#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
Ulusal

Türkiye için Ertelenemez Bir Politika İhtiyacı: Ulusal Adil Geçiş Fonu Acilen Kurulmalı

Türkiye’nin enerji, sanayi ve ulaşım sektörleri toplam emisyonların %70’ten fazlasını oluştururken, enerji üretiminde fosil yakıt bağımlılığı ve sanayide yüksek karbon yoğunluğu dönüşüm sürecini kritik hale getiriyor. Yeni bir çalışma, dünya deneyimlerinden hareketle Türkiye için sosyal, ekonomik ve çevresel dönüşümü aynı çatı altında finanse eden, ulusal sahiplenmeye dayalı, çok paydaşlı, şeffaf ve performans odaklı bir Ulusal Adil Geçiş Finansmanı mimarisinin kurulmasının artık ertelenemez bir politika ihtiyacı olduğunu ortaya koyuyor.

WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), Uluslararası Çalışma Örgütü (International Labour Organization – ILO) desteğiyle ve Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFİA) danışmanlığında yürüttüğü Adil Geçişin Finansmanının Güçlendirilmesi projesi kapsamında hazırlanan Türkiye için Adil Geçiş Finansmanı Mekanizması Önerisi başlıklı raporun bulgularını açıkladı. Rapor; Türkiye’de merkezi bütçe, karbon fiyatlandırması kaynaklı gelirler ve uluslararası iklim finansmanını bir araya getiren Ulusal Adil Geçiş Fonu’nun kurulmasını öneriyor.

adil gecis rapor

Türkiye’nin enerji, sanayi ve ulaşım sektörleri toplam emisyonların %70’ten fazlasını oluştururken, enerji üretiminde fosil yakıt bağımlılığı ve sanayide yüksek karbon yoğunluğu dönüşüm sürecini kritik hale getiriyor. Düşük karbonlu üretime geçiş, enerji arz güvenliği, istihdamın yeniden yapılandırılması ve bölgesel kalkınma politikalarıyla yakından ilişkili olduğu için dönüşümün hem elektrik sektörünü hem de karbon yoğun sanayi sektörlerini kapsaması büyük önem taşıyor. Bu çalışma da dünya deneyimlerinden hareketle Türkiye için sosyal, ekonomik ve çevresel dönüşümü aynı çatı altında finanse eden, ulusal sahiplenmeye dayalı, çok paydaşlı, şeffaf ve performans odaklı bir Ulusal Adil Geçiş Finansmanı mimarisinin kurulmasının artık ertelenemez bir politika ihtiyacı olduğunu ortaya koyuyor.

Türkiye için Yapısal Çıkarımlar ve Ulusal Adil Geçiş Fonu (U-AGF) Önerisi

Türkiye’de adil geçişi yalnızca bir iklim politikası aracı olarak değil, bölgesel kalkınma ile karbon yoğun sektörlerin dönüşümünü birlikte ve yeniden yapılandıran stratejik bir alan olarak ele alan bütüncül bir çerçeve sunmayı amaçlayan rapor, Türkiye açısından üç temel yapısal sonucu ortaya koyuyor:

  1. Adil geçiş yalnızca enerji politikası değil istihdam, sanayi dönüşümü, bölgesel kalkınma ve sosyal politika boyutlarını birlikte içeren bütüncül bir dönüşüm alanıdır.
  2. Uluslararası fonlar önemli olmakla birlikte, Türkiye’de adil geçişin toplumsal açıdan sürdürülebilir olabilmesi için çekirdek finansman mutlaka ulusal bütçeye ve kalıcı gelir kaynaklarına dayanmalıdır.
  3. Fonlar yalnızca teknik karbon azaltımı projelerine değil iş gücü dönüşümü, eğitim, gelir telafisi ve yerel kalkınma alanlarına da sistematik biçimde yönlendirilmelidir.
Dönüşümün Adil, Kapsayıcı ve Eşitlikçi Bir Şekilde İlerlemesi için

Karbon yoğun sektörlerde dönüşümün adil, kapsayıcı ve eşitlikçi bir şekilde ilerlemesi için gerekli finansman mekanizmalarının güçlendirilmesine yönelik önerilerin ele alındığı Adil Geçişin Finansmanının Güçlendirilmesi projesi, ulusal politikalara katkıda bulunmayı ve ilgili paydaşlar için uygulanabilir bir yol haritası sunmayı amaçlıyor.

