklaşmaya ilişkin resmi ifade COP30 kararından çıkarılmış olsa da Brezilya’nın öncülük ettiği yeni gönüllü süreç ve Nisan 2026’da başlayacak uluslararası diyaloglar, enerji dönüşümünün hızlanacağına dair güçlü bir siyasi işaret olarak değerlendiriliyor. Bu durum, enerji yoğun sektörler için uzun vadeli strateji oluştururken fosil yakıt risklerini daha sistematik bir şekilde dikkate alma gerekliliğini ortaya koyuyor.
COP31 Türkiye Ev Sahipliğinde Gerçekleşecek
Konferansın Türkiye açısından en önemli gelişmesi COP31’e Türkiye’nin ev sahipliği yapacağının duyurulmasıydı.
Türkiye’nin “COP31 Başkanı” ve Avustralya’nın “Müzakereler Başkanı” görevlerini üstlenecek olmasıyla şekillenen işbirliği modeli; kimsenin geride bırakılmadığı adil, kapsayıcı ve katılımcı bir iklim diplomasisi için önemli bir fırsat sunacak. Bu kararın bölgesel ve uluslararası işbirliklerini derinleştirerek iklim krizinin dünyadaki etkilerine karşı ortak mücadeleyi güçlendireceği ve iklim eylemine somut katkı sağlayacağı bekleniyor.
Pasifik’te düzenlenecek pre-COP toplantısında, iklim değişikliğinin bölge için oluşturduğu tehdide dikkat çekerek ada devletlerinin sesini güçlendireceği de beklentiler arasında. Türkiye’de yapılacak COP31’de ise fosil yakıtlardan çıkış yol haritası, yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlanması, adil geçiş ve 1,3 trilyon dolarlık iklim finansmanı hedefi gibi konular en yakından takip edilecek başlıklar arasında yer alıyor.
UN Global Compact Türkiye olarak bu süreçte, UN Global Compact Avustralya ile işbirliği içinde UN Global Compact ve 60’tan fazla Ülke Ağı’nın destekleri ile:
- Daha adil, şeffaf, kapsayıcı ve kimsenin geride bırakılmadığı bir dönüşüm anlayışına katkı verecek,
- İş dünyası, BM vesivil toplum kuruluşları ( STK) ile küresel iklim diplomasisi arasında etkin bir köprü olacak,
- İklim eylemi ve net sıfır yolculuğunun hızlanması için çalışacak ve
- İyi uygulamaları, bilim temelli hedefleri ve çözüm odaklı yaklaşımları yaygınlaştırarak küresel sahneye taşıyacağız.








