#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
Toplumsal Destek

Türkiye’de İklim Felaketleriyle Mücadelede Toplumsal Destek Ağlarının Rolü

Türkiye iklim değişikliğine karşı dirençli bir gelecek inşa etmek istiyorsa yalnızca altyapıya ve teknolojiye değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmaya da yatırım yapmalıdır. Toplumsal destek ağları, yalnızca bir afet yönetim aracı değil, aynı zamanda güven, empati ve kolektif bilincin bir göstergesidir.

Prof. M. Levent KURNAZ Boğaziçi Üniv. İklim Değişikliği ve Politikaları Uyg. ve Araş. Merk

İklim değişikliği hızlandıkça Türkiye, kasırga ya da hortum gibi felaketlerden ziyade aynı derecede yıkıcı üç temel tehditle daha sık karşı karşıya kalıyor: Sıcak hava dalgaları, ani seller ve kuraklık. Bu iklimsel aşırılıklar artık nadir görülen olaylar değil; toplumların, altyapının ve kurumların dayanıklılığını test eden düzenli krizler haline geldi. Bu felaketlerle mücadele, yalnızca merkezi acil müdahale hizmetlerine dayalı, felaketin ardından tepkisel bir yaklaşımla sürdürülemez. Bunun yerine, toplum temelli, önleyici ve dayanışmaya dayalı bir yaklaşım benimsenmeli -bireylerin, felaket haline dönüşmeden önce iklim kaynaklı acil durumlara birlikte müdahale edebilecekleri toplumsal destek ağları oluşturulmalıdır.

Son yıllarda yaşanan olaylar, Türkiye’nin iklim kaynaklı felaketlere karşı kırılganlığının giderek arttığını açıkça ortaya koyuyor. Haziran 2025’te, 20’den fazla ilde sıcaklık 40°C’yi aştı ve sıcak hava dalgaları; özellikle yaşlılar, bebekler, kronik hastalar ve açık alanda çalışanlar üzerinde ciddi etkiler yarattı. Şehirler, kentsel ısı adası etkisi nedeniyle kırsal alanlara kıyasla birkaç derece daha sıcak hale gelerek sorunu daha da derinleştirdi.

Ani seller; kısa ama şiddetli yağışlarla birlikte, çoğu zaman hazırlıksız yakalanılan bölgelerde meydana geliyor. Artvin’den Muğla’ya kadar birçok şehirde altyapı yetersiz kalıyor; evler zarar görüyor, yollar çöküyor ve ne yazık ki can kayıpları yaşanıyor. 2021 yılında Batı Karadeniz’de yaşanan seller, onlarca insanın hayatını kaybetmesine ve müdahale sistemlerindeki boşlukların ortaya çıkmasına neden oldu.

Kuraklık ise daha sinsi ama en az diğerleri kadar tehlikeli. İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu gibi bölgelerde azalan yağışlar ve artan buharlaşma oranları tarımı tehdit ediyor ve su kaynakları üzerindeki baskıyı artırıyor. Bu eğilim, yalnızca çiftçileri değil, şehirlerdeki su güvenliğini de riske atıyor.

Tüm bu örnekler, iklim felaketlerinin yalnızca hava olaylarından ibaret olmadığını, aslında sistemik kırılganlıkların bir sonucu olduğunu gösteriyor. Altyapı, yönetişim ve toplumsal farkındalık, iklim değişikliğinin hızına ayak uyduramıyor. Teknolojik çözümler ve kurumsal reformlar elbette gereklidir ancak tek başına yeterli değildir. Bu nedenle Türkiye’nin, toplum temelli bir güvenlik ağı oluşturarak iklim krizine karşı direncini artırması gerekiyor.

Türkiye’de felaket yönetimi genellikle devlet ya da yerel yönetimler odaklı, tepkisel müdahalelere dayanıyor. AFAD ve yerel belediyeler, acil durumlara müdahale eden kilit aktörler. Ancak aynı anda birden fazla olay yaşandığında ya da olaylar geniş alanlara yayıldığında bu kurumlar çoğu zaman kapasite sınırlarına ulaşıyor. Ayrıca bu model, genellikle felaket yaşandıktan sonra devreye giriyor. Kritik saatler, yani felaketin oluşmadan önceki dönemi, çoğunlukla değerlendirilmeden geçip gidiyor.