WWF-Türkiye İklim ve Enerji Programı Müdürü Tanyeli Sabuncu, SEFİA Kurucu Direktörü Bengisu Özenç’in açılış konuşmalarıyla ve SEFİA Araştırma Direktörü Ayşe Ceren Sarı’nın sunumuyla gerçekleşen projenin lansman toplantısında, iklim değişikliğiyle mücadelenin sosyal boyutu ve bu dönüşümün çalışanlar, sektörler ve yerel ekonomiler üzerindeki etkilerinin göz ardı edilmemesi gerektiğinin altı çizildi.

“Adil Geçiş Finansmanı Bölgesel Kalkınma ve Sosyal Politikalar için de Kaynak Sağlanmasını Amaçlar”

WWF-Türkiye İklim ve Enerji Programı Müdürü Tanyeli Sabuncu, toplantıdaki konuşmasında “Adil geçiş finansmanı yalnızca karbonsuzlaşmaya yönelik teknolojik ve altyapı dönüşümünün değil, bu bağlamda bölgesel kalkınma ve sosyal politikalar için de kaynak sağlanmasını amaçlar. Türkiye’de kimseyi geride bırakmayacak, sürdürülebilir ve adil bir gelecek için kurulmasını önerdiğimiz bu mekanizma ağırlıklı olarak merkezi bütçeye dayalı, çok paydaşlı bir yönetişim yapısına sahip, hibe temelli bir yapı öngörüyor” dedi.

Sabuncu ve Özenç’in moderatörlüğünde gerçekleşen Adil Geçişin Finansmanı ve Politika Zemini: Fosil Yakıt Teşviklerden Belem Mekanizmasına başlıklı panele, Boğaziçi Üniversitesi Yönetim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sevil Acar Aytekin ve Shura Enerji Dönüşüm Merkezi Kıdemli Enerji Analisti Yael Taranto katıldı. Adil geçiş finansmanının ulusal stratejilerle entegrasyonu, fosil yakıt teşviklerinin dönüşümü ve Belem Mekanizması’nın Türkiye için potansiyel etkileri üzerine değerlendirmeler yapıldı.

Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği Araştırma Direktörü Ayşe Ceren Sarı ise raporun bulgularını ve Türkiye için önerilen finansman mekanizmasını katılımcılarla paylaştığı sunumunda, adil geçiş için güçlü bir ulusal finansman çerçevesi oluşturmanın önemine değindi ve karbon yoğun sektörlerde dönüşümü hızlandıracak politika önerilerini paylaştı.

“Çok Katmanlı ve Çok Paydaşlı Bir Yönetişim Yapısı Oluşturulmalı”

Sarı, konuşmasında “Adil geçişin toplumsal ve bölgesel kalkınma açısından sürdürülebilir olabilmesi için uluslararası fonlar önemli olmakla birlikte, çekirdek finansman mutlaka ulusal bütçe ve kalıcı gelir kaynaklarına dayanmalı, çok katmanlı ve çok paydaşlı bir yönetişim yapısı oluşturulmalıdır” ifadelerine yer verdi.

Ulusal sahiplenme ilkesinin bölgesel düzeyde nasıl çalıştığını gösteren en kapsamlı örneklerden biri olan Avrupa Birliği Adil Geçiş Fonu, doğrudan ulusal bütçe liderliğinin yerine geçen bir yapı değil, üye ülkelerde hazırlanan Adil Geçiş Planlarını esas alan, güçlü bir bölgesel destek mekanizması olarak konumlanıyor. 2021–2027 döneminde yaklaşık 77,4 milyar euro seviyesinde bir programlama hacmine ulaşan fonun önemli bir bölümü ekonomik dönüşüm, çevresel yatırımlar ve sosyal politikalardan oluşuyor.

Yeni

Yeni Ekonomik Dönemde Rekabetin Parametresi Yeşil Dönüşüm Olacak

Türkiye’nin ilk İklim Kanunu 2025 yılında yürürlüğe girdi. 2026 yılına doğru, iklim politikaları ve yeşil dönüşüm odağında şekillenen yeni ekonomik döneme girilirken SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ediz Günsel, şirketlerin dayanıklılıklarını artırmaları ve rekabet avantajlarını korumaları için izlenmesi gereken 14 kritik başlığı paylaştı. Günsel, yeşil dönüşümün iş dünyası için artık bir uyum başlığı değil, rekabetin yeni parametresi haline geldiğine dikkat çekti.

Türkiye, 2026 yılına doğru iklim ve sürdürülebilirlik alanında yeni bir eşiğe hazırlanıyor. Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) daha somut bir çerçeveye kavuşurken, Ulusal Döngüsel Ekonomi Stratejisi ve Eylem Planı uygulamaya alınmış durumda. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) kapsamında karbon raporlaması ise özellikle ihracatçı sektörler için belirleyici hale geliyor.

