#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
sustainable k

“Sürdürülebilirlik Somut Aksiyonlarla Büyüme Stratejilerinin Merkezinde Olmalı”

Bu yıl “Uyum Sağla ve Hızlan” temasıyla gerçekleşen Sustainable Brands Türkiye’de, iş ve marka dünyasına sürdürülebilirliğin geleceğinin yanı sıra kârlılık ve rekabet gücü açısından dönüşümün yeni parametreleri de aktarıldı. Yenileyici iş modelleri, döngüsel sistemler ve yeni nesil yönetişim yaklaşımlarının önemine değinen Sustainable Brands Türkiye Ülke Direktörü Semra Sevinç, “Artık hepimiz biliyoruz ki sürdürülebilirlik sadece konuşulacak bir kavram değil; somut aksiyonlarla büyüme stratejilerimizin merkezinde olmalı. Geleceğimiz için birlikte çalışmalı, cesur adımlar atmaya gönüllü olmalıyız” dedi.

Markaların sürdürülebilirlik gündemini bu yıl “Uyum Sağla ve Hızlan” temasıyla şekillendiren Sustainable Brands Türkiye Konferansı, yenilikçi stratejileri ve ilham verici dönüşüm hikayelerini buluşturdu. Sustainable Brands’in Türkiye ayağı, “İyi Büyüme” vizyonu çerçevesinde 8-9 Ekim 2025 tarihlerinde, İstanbul’da gerçekleştirildi. Konferans, beş farklı sahnede düzenlenen 50’den fazla oturumda, 130’un üzerinde konuşmacıyı ağırladı. İki gün boyunca iyi büyüme, yeni metrikler, inovasyon ve rejeneratif tasarım, sürdürülebilirliği markalamak, teknoloji ve yapay zeka etkisi, ürün, malzeme ve tedarik zinciri, tüketici iç görüleri ve ölçekli davranış değişimi, dayanıklılığı inşa etme, sürdürülebilir yaşam: refah ve sağlık kulvarlarında paneller düzenlenerek, güncel içgörüler paylaşıldı.

Konferansta; markalara global sürdürülebilirlik trendleri aktarıldı, kolektif dönüşümü hızlandıran konuşmalara yer verildi ve yeni işbirlikleri sağlandı. Katılımcılar, paneller, keynote konuşmalar ve interaktif workshoplarda sürdürülebilir iş modelleri, etik marka stratejileri, dijital dönüşüm ve toplumsal fayda yaratma konularında farklı bakış açılarını tanıdı.

Goodvertising’in kurucusu Thomas Kolster, Thinkers50 listesinde yer alan danışman ve Frugal Economy yazarı Navi Radjou, VeraWorks’un kurucusu Bea Boccalandro, BBMG’nin kurucu ortağı Raphael Bemporad, sürdürülebilirlik odaklı markalar için GRAMMA stratejisinin yaratıcısı Adomas Püras, People Flow CEO’su Abigail Wilmore, Tony’s Chocolonely eski sözcüsü ve etki odaklı girişimci Ynzo van Zanten, Parallel Labs sürdürülebilir iş stratejistleri Dr. Joel Hartter ve John Burgess gibi uluslararası isimler de zirveye katkıda bulundu.

Obsolete kitabının yazarı, Serious Tissues ve Change Brands kurucusu, Change Please ortak kurucusu Chris Baker, sosyal etkiyi iş modellerinin merkezine koyan bir girişimci olarak, konferanstaki konuşmasında şirketlere daha cesur, daha sorumlu ve daha dönüştürücü olma çağrısı yaptı. 50’den fazla gönüllülük konseriyle, milyonlarca insanın kaderini değiştirebileceğini dünyaya gösteren Stephen Greene, konferansın konukları arasında yer aldı.

“Şirketler Yeni Fırsatların Kilidini Açıyor”

Sustainable Brands Türkiye Ülke Direktörü Semra Sevinç, platformun marka, pazarlama, sürdürülebilirlik ve inovasyon liderlerinin; iş değerini ve iyi büyümeyi hedefleyen, geleceğe hazır markalar oluşturmak için ihtiyaç duydukları içgörüleri, stratejileri ve bağlantıları edindikleri güçlü bir buluşma noktası olduğunu söyledi.

Sevinç, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bugünün dünyasında rekabet avantajı, artık yalnızca ürün kalitesi ya da fiyatla değil; sürdürülebilirliği temel iş ve marka stratejilerine ne kadar entegre edebildiğimizle ölçülüyor. Yenileyici iş modelleri, döngüsel sistemler ve yeni nesil yönetişim yaklaşımlarıyla şirketler hem kârlılıklarını hem de dayanıklılıklarını artırabilecekleri yeni fırsatların kilidini açıyor. Artık hepimiz biliyoruz ki sürdürülebilirlik sadece konuşulacak bir kavram değil; somut aksiyonlarla büyüme stratejilerimizin merkezinde olmalı. Geleceğimiz için birlikte çalışmalı, cesur adımlar atmaya gönüllü olmalıyız.”

Bu adımları atmaktan çekinmeyen, dönüşüm için yola çıkan çok sayıda marka olduğunu söyleyen Sevinç, “Bu vizyona ev sahipliği yapan ve her yıl farklı sektörleri bir araya getiren bu platformun parçası olmaktan büyük bir mutluluk ve gurur duyuyorum” dedi.

Şirketler

Yeni Rapor: Şirketler için Sürdürülebilirlik “İş Modelinin Getirdiği Zorunluluk”

Yeni bir raporun sonuçlarına göre sürdürülebilirlik, etik bir zorunluluktan çıkarak doğrudan iş değerine dönüşüyor. Şirketler sessizleşse de eylemler artıyor. Sanayi emisyonlarının dörtte biri günümüzde kârlı biçimde azaltılabiliyor. Tüketiciler ve B2B alıcıları ise markaları sürdürülebilir davranışa zorluyor. Yapay zeka sürdürülebilirlikte devrim yaratırken aynı zamanda yeni bir karbon riski de oluşturuyor: Veri merkezleri 2035’te küresel emisyonların %2’sini oluşturabilir. Bugün şirketler için sürdürülebilirlik “iyi niyet” değil, “iş modelinin getirdiği zorunluluk.”

Son bir yılda Çevresel, Sosyal ve Kurumsal yönetim (ESG) karşıtı söylemler gündeme hakim olsa da yeni bir araştırma; CEO’ların, tüketicilerin ