#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
Trump

Trump Kömür Üretimine Yönelik Kararnameyi İmzaladı

ABD Başkanı Donald Trump, gezegeni ısıtan seragazı emisyonlarına ve kirliliğe önemli ölçüde etki eden en kirli fosil yakıt olan kömürü yeniden canlandırmayı amaçlayan dört başkanlık kararnamesine imza attı. Trump, başta Çin olmak üzere diğer ülkelerin kömürlü termik santrallar açarak ülkesine karşı ekonomik avantaj elde ettiklerini savundu.

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da gerçekleştirilen törende, enerji sektörüne dair ve ülkede kömür endüstrisini yeniden canlandırmaya ilişkin kararnameleri imzaladı. İmza töreninde konuşan Trump, göreve başladığı ilk gün Ulusal Enerji Acil Durumu ilan ettiğini dile getirerek, “yeşil yeni aldatmaca” olarak nitelendirdiği Paris İklim Anlaşması’ndan çekildiğini anımsattı.

“Korkunç Bir Durumla Karşı Karşıyaydık”

Trump, anlaşmanın tek taraflı ve ABD için son derece maliyetli olduğunu belirterek, “Paris Anlaşması kapsamında korkunç bir durumla karşı karşıyaydık” dedi. Eski Başkan Joe Biden ve kongre demokratlarının dört yıl boyunca Amerikan kömür endüstrisini ortadan kaldırmaya çalıştıklarını öne süren Trump, “Demokratların yeşil yeni aldatmacasının” istihdamı öldürdüğünü ve fiyatların yükselmesine neden olduğunu savundu.

Trump, bu arada Çin’in her hafta iki kömür santralı açtığını ve diğer ülkelerin de aynı şekilde kömüre çok güçlü bir şekilde geri döndüklerini iddia etti. Trump, kararname kapsamında, kömür üretimini hedef alan gereksiz düzenlemeleri kaldıracaklarını ifade etti. Kömür işletmelerinin feshedilemeyeceğine dair de garanti vereceklerini belirten Trump, kömür madenciliği için kiralama işlemlerini hızlandıracaklarını ve izinleri kolaylaştıracaklarını anlattı.

Trump, çevresel ısı artışı konusunda endişelenmeye gerek olmadığını, asıl endişelenilmesi gereken şeyin “nükleer ısı” sorunu olduğunu savundu.

Donald Trump, görevinin ilk gününde Alaska’daki yaban hayatı koruma sahası da dahil olmak üzere birçok alanda petrol ve doğalgaz sondaj çalışmalarını artırmak için kararnameler imzalamıştı.

Enerji Uzmanlarına Göre Teşvikler Geçici

Enerji uzmanları, Trump döneminde kömüre yönelik herhangi bir teşvikin geçici olacağını, çünkü gazın daha ucuz olduğunu ve Beyaz Saray’ı kimin yöneteceğinden bağımsız olarak rüzgar ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerjiler için kalıcı bir pazarın bulunduğunu söyledi.

Çevre Grupları: Kömür Hızla Düşüşte

Çevre grupları ise ABD’de kömürün, giderek ucuzlayan yenilenebilir enerji seçeneğiyle karşılaştırıldığında hızla düşüşte olduğunu belirterek, karara sert tepki gösterdi. Trump’ın kendi yönetiminin tahminlerine göre, bu yıl ABD şebekesine eklenecek kurulu gücün %93’ü güneş, rüzgar ve pillerden oluşacak.

Destek

Deprem Sonrası Kadın Girişimcilere Yönelik Destek Mekanizmaları Geliştirilmeli

UNDP’nin ”Kahramanmaraş’ta Kadın Mikro İşletmelerinin İyileşme Süreci ve Afet Dayanıklılığı Raporu” başlıklı çalışması, deprem sonrası kadın girişimcilerin ihtiyaçlarına uygun finansal programlar ve iş devamlılığı destek mekanizmalarının geliştirilmesinin gerekliliğini ortaya koydu.  

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından yayımlanan Kahramanmaraş’ta Kadın Mikro İşletmelerinin İyileşme Süreci ve Afet Dayanıklılığı Raporu, 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından Kahramanmaraş’ta kadınlara ait mikro ölçekli işletmelerin yaşadığı zorluklara ve afet sonrası toparlanma süreçlerine odaklanıyor. Rapor; kadın girişimcilerin işlerini sürdürmeleri, iş ve aile yaşamını uyumlu şekilde yürütmeleri açısından karşı karşıya oldukları yeni koşulları ve afetler karşısında iş devamlılığı için ihtiyaç duydukları destek mekanizmalarını ortaya koyuyor.

UNDP’nin İsveç Hükümeti’nin finansmanı ve Kahramanmaraş Sanayi ve Ticaret Odası’nın işbirliğiyle pilot uygulama olarak Kahramanmaraş’ta gerçekleştirdiği iş sürekliliği destek programı kapsamında 257 kadın işletme sahibi desteklenmişti.

undp rapor

İşletmelerin %97,5’i Ürün, %96,6’sı Üretim Aracı Kaybı Yaşadı

Hazırlanan rapor kapsamında iş sürekliliği destek programına başvuruda bulunan 118 kadın işletmeciye birebir anketler yapıldı, bu anketlerin sonucunda, işletmelerin %97,5’inin ürün ve %96,6’sının üretim aracı kaybı yaşadığı, %94,9’unun geçici olarak kapandığı, %73,7’sinin iş yerini taşımak zorunda kaldığı, %71,3’ünün de tekrar taşınması gerektiği belirlendi.

Katılımcıların %92,4’ü ise afet sonrasında yeni bakım yükleri ve üstlendikleri yeni ev içi roller nedeni ile iş-aile dengesini sağlamakta zorluk çektiğini ve %93,3’ü afetin süregiden psikolojik etkilerinin işe tamamen geri dönüşlerini zorlaştırdığını ifade etti.

Kadın İşletmeleri Desteklere Ulaşmakta Zorlandı

Kadınlara ait mikro ölçekli işletmeler, afet sonrasında finansmana erişim, üretimin devamlılığı, üretim aracı, ürün, tedarikçi, pazar ve çalışan kaybı gibi sorunlarla karşılaştı. Çalışmaya katılan kadınların büyük çoğunluğu, afet sonrası toparlanma sürecinde hibe (%65,3) ve düşük faizli krediler (%52,5) gibi çok ihtiyaç duydukları finansal desteklere erişimlerinin sınırlı kaldığını belirtti.

Uzun vadeli finansal desteklerin ve işletmelerin krizlere karşı daha dirençli hale gelmesi için kapsamlı dönüşüm programlarının oluşturulması gerektiğini belirten kadın girişimciler, ayrıca, kadın girişimci ağlarının geliştirilmesi, afet dayanıklılığı konusunda eğitim, farkındalık çalışmaları ile hukuki destek hizmetlerinin iş sürekliliği açısından önemini vurguladı.

İş Sürekliliği Destek Programı Etkili Bulundu

Yapılan anket çalışmalarına göre UNDP’nin iş sürekliliği destek programı, yerel paydaşlarca, hızlı şekilde hayata geçirilmesi ve basitleştirilmiş başvuru süreçleri içermesi ile etkili bulundu. Kadın girişimciler ayrıca, bu programda, özellikle kadınlara ait işletmelerin hedeflenmesinin yaşadıkları karamsarlık ve kararsızlık sürecinde, onlara işlerini sürdürmeye yönelik cesaret sağladığını belirtti.

UNDP, Kahramanmaraş’ta edindiği deneyimle, iş sürekliliği destek programını yine kadınları önceliklendirerek depremden etkilenen 11 ilin tamamında uyguladı. Böylece İsveç Hükümeti tarafından tahsis edilen 10 milyon ABD doları tutarındaki fon ile 2024’te depremlerden etkilenen 4.620 küçük işletmeye finansal destek sağlamanın yanı sıra danışmanlık hizmetleri ve mesleki eğitim de verildi.

UNDP tarafından, işletmeleri afet ve karmaşık acil durumlara karşı güçlendirme odaklı uluslararası bir platform olan Connecting Business Initiative (CBI) girişimi ve İş Dünyası İçin Hedefler Platformu (B4G) işbirliğinde hazırlanan rapor, kadınların sahip olduğu mikro işletmelerin afet sonrası toparlanma süreçlerinde karşılaştığı zorlukları ele alıyor. Raporda ayrıca,  deprem bölgesindeki kadın işletmelerinin afetlere karşı daha dayanıklı hale gelmesi için iş sürekliliği planlaması, dijitalleşme ve kriz yönetimi gibi alanlarda işletmelere ve meslek birlikleri ve iş örgütleri gibi ekosistem aktörlerine yönelik dönüşüm programlarının oluşturulması öneriliyor.

Mavi Ekonomi

Mavi Ekonomi ve Türkiye

Su konusu sadece biyolojik açıdan yaşamsal değil, aynı zamanda ekolojik ve ekonomik anlamda da kritik bir faktör. Buradan hareketle doğan mavi ekonomi kavramı; denizler, okyanuslar, nehirler ve tüm su kaynakları üzerinde gerçekleşen; deniz taşımacılığı, deniz turizmi, balıkçılık endüstrisi, tersaneler, limanlar, kanallar gibi daha da çeşitlendirebileceğimiz tüm ekonomik faaliyetleri kapsayan bir konsepte sahip.

Arif ERGİN, Yeşil Ekonomi ve İklim Finansmanı Uzmanı [email protected]

Bir ekonomide trendin nereye yönelmiş olduğunu anlamanın önemli göstergelerinden biri o ülkede düzenlenen etkinliklerin konusuna bakmaktır. Bu yılın ilk üç ayında konuşmacı olarak katıldığım 20’den fazla etkinliğin altısı su veya mavi ekonomi üzerineydi. Bu konuya olan ilginin ve farkındalığın arttığını sadece bu veriye bakarak bile söyleyebiliriz aslında. Bu ay (22 Mart) idrak edeceğimiz Dünya Su Günü için güzel bir manşet olabilir bu. Yeşil ekonomi ve sürdürülebilirlik çerçevesindeki yatırımlara finansman ve teknik destek sağlayan GEFF programında danışman olarak bu yıl 12. yılım. Bunun yanında yeşil ve sürdürülebilirlik temalı başka projelerde de neredeyse 20 yıldır görev alıyorum. Hepsini topladığımda, en azından yeşil ve sürdürülebilirlik temalı seminer, çalıştay, konferans gibi etkinliklerin nabzını tutabileceğim önemli bir veri tabanına sahibim diyebilirim. Bu yılın mavi ekonomi etkinliklerini geçtiğimiz yılların aynı dönemleriyle karşılaştırdığımda eskiden mavi ekonominin hiç gündem olamadığını görüyorum. Ama bu tablo son bir yılda ciddi bir değişiklik göstermişe benziyor.

İyi haber: Su konusu artık gündemimize “mavi ekonomi” konseptiyle girmiş durumda.

Su konusu sadece biyolojik açıdan yaşamsal değil, aynı zamanda ekolojik ve ekonomik anlamda da kritik bir faktör. Buradan hareketle doğan mavi ekonomi kavramı; denizler, okyanuslar, nehirler ve tüm su kaynakları üzerinde gerçekleşen; deniz taşımacılığı, deniz turizmi, balıkçılık endüstrisi, tersaneler, limanlar, kanallar gibi daha da çeşitlendirebileceğimiz tüm ekonomik faaliyetleri kapsayan bir konsepte sahip.

Doğal Hayatı Koruma Derneği’nin (WWF) bulgularına göre, suyun küresel ölçekte ölçülebilir ekonomik kullanım değeri 58 trilyon dolar olarak tahmin ediliyor. Bu hacim, Çin, Almanya, Hindistan, Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri’nin aşağı yukarı toplam GSYİH’sına eşit. Bu büyüklüğün 7,5 trilyon dolarlık kısmı doğrudan su kullanımına dayanıyor. Doğrudan tüketim: sanayide tüketilen (5,1 trilyon dolar), hanelerde tüketilen (1,5 trilyon dolar), tarımsal amaçlı kullanılan (380 milyar dolar), iç ulaşım, hidroelektrik, rekreasyon gibi tüketim dışı kullanılan (460 milyar dolar) ve sayılamayacak kadar detaylı su kullanım alanlarını kapsıyor

Dolaylı yoldan sudan etkilenen ekonomik faaliyetler ise su kalitesini ve toprak sağlığını iyileştirme, tortu ve besin maddeleri taşıma, karbon depolama, kuraklık ve sel gibi aşırı olayların azaltılması ve karada, tatlı su ve deniz ortamlarında biyolojik çeşitliliğin sürdürülmesi gibi çevre çalışmalarını da içeren faaliyetlerin toplamından oluşuyor ve yaklaşık 50 trilyon dolar değerinde bir ekonomik büyüklük yaratıyor.