Bu noktada toplum temelli afet yönetimi öne çıkıyor. Bu yaklaşım, yerel halkı eğiterek, güçlendirerek ve organize ederek felaketlere dışarıdan yardım gelmeden önce müdahale edebilecek hale getirmeyi amaçlıyor. Toplumsal destek ağları, sıcak hava dalgalarında yaşlıları kontrol etmek, sel öncesi su giderlerini temizlemek veya kuraklık zamanlarında su tasarrufu bilinci oluşturmak gibi önleyici eylemler gerçekleştirebilir. Bu ağlar, resmi kurumların alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. Resmi kurumların karşısında değil, yanında yer alır.

Toplumsal destek ağı, belirli bir mahalle veya topluluk içinde örgütlenen, iklim felaketleri öncesinde ve sırasında komşularına yardım edebilecek bilgi ve kapasiteye sahip bireylerin oluşturdukları esnek ve gönüllü bir yapıdır. Bu yapılar, WhatsApp grupları, cami gönüllüleri, gençlik ekipleri ya da mahalle dernekleri biçiminde örgütlenebilir. Hepsinin ortak özelliği, resmi uyarılarla bireysel davranışlar arasındaki boşluğu doldurmalarıdır.

Etkili destek ağlarının bazı temel özellikleri şunlardır:

  • Yerel bilgi: Kim nerede oturuyor, kim klima kullanamıyor, hangi sokaklarda su taşkını oluyor? Bu tür bilgiler genellikle merkezi otoritelerde bulunmaz. Olsa da günümüzde KVKK gibi engellere takılabilir.
  • Güven: İnsanlar, tanıdıkları bir komşunun kapısını açma konusunda çok daha isteklidir.
  • Hız: Resmi kurumlar harekete geçmeden önce destek ağı üyeleri anında müdahale edebilir.
  • Kültürel uyum: Türkiye’de mahalle dayanışması, cemaat yapıları ve akrabalık bağları halen güçlüdür. Bu sosyal dokular üzerine inşa edilen sistemler daha kalıcı olur.

Bu ağların işlevsel olabilmesi için resmi tanınırlık, eğitim ve süreklilik gereklidir. Belediyeler, sivil toplum kuruluşları ve üniversiteler, bu ağlara iklim okuryazarlığı, ilk yardım eğitimi ve senaryo tatbikatları gibi araçlar sunabilir ve sunmalıdır. Ancak en başta gelen devletin acil müdahale gereken durumlar için bu toplulukları kendi destek yapısı olarak kurgulamasıdır.

2021 yılında Batı Karadeniz’deki seller sırasında birçok mahalleli, dışarıdan yardım gelene kadar kendi aralarında kurtarma ve yardım organizasyonları kurdu. 2023 yazındaki sıcak hava dalgasında bazı belediyeler, “serinleme merkezleri” açarak vatandaşlara yardımcı oldu. Bu tür örnekler, toplumun içindeki dayanışma kapasitesinin ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor. Ancak bu kapasite, kurumsallaşmadığı sürece sürdürülebilir olmuyor.

Türkiye iklim değişikliğine karşı dirençli bir gelecek inşa etmek istiyorsa yalnızca altyapıya ve teknolojiye değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmaya da yatırım yapmalıdır. Toplumsal destek ağları, yalnızca bir afet yönetim aracı değil, aynı zamanda güven, empati ve kolektif bilincin bir göstergesidir.

Felaketlerin daha sık ve daha şiddetli olacağı bir döneme girerken, “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” atasözü, hiç olmadığı kadar anlamlı hale geliyor. Bu nedenle iklim krizine karşı verilecek en güçlü yanıt, birlikte hareket etmeyi öğrenmekten geçiyor.

Yarın çok geç olabilir. Dayanışmaya bugün başlamalıyız.

Prof. M. Levent Kurnaz

Boğaziçi Üniv. İklim Değişikliği ve Politikaları Uyg. ve Araş. Merk. | Son Buzul Erimeden

Yeşil
Tasarım: Oğuz Özyaral

Sürdürülebilir Kentler: Yeşil Dönüşümün Yol Haritası

Yeşil şehirlerin temel ilkeleri, daha yaşanabilir, sağlıklı ve sürdürülebilir kentler oluşturmayı hedefler. Ulaşım, enerji, su, atık yönetimi ve yeşil alan politikaları, şehirlerin çevresel etkisini azaltmak için hayati öneme sahiptir. Günümüzün hızla değişen dünyasında, kentlerin ekolojik dönüşüm sürecini hızlandırması gerekiyor.

Prof. Dr. Oğuz ÖZYARAL, Antalya Belek Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Mikrobiyolog ve Koruyucu Sağlık Uzmanı, [email protected][email protected]

  1. Giriş: Yeşil Şehirler Neden Önemli?

Sanayileşme ve hızlı kentleşme, doğal kaynaklar üzerinde ciddi bir baskı oluşturarak ekosistem dengesini tehdit ediyor. Büyük şehirler, yüksek enerji tüketimi, trafik yoğunluğu, hava ve su kirliliği gibi çevresel sorunlarla karşı karşıya. Bu sorunlar yalnızca doğayı değil, aynı zamanda insan sağlığını ve yaşam kalitesini de olumsuz etkiliyor.

Kentlerin dönüşümü, Sanayi Devrimi 1.0’dan günümüzdeki Sanayi 5.0’a kadar farklı aşamalardan geçti. Sanayi 1.0 (18. yüzyıl sonları) ile başlayan bu süreç, kömür ve buhar gücüne dayalı fabrikalaşmayla birlikte kırsaldan kente göçü hızlandırdı. Sanayi 2.0 (19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başları), elektriğin yaygınlaşması ve seri üretimle kentlerin yoğun sanayi bölgelerine dönüşmesine neden oldu. Sanayi 3.0 (20. yüzyıl ortaları), otomasyon ve bilişim teknolojilerinin devreye girmesiyle kentsel altyapının değişimini hızlandırdı. Sanayi 4.0 (21. yüzyıl başları), dijitalleşme ve akıllı şehirlerin ortaya çıkmasını sağladı. Günümüzde, Sanayi 5.0, insan merkezli bir yaklaşımla sürdürülebilirlik ve çevreci teknolojileri merkeze alarak kentleri yeniden şekillendiriyor.

Bu dönüşümler, kentlerin yalnızca fiziksel yapısını değil, çevresel etkilerini de büyük ölçüde değiştirdi. Sanayileşmenin ilk evrelerinde kömür kullanımı nedeniyle hava kirliliği ve çevresel bozulma ön plandayken, günümüzde akıllı şehirler, yenilenebilir enerji sistemleri ve sürdürülebilir ulaşım politikaları kentlerin daha yeşil olmasını sağlıyor. Ancak bu dönüşüm sürecinin hâlâ tamamlanmadığını ve birçok şehrin çevre dostu politikaları tam anlamıyla uygulayamadığını görüyoruz.

  1. Yeşil Şehirlerin Temel İlkeleri

Kentlerin sürdürülebilir ve çevreci bir geleceğe hazırlanması için belli başlı temel ilkeler benimsenmelidir. Yeşil şehir konsepti, doğayla uyumlu bir yaşam alanı oluşturmayı amaçlarken, aynı zamanda şehirde yaşayan bireylerin yaşam kalitesini artırmayı da hedefler. Bu ilkeler, ulaşım, enerji, atık yönetimi, su kaynakları ve yeşil alanların korunması gibi kritik alanlara odaklanır.

2.1. Sürdürülebilir Ulaşım: Karbonsuz Hareketlilik

Geleneksel ulaşım sistemleri, fosil yakıt tüketimi nedeniyle karbon salımının en büyük kaynaklarından biridir. Yeşil şehirlerin ulaşımda temel hedefi, bireysel araç kullanımını azaltmak, toplu taşımayı teşvik etmek ve çevre dostu ulaşım seçeneklerini yaygınlaştırmaktır.