2025 yılı, Türkiye’nin ilk İklim Kanunu’nun yürürlüğe girdiği yıl olurken yeşil dönüşüm artık yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, şirketlerin rekabet gücü, finansmana erişimi ve küresel pazarlardaki konumlarını doğrudan etkileyen stratejik bir başlık haline geldi. Bu dönüşüm sürecinin küresel ölçekte görünürlüğünü artıracak önemli bir gelişme de Türkiye’nin 2026 yılında COP31’e ev sahipliği yapacak olması olacak.

“Yeşil Dönüşüm Bir Uyum Süreci Değil, Rekabet Stratejisidir”

Bu çerçevede değerlendirmelerde bulunan SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ediz Günsel, yeşil dönüşümün iş dünyası için artık bir uyum başlığı değil, rekabetin yeni parametresi haline geldiğine dikkat çekerek şunları söyledi: “Yeşil dönüşüm artık bir uyum süreci değil, iş dünyası için yeni bir rekabet parametresi. Şirketlerimizin bu değişimi sahiplenmesi, uzun vadeli büyüme ve uluslararası pazarlarda varlığını sürdürmesi açısından belirleyici olacak. Doğru stratejilerle yönetilen bu süreç, ülkemiz için büyük bir fırsata dönüşebilir.”

Günsel, Şirketlerin Dayanıklılıklarını Artırmaları ve Rekabetçiliği Korumaları için 14 Maddelik Yol Haritası’nı paylaştı:

  1. Sahiplenme: Üst yönetimin yeşil dönüşümü sahiplenmesi ve stratejik planlara entegre etmesi, dönüşümün kurumsal yapıya yerleşmesi açısından öncelikli bir gereklilik.
  2. Enerji Dönüşümü: Yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş, hem dekarbonizasyon hem de maliyet avantajı açısından odaklanılması gereken temel alanlardan biri.
  3. Enerji Verimliliği: Enerji verimliliğini artıracak projelere ve teknolojik uygulamalara yönelmek, sürdürülebilirlik performansını güçlendiren en etkili adımlar arasında yer alıyor.
  4. İşbirlikleri: Dönüşümün hızlanması için sektörler arası ortak yatırım ve döngüsel üretim işbirliklerinin geliştirilmesi, yeni fırsatların ortaya çıkmasını sağlayabilir.
  5. Kapsayıcılık: Değer zincirinin tamamının dönüşüm sürecine dahil edilmesi, paydaşlarla birlikte hareket edilmesi ve ekosistemin bütüncül olarak dönüşmesi büyük önem taşıyor.
  6. Esneklik ve Yeni Yatırım Alanları: Şirketlerin faaliyet alanlarını çeşitlendirmesi ve sürdürülebilir yeni yatırım alanlarına yönelmesi, uzun vadeli dayanıklılığın temel bileşenlerinden biri haline geliyor.
  7. Risk ve Fırsatları Okumak: Yeşil dönüşümün getirdiği risk ve fırsatları bütüncül şekilde analiz etmek, stratejik kararların doğruluğunu ve rekabet avantajını doğrudan etkiliyor.
  8. Teknolojik Dönüşüm: Dijitalleşme ve yapay zeka uygulamalarının iş süreçlerine entegre edilmesi, verimlilik ve inovasyon kapasitesini artırmada öncelikli bir araç olarak öne çıkıyor.
  9. Kamu-Özel Sektör İşbirlikleri: Altyapı yatırımlarında ve yüksek maliyetli dönüşüm projelerinde kamu desteğiyle geliştirilen işbirlikleri, sürecin hızlanmasına katkı sağlıyor.
  10. Raporlama, Güvence ve İletişim: Ölçümleme, izleme, raporlama ve doğrulama sistemlerinin kurulması hem yönetişim kalitesini hem de paydaş güvenini güçlendiren bir yapı oluşturuyor.
  11. İnsana Yatırım: Çalışanların ve paydaşların sürece aktif katılımı, yeni yetkinliklerin geliştirilmesi ve sürekli öğrenme kültürünün benimsenmesi, dönüşümün başarısında kilit rol üstleniyor.
  12. Hız: Değişime hızlı uyum sağlayan ve çevik hareket eden şirketler, yeşil dönüşümün liderleri arasında yer alıyor.
  13. Finansmana Erişim: Uluslararası normlara uygun, güvenilir ve şeffaf yapıda projeler geliştirmek, finansmana erişimin önünü açan en kritik unsurlar arasında.
  14. Çalışma Zamanı: Türkiye’nin yeşil dönüşüm sürecinde bulunduğu eşik, iş dünyasının daha fazla çaba ve kolektif hareketle bu sürecin kazananı olmasını gerektiriyor.
Finans