Bir başka deyişle su konusunda yaşanacak her türlü olumsuzluk, aslında dünya ekonomisinin %60’ına denk düşen toplamda 58 trilyon dolarlık bir ekonomik büyüklüğü tehdit etmiş oluyor. Dünya Bankası’nın sağladığı bilgilere göre, su sıkıntısı yüzünden küresel ekonominin 2050 yılına dek senelik 6 trilyon dolar zarar görmesi olası. Bu tehdit, milyonlarca insanın kıtlık ve kuraklıkla karşı karşıya kalması, yaşam alanlarından kopması, işsiz kalması, sosyal adaletin ve kapsayıcılığın bozulması ve aynı zamanda ekolojik bir yıkımı da beraberinde getiriyor. Zaten mavi ekonomi konseptiyle hedeflenen de bu yıkımın önüne geçmek, olumsuz etkilerini azaltmak ve yeni koşullara uyumlanmayı içeriyor.

Bu devasa ekonomik hacim, maalesef tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tehdit altında. Su kaynakları küresel ölçekte giderek artan bir baskıya ve daralmaya maruz kalırken Türkiye’deki durum da bundan bağımsız değil. İklim değişikliği, sanayileşme, hızla büyüyen şehirler ve nüfus artışı, suyun verimli ve sürdürülebilir yönetimini her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Bu nedenle, dünya çapında deniz ve okyanus kaynaklarının sürdürülebilir şekilde değerlendirilmesi yoluyla ekonomik kalkınma, sosyal refah ve ekosistemlerin korunmasını hedefleyen mavi ekonomi modelleri üzerine çalışmalar uluslararası ve ulusal ölçekte giderek artıyor.

Örneğin, Birleşmiş Milletler Çevre Programı Finans Girişimi (UNEP-FI) tarafından başlatılan Sürdürülebilir Mavi Ekonomi Finans Girişimi’nin  (Sustainable Blue Economy Finance Initiative) bir parçası olarak Avrupa Komisyonu, WWF, Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI) ve Avrupa Yatırım Bankası (EIB) tarafından Sürdürülebilir Mavi Ekonomi Finans İlkeleri belirlendi. Bu ilkeler; “Koruyucu, Uyumlu, Risklere Duyarlı, Sistematik, Kapsayıcı, İşbirliği Odaklı, Şeffaf, Amaca Yönelik, Etkili, İhtiyatlı, Çeşitlendirilmiş, Çözüm Odaklı, Bilimsel ve Ortaklıklara Dayalı” olarak sıralanıyor.

Benzer bir başka girişim de Mavi Akdeniz Ortaklığı (Blue Mediterranean Partnership). Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), EIB ve Akdeniz için Birlik (UfM), tarafından COP27 zirvesinde duyurulan Mavi Akdeniz Ortaklığı, Akdeniz bölgesinde Avrupa Birliği’nin (AB) komşu güney ülkelerinde sürdürülebilir bir mavi ekonominin geliştirilmesini amaçlıyor. Aslında bu da iyi bir haber, zira ülkemiz Akdeniz’in en büyük ülkelerinden biri ve bu sayılan kurumlarla da uzun yıllara varan bir işbirliği ve ortak başarı hikayesi geçmişi var. Bu başarılı geçmiş bundan sonrası için de önemli bir işbirliği potansiyeli barındırıyor.

Günümüzün su verilerine göre “su stresi çeken bir ülke” konumunda olan Türkiye’nin, su konusundaki daralmayı ve beraberinde getirdiği olumsuz ekonomik ve ekolojik etkileri çok daha yakından ve yoğun bir şekilde hissetmesi bekleniyor. Bu tehdidin bertaraf edilebilmesi için şimdiden çok değerli çalışmalar yapılmaya başlandı bile, ancak problemin bugünkü büyüklüğü ve yıllar içinde artacak eksponansiyel etkisi düşünüldüğünde daha fazlasını yapmaya ihtiyacımız olduğu aşikar. Dolayısıyla yukarda bahsetmiş olduğum uluslararası organizasyonlarla birlikte geliştirilmesi gereken projeler ve iklimin gerektirdiği doğru su uyumlanmasının sağlanması gereken altyapı ve üstyapı tesisleri var.