  • Toplu taşımada dönüşüm: Elektrikli otobüsler, metro ağlarının genişletilmesi, hızlı tren projeleri
  • Bisiklet ve yaya dostu şehirler: Genişletilmiş bisiklet yolları, yaya öncelikli kent merkezleri
  • Paylaşımlı ulaşım çözümleri: Elektrikli scooter, bisiklet ve araç paylaşım sistemleri
  • Dijitalleşme ve akıllı ulaşım: Trafik sıkışıklığını azaltan akıllı trafik yönetim sistemleri

2.2. Enerji Verimliliği: Yenilenebilir Kaynaklara Geçiş

Kentler, yüksek enerji tüketimleri nedeniyle büyük karbon emisyonlarına sebep oluyor. Yeşil şehirler, enerji ihtiyacını yenilenebilir kaynaklardan sağlamayı ve enerji verimliliğini artırmayı amaçlıyor.

  • Güneş ve rüzgar enerjisi kullanımı: Kamu binalarında ve yeni konut projelerinde güneş panelleri, rüzgâr tribünleri
  • Akıllı enerji yönetimi: Şehir şebekelerinde yenilikçi akıllı sayaç ve enerji yönetim sistemleri
  • Pasif evler ve yeşil binalar: Düşük enerji tüketimiyle inşa edilen binalar
  • Isı adalarını önleme çalışmaları: Şehir içindeki beton yoğunluğunun azaltılması, yeşil çatı ve dikey bahçeler

2.3. Atık Yönetimi ve Döngüsel Ekonomi

Modern kentlerde atık yönetimi, çevresel sürdürülebilirliğin en kritik alanlarından biri. Çöplerin kontrolsüz şekilde birikmesi, seragazı salımını artırırken su ve toprak kirliliğine neden oluyor. Yeşil şehirler, atıkları azaltma, geri dönüştürme ve yeniden kullanma prensipleriyle hareket ediyor.

  • Sıfır Atık Projeleri: Organik atıkların kompost sistemine dahil edilmesi.
  • Geridönüşüm altyapısı: Plastik, cam ve kağıt atıklarının geri dönüştürülmesini teşvik eden şehir düzenlemeleri.
  • Elektronik atık yönetimi: Kullanım süresi dolmuş elektronik cihazların geridönüşüm programları.
  • Sanayi atıklarının geri kazanımı: Fabrikaların atık suyu arıtması ve üretim süreçlerinde döngüsel ekonomi uygulamaları.

2.4. Su Yönetimi: Kaynakları Korumak ve Verimli Kullanmak

Küresel iklim değişikliği, su kaynaklarını hızla tükenme noktasına getiriyor. Yeşil şehirler, suyun daha verimli kullanımına yönelik politikalar geliştirerek, kentlerin su ihtiyacını güvence altına almayı amaçlıyor.

  • Yağmur suyu toplama sistemleri: Kentlerde yağmur suyunun biriktirilerek sulama veya sanayide kullanılması.
  • Gri su dönüşümü: Konutlardaki atık suların arıtılarak yeniden kullanılması.
  • Yer altı su kaynaklarının korunması: Aşırı su tüketiminin önüne geçecek düzenlemeler.
  • Damlama ve akıllı sulama sistemleri: Tarım ve peyzajda suyun en verimli şekilde kullanılması.

2.5. Yeşil Alanlar ve Biyoçeşitlilik: Doğayı Şehre Taşımak

Doğal alanların azalması, şehirlerin nefes almasını zorlaştırırken, ekosistem dengesini de bozuyor. Yeşil şehirlerde orman alanlarının, parkların ve biyoçeşitliliğin artırılması öncelikli hedefler arasında.

  • Kent bostanları ve topluluk bahçeleri: Mahalle düzeyinde ekolojik tarım alanları.
  • Yeşil koridorlar ve kent içi ormanlar: Şehirlerde ekolojik bağlantı sağlayan yeşil alanlar.
  • Dikey bahçeler ve yeşil çatı uygulamaları: Beton yapıların yeşillendirilmesi.
  • Biyoçeşitliliği artırma çalışmaları: Yerel bitki türlerinin korunması ve ekolojik sağlanması.
Yeşil Şehirler Bir Zorunluluk

Yeşil şehirlerin temel ilkeleri, daha yaşanabilir, sağlıklı ve sürdürülebilir kentler oluşturmayı hedefler. Ulaşım, enerji, su, atık yönetimi ve yeşil alan politikaları, şehirlerin çevresel etkisini azaltmak için hayati öneme sahiptir. Günümüzün hızla değişen dünyasında, kentlerin ekolojik dönüşüm sürecini hızlandırması gerekiyor.