Finans Sektörünün Sürdürülebilirlik Hedeflerine Katkı

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ile gerçekleştirdiği işbirliği kapsamında 100 milyon ABD doları tutarında “üçlü etki” sürdürülebilir tahvil ihracını başarıyla tamamlayan QNB Türkiye, Türkiye’deki finans sektörünün Paris Anlaşması doğrultusunda sürdürülebilirlik hedeflerine daha hızlı uyum sağlamasına katkıda bulundu. 

QNB Türkiye, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ile gerçekleştirdiği işbirliği kapsamında 100 milyon ABD doları tutarında “üçlü etki” sürdürülebilir tahvil ihracını başarıyla tamamladı. İhraç, QNB Türkiye’nin Sürdürülebilir Finans ve Ürün Çerçevesi altında, ICMA (Uluslararası Sermaye Piyasaları Birliği) Yeşil ve Sosyal Tahvil İlkeleri ile tam uyumlu olarak gerçekleştirildi.

İklim, kadın ve genç odaklı üçlü etki yaklaşımıyla tasarlanan ihraçta, fonların %65’i yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, yeşil binalar ve düşük karbonlu üretim gibi alanlardaki yeşil yatırımlara yönlendirilecek. Kalan %35’lik kısım ise ekonomik hayata katılımda yapısal zorluklarla karşılaşabilen kadın ve genç girişimcilerin liderliğindeki işletmelerin desteklenmesini amaçlıyor.

QNB Türkiye, tahvil ihracı ile EBRD Finansal Kuruluşlar Paris Uyum Matrisi’ne göre İklim Geçiş Planı’nı geliştirerek, iklim riskine ilişkin uygulamalarını kamuya raporlayan Türkiye’deki ilk özel banka olma yönünde adım atıyor. Kredi portföyünün düşük karbonlu dönüşüme göre şekillendirilmesi ve QNB Türkiye’nin 2050 net sıfır vizyonunun somut adımlarla hayata geçirilmesi bu yol haritasının temelini oluşturuyor.

“Kapsayıcı, Dirençli ve Geleceğe Hazırlıklı Bir Ekonomik Yapıya Katkı Sağlıyoruz”

QNB Türkiye Genel Müdürü Ömür Tan, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “EBRD ile gerçekleştirdiğimiz iş birliği, finansmanın dönüştürücü gücünü sahadaki gerçek ihtiyaçlarla buluşturan önemli bir adım. Bu ‘üçlü etki’ sürdürülebilirlik tahviliyle yalnızca yeşil projeleri değil, kadınların ve gençlerin liderliğindeki işletmeleri de destekleyerek kapsayıcı, dirençli ve geleceğe hazırlıklı bir ekonomik yapıya da katkı sağlıyoruz. QNB Türkiye olarak finansmanı yalnızca bir kaynak değil, sürdürülebilir dönüşümün en etkili kaldıraçlarından biri olarak görüyoruz. Bu nedenle hem yeşil hem de sosyal ekonomiyi destekleyen bu yapı bizim için bir finansman işleminden öte, kapsayıcı ekonominin inşasında belirleyici bir güç anlamına geliyor. Türkiye’de özel sektör için bir ilk olacak İklim Geçiş Planı çalışmalarımızla portföyümüzü Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu biçimde dönüştürme kararlılığımızı da ortaya koyduk. İnanıyoruz ki finans sektörünün iklim, kapsayıcılık ve yönetişim alanlarındaki sorumluluğu arttıkça ülkemizin sürdürülebilir kalkınma yolculuğu daha da hızlanacak.”

“Bu Yatırım İklim Gündemini İlerletmekle Kalmıyor”

EBRD Türkiye Başkan Vekili Oksana Yavorskaya ise şu açıklamada bulundu: “Bu dönüm noktası niteliğindeki üçlü etki yatırımımızla QNB Türkiye’nin yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik yolculuğunu desteklemekten büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Bu yatırım yalnızca iklim gündemini ilerletmekle kalmıyor, aynı zamanda Türkiye ekonomisi için de kapsayıcılığı ve güçlenmeyi teşvik ediyor. Ayrıca, dayanıklı ve kapsayıcı bir geleceğin şekillendirilmesine yönelik önemli bir adım olan İklim Geçiş Planı’nı geliştirmedeki liderliği dolayısıyla QNB Türkiye’yi takdir ediyoruz.”