Başta sanayi, tarım ve enerji olmak üzere pek çok sektörün devamlılığı suya bağlı. 2019-2023 Ulusal Su Planı’ndaki verilere göre, Türkiye’de 2022 senesinde toplam 57 milyar m³ su kullanılmış ve bunun %77’si (44 milyar m³) tarım sulamasında, %23’ü (13 milyar m³) ise içme suyu, evsel ve sanayi kullanımlarında harcanmış. Büyüyen nüfusu ve gelişen ekonomisi göz önünde bulundurulduğunda, bu tablonun Türkiye için sadece bir potansiyel yatırım tablosu olarak algılanması doğru değil. İş dünyasının, kamunun, reel ve özel sektörün, akademinin ve konunun tüm paydaşlarının bir araya gelerek kısa-orta-uzun vadeleri kapsayacak ve makro ölçekte daha iklim dirençli bir su yapısına kavuşmamızı sağlayacak bir su yönetimi politikası ve stratejisi geliştirilmesi gerektiği muhakkak.

Arif Ergin

Sürdürülebilir Ekonomi ve İklim Değişikliği Uzmanı | Küre

İş

İş Dünyası Artan İklim Riskleriyle Yüzleşiyor

Yeni bir rapora göre, şirketler her geçen gün artan bir iklim riskiyle karşı karşıya. Aşırı hava koşulları, yükselen deniz seviyeleri, uzun süreli kuraklık veya sıcağa maruz kalan iş gücünde meydana gelen verimlilik kaybı gibi risklerle yüzleşen iş dünyasında bazı varlıkların ömrü beklenen yaşam döngüsünden önce son bulacak. Gayrimenkul, otomotiv, tarım, enerji ve ağır sanayi iklim riskine ilişkin izleme listesine alınacak sektörlerin başında.

Sürdürülebilir ekonomiye geçişin yarattığı risklerin ele alındığı Allianz Trade İklim Değişikliği Raporu’na göre, hızlı politika değişiklikleri, teknolojik yenilikler, gelişen piyasa davranışları şirketler açısından önemli kırılganlıklara neden olabilir. Aşırı hava koşulları, yükselen deniz seviyeleri, uzun süreli kuraklık veya sıcağa maruz kalan iş gücünde meydana gelen verimlilik kaybı gibi risklerle karşı karşıya olan iş dünyasında bazı varlıkların ömrü beklenen yaşam döngüsünden önce son bulacak. Rapora göre, iklim riskine ilişkin izleme listesine alınacak sektörlerin başında ise gayrimenkul, otomotiv, tarım, enerji ve ağır sanayi geliyor.

İklim Risklerinin Potansiyel Etkisi

Raporda; iklim riskine ilişkin izleme listesine alınacak sektörlerin başında gayrimenkul, otomotiv, tarım ve ağır sanayi geliyor. Bu sektörlerin daha katı enerji standartları, hızlı teknolojik gelişmeler ve daha sıkı düzenleyici tedbirler nedeniyle giderek daha kırılgan hale geldiği belirtiliyor. Bu nedenle yatırımcıların, iklim risklerinin portföylerine potansiyel etkisini tam olarak değerlendirebilmeleri için portföylerini sektörler bazında yeniden gözden geçirmeleri gerektiğine raporda değiniliyor.

İklim Geçiş Senaryolarında Enerji Sektörü Kırılgan

Raporda genel olarak teknoloji ve sağlık sektörlerinin hem ABD hem de Avrupa’daki tüm iklim geçiş senaryoları altında dayanıklılık gösterdiği, enerji sektörünün ise artan işletme maliyetleri ve düzenleyici baskılar nedeniyle artan kırılganlıkla karşı karşıya olduğu bilgisi yer alıyor.

Rapora göre; ABD’de, sağlık hizmetleri ve tüketim harcamalarına yönelik şirket değerlemelerinde, her bir şirkette kabaca ortalama %16 oranında düşüş olurken, yenilenebilir enerji ve kritik malzemeler yoluyla kısmi adaptasyonlarını gerçekleştirmiş olan enerji sektörlerinde şirket değerlemelerinde yaklaşık %6 ile %7 oranında daha az düşüşler olması bekleniyor. Avrupa’da ise gayrimenkul sektöründe şirket değerlemeleri %40’lık ciddi bir darbe alırken, %26,3 ile telekomünikasyon ve %24,8 ile temel tüketim malları sektörlerinde şirket değerlemelerinde büyük düşüşler olacağı raporda belirtiliyor. Yine rapora göre diğer sektörlerle karşılaştırıldığında, temel kaynaklar ve teknoloji daha iyi durumda görünse de bu rakamların agresif iklim politikaları altında her sektörün karşı karşıya olduğu farklı kırılganlıkları vurguladığı hatırlatılıyor.

İyi düzenlenmiş bir geçişin, her iki bölgede pazar aksaklıklarının ölçeğini ve hızını azaltmaya yardımcı olabileceğine raporda dikkat çekilirken, ICR (International Carbon Registry-Uluslararası Karbon Sicili) yöntemi ile yapılan değerlemelerde düzenli bir geçiş argümanının daha da açık hâle geldiği belirtiliyor. Raporda, Net Zero 2050 senaryosunun, sağlık ve ihtiyari tüketim malları gibi sektörlerde değerlemelerde önce düşüşe neden olmasına rağmen, uzun vadede ekonomik dayanıklılık sağlayan tek senaryo olduğunun altı çiziliyor.

Yeşil Ekonominin Sunduğu Fırsatlardan Yararlanmak Mümkün

Raporda verilen bilgilere göre; hızlı iklim değişikliği çağında portföy değerini uzun vadede korumak için proaktif risk yönetimi zorunlu hale geliyor. Kapsamlı senaryo analizlerine hızlı uyarlanabilir stratejilerin erken benimsenmesinin, yatırımcıların şirket varlıklarının değer kaybetmesi riskini azaltmalarına yardımcı olabileceği raporda yer verilen bilgiler arasında.

Rapora göre; yatırımcılar, portföylerini, ortaya çıkan iklim politikalarına ve piyasa dinamiklerine hızlıca uyum sağlayacak şekilde konumlandırdıklarında, sadece potansiyel kayıpları sınırlamakla kalmıyor, aynı zamanda büyüyen yeşil ekonominin sunduğu fırsatlardan da yararlanabiliyor.

Stratejik

Sanayinin Sürdürülebilir Dönüşümünde Stratejik İşbirliği

Türkiye’nin sanayi ekosisteminin sürdürülebilir dönüşümünü desteklemek ve sanayi firmalarının finansmana erişimini kolaylaştırmak amacıyla QNB Türkiye ile Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu (OSBÜK) arasında Stratejik İş Birliği Çerçeve Sözleşmesi imzalandı.

Sanayinin yeşil dönüşümünü desteklemek amacıyla OSBÜK ile QNB Türkiye arasında İş Birliği Çerçeve Sözleşmesi imzalandı. Böylelikle QNB Türkiye, sanayi firmalarının sürdürülebilirlik yatırımlarını desteklemeyi, finansmana erişimini kolaylaştırmayı ve organize sanayi bölgelerinin dönüşüm sürecine etkin katkı sağlamayı hedefliyor.

Karbon Emisyonlarını Azaltma Oranına Göre Faiz İndirimi

QNB Türkiye, işbirliği kapsamında organize sanayi bölgeleri ve katılımcı firmaların sürdürülebilir dönüşümünü desteklemek amacıyla çeşitli finansal çözümleri avantajlı koşullarla sunuyor. Bu çözümler arasında öne çıkan Yeşili Artıkça Faizi Düşen Kredi, işletmelerin karbon emisyonlarını azaltma oranına göre kademeli faiz indirimi sağlayarak sürdürülebilir yatırımları teşvik ediyor. Bu krediden faydalanan firmalara, spot veya türev işlemlerde avantajlı maliyetler ve indirimler sağlanıyor. Ayrıca, Dijital Köprü hizmetleri kapsamında karbon emisyonlarının ölçümlenmesi, finansal danışmanlık, insan kaynakları ve e-dönüşüm platformları gibi alanlarda özel indirimler ve kampanyalar sunuluyor. Ödeme çözümleri kapsamında, QNBpay hizmetinden faydalanan firmalara Ödüyo Platformu lisansı ücretsiz sağlanıyor.