  1. Gelecek Vizyonu – Daha Yeşil Kentler için Neler Yapılabilir?

Yeşil şehircilik, yalnızca bugünün değil, geleceğin de en kritik meselelerinden biridir. Kentlerin çevre dostu dönüşümünü tamamlaması için teknolojik yenilikler, toplum katılımı ve sürdürülebilir politika geliştirme süreçleri hızlandırılmalıdır.

Bu bölümde, geleceğin yeşil kentlerini oluşturmak için atılabilecek stratejik adımları, teknolojik yenilikleri ve toplumun nasıl rol oynayabileceğini ele alacağız.

3.1. Yeşil Kentler için Teknolojik Yenilikler

Gelecekte şehirlerin çevresel etkisini azaltmak için ileri teknolojiler ve dijital çözümler büyük rol oynayacak. İşte bazı temel teknolojik gelişmeler:

  • Akıllı Şehirler

Trafik yoğunluğunu ve karbon emisyonunu azaltan yapay zeka tabanlı trafik yönetimi.

Akıllı aydınlatma ve enerji tasarruflu binalar.

Dijital su yönetim sistemleriyle su kayıplarının önlenmesi.

  • Yenilenebilir Enerji Devrimi

Şehir içindeki güneş panelleri ve rüzgar türbinleriyle lokal enerji üretimi.

Enerji depolama sistemleriyle fosil yakıtlara bağımlılığın azaltılması.

Hidrojen yakıtlı toplu taşıma araçlarının devreye girmesi.

  • Döngüsel Ekonomi ve Atık Yönetimi

Atıkları geri kazanan ve yeniden değerlendiren yapay zeka destekli atık ayırma sistemleri.

Organik atıkların biyogaza dönüştürülerek enerji üretiminde kullanılması.

Kendi kendini temizleyen ve geri dönüşüm yapan akıllı sokak sistemleri.

Gelecekte şehirlerin, doğayla entegre olan akıllı sistemler sayesinde daha verimli ve çevreci bir yapıya kavuşması bekleniyor.

3.2. Yerel Yönetimlerin Üstlenmesi Gereken Roller

Belediyeler ve yerel yönetimler, şehirlerin sürdürülebilir dönüşümünü hızlandırmada kilit role sahiptir. İşte hayata geçirilmesi gereken bazı kritik adımlar:

  • Yeşil ulaşım teşvik edilmeli: Bisiklet yolları ve elektrikli otobüsler yaygınlaştırılmalı. Şehir içi toplu taşıma tamamen yenilenebilir enerjiye geçirilerek karbon emisyonu azaltılmalı.
  • Kentsel dönüşüm ekolojik planlanmalı: Beton yoğunluğu azaltılarak daha fazla yeşil alan yaratılmalı. Dikey bahçeler ve yeşil çatı zorunluluğu getirilmeli.
  • Sıfır atık politikaları genişletilmeli: Evlerde ve işyerlerinde geri dönüşüm zorunlu hale getirilmeli. Kompost sistemleri yaygınlaştırılarak organik atıklar değerlendirilmelidir.

Belediyeler, yeşil politikaları teşvik ederken, şehirlerin ekolojik yapısını güçlendirmek için halkı bilinçlendirme çalışmalarına da odaklanmalıdır.

3.3. Özel Sektörün Katkıları: Yeşil Ekonomi

Şehirlerin sürdürülebilir dönüşümünü hızlandıran bir diğer kritik unsur özel sektör yatırımlarıdır. İş dünyasının çevreci politikaları benimsemesi, yeşil ekonomi modelini güçlendirecektir.

  • Sürdürülebilir Üretim Modelleri: Firmalar, karbon nötr üretim tesislerine geçiş yapmalı. Plastik kullanımını azaltarak geri dönüştürülebilir ambalajlara yönelmeli.
  • Yeşil Binalar ve Akıllı Kampüsler: Güneş ve rüzgar enerjisiyle çalışan iş merkezleri yaygınlaştırılmalı. Fabrikalar ve ofisler için su tasarrufu sağlayan sistemler kurulmalı.
  • Kurumlar Sıfır Atık Projelerine Destek Vermeli: Büyük ölçekli şirketler sürdürülebilir kalkınma projelerine yatırım yapmalı. Karbon ayakizi azaltma politikaları uygulanmalı.

Özel sektör, yeşil dönüşüme yatırım yaparak çevre dostu bir ekonomi yaratabilir ve şehirlerin sürdürülebilirliğine katkıda bulunabilir.

3.44. Toplumun Rolü: Bireysel Dönüşüm ve Sorumluluk

Şehirleri daha yeşil hale getirmek yalnızca yöneticilerin veya şirketlerin değil, bireylerin de sorumluluğundadır. Halkın bilinçlenmesi ve günlük hayatta çevreci alışkanlıklar edinmesi, yeşil dönüşümün kalıcı olmasını sağlar.

Bireyler olarak neler yapabiliriz?

Evlerde enerji tasarrufu sağlamak (LED aydınlatma, enerji verimli cihazlar kullanımı).
Toplu taşıma, bisiklet veya yürüyüşü tercih etmek.
Geridönüşüm ve sıfır atık uygulamalarına katılmak.
Yerel ve organik gıdaları tercih ederek çevreci tarımı desteklemek.
Çevreyle ilgili farkındalık çalışmaları ve sosyal sorumluluk projelerine katılmak.

Bireyler, kendi yaşam alanlarından başlayarak şehirlerin ekolojik dengesini koruma sürecine katkı sağlayabilir.

Sonuç: Geleceğin Yeşil Kentlerini Birlikte İnşa Edelim

Yeşil şehircilik, yalnızca çevreyi koruma çabası değil, aynı zamanda geleceğin yaşam kalitesini artırma yolunda bir zorunluluktur.

Şehirlerin sürdürülebilir dönüşümünü sağlamak için devlet, özel sektör ve bireyler birlikte hareket etmelidir.

Harekete Geçelim!
Belediyeler yeşil politikaları uygulamalı ve sürdürülebilir projeleri artırmalıdır.
Şirketler çevreci üretim süreçlerine geçerek yeşil ekonomiyi desteklemelidir.
Bireyler olarak günlük hayatımızda sürdürülebilir yaşam alışkanlıkları edinmeliyiz.

Gelecek nesillere yaşanabilir şehirler bırakmak için bugünden adım atmalıyız. “Yeşil şehirler bir hayal değil, kolektif çabayla gerçeğe dönüşebilecek bir hedeftir!”

Topluma ve Karar Alıcılara Çağrı: Yeşil Şehirler İçin Harekete Geçelim!

Şehirlerimizin sürdürülebilir dönüşümünü sağlamak için hepimize önemli görevler düşüyor:

Belediyeler, doğayla dost kentsel planlamalar geliştirmeli, toplu taşımayı teşvik etmeli ve sıfır atık projelerini yaygınlaştırmalıdır.

Özel sektör, çevreci üretim modellerini benimsemeli, yenilenebilir enerjiye yatırım yapmalı ve sürdürülebilir iş modelleri oluşturmalıdır.

Bireyler, geridönüşümü hayatlarının bir parçası haline getirmeli, enerji ve su tasarrufu yapmalı ve yeşil ulaşım seçeneklerini tercih etmelidir.

Bu bir kolektif sorumluluktur. Şehirlerimizi daha yaşanabilir, sağlıklı ve sürdürülebilir hale getirmek için bugünden harekete geçmeliyiz. Geleceğin şehirleri bizim seçimlerimizle şekillenecek!

Prof. Dr. Oğuz Özyaral

Prof. Dr. Oğuz Özyaral, MBA, Mikrobiyolog, Koruyucu Sağlık Uzmanı, Yazar

[email protected]