Yeşil Dönüşüm Yol Haritasına Katkı

Geçtiğimiz yıl OSBÜK çatısı altında kurulan Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik Merkezi’nin ana sponsoru olan QNB Türkiye, sanayinin sürdürülebilir dönüşümünü destekleme taahhüdü kapsamında OSBÜK tarafından düzenlenen Yeşil ve Dijital Dönüşüm Strateji Planı çalıştayları, organize sanayi bölgeleri ve katılımcı firmaların bu dönüşüm sürecine nasıl hazırlanabileceğine dair bir çerçeve sunuyor. Bankanın sponsorluk desteğiyle 2024 yılı Ekim ayında Antalya’da gerçekleştirilen ilk çalıştayda yeşil finansman modelleri, dijitalleşme stratejileri ve sürdürülebilir planlama gibi başlıklar ele alındı ve bu çıktılar OSB ve katılımcı firmaların yeşil dönüşüm yol haritasına katkı sunması için raporlandı.

Osbik k

“Sanayimizin Düşük Karbonlu Ekonomiye Entegrasyonunu Hızlandırıyoruz”

QNB Türkiye Obi ve Ticari Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Engin Turhan, “Bu işbirliği ile organize sanayi bölgeleri ve katılımcı firmaların finansmana erişimini kolaylaştırırken, onları yalnızca bugüne değil, dönüşen ekonomik yapının ihtiyaçlarına da hazırlıyoruz. Yenilikçi çözümlerimizle sürdürülebilir dönüşümü destekliyor, işletmelere iş yapış biçimlerini ileriye taşıyacak araçlar sunuyoruz. Özellikle Yeşili Artıkça Faizi Düşen Kredi ile karbon emisyonlarını azaltan firmalara finansal avantaj sağlıyor ve sanayimizin düşük karbonlu ekonomiye entegrasyonunu hızlandırıyoruz. Finansman erişimini kolaylaştırmak ve sürdürülebilir büyümeyi desteklemek, sanayimizin geleceğe uyum sağlaması için kritik bir gereklilik” dedi.

“Çevresel ve Ekonomik Sürdürülebilirlik Eksenindeki Gelişimi Destekliyoruz”

QNB Türkiye Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanı Yeliz Ataay Arıkök ise “Organize sanayi bölgeleri, Türkiye’nin sanayi ekosisteminde dönüşümün itici gücü olarak kritik bir rol oynuyor. QNB Türkiye olarak, sanayimizin çevresel ve ekonomik sürdürülebilirlik eksenindeki gelişimini desteklerken, organize sanayi bölgeleri ve katılımcı firmalar için finansal paydaş olmanın ötesine geçerek stratejik bir çözüm ortağı olmayı hedefliyoruz. Sürdürülebilir sanayi, sadece çevresel sorumluluk değil, aynı zamanda uzun vadeli rekabetçiliğin teminatıdır. Bu doğrultuda, sanayimizin karbon emisyonlarını azaltan yenilikçi finansal çözümler geliştiriyor, dijitalleşmeyi destekliyor ve iş yapış modellerini dönüştüren stratejik araçlar sunarak geleceğe katkı sağlıyoruz” şeklinde konuştu.

Yeşil Dönüşümde Finansmanın Önemi

Türkiye’nin üreten gücü organize sanayi bölgelerinin yeşil dönüşüm çalışmalarını aralıksız sürdürdüğünü ifade eden OSBÜK Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Mustafa Türker, hedeflerinin ülkemizde reel sektörün yeşil dönüşümüne liderlik etmek olduğunu belirtti.

Yeşil dönüşüm çalışmalarında finansmanın önemine değinen Türker, şunları dile getirdi: “OSBÜK olarak OSB’lerin yeşil dönüşüm çalışmalarını her zaman gündemimizin ilk sırasında tutuyor, OSB’lerimize rehberlik etmeyi sürdürüyoruz. Yeşil dönüşümün finansmanı konusunda bugüne kadar pek çok çalışma yaptık, yeni işbirliği protokolleri imzaladık. Bu protokollerden biri de QNB Türkiye ile imzaladığımız stratejik işbirliği protokolü. Bu protokolle, 409 OSB’miz ve 68 binden fazla firmamıza finansman kolaylığı imkanı sunuyoruz. 2 milyon 700 bin kişiye doğrudan istihdam sağlayan OSB’lerimiz, bu protokolün katkılarıyla ülkemizde reel sektöre lokomotiflik yapma rolünü daha da pekiştirecek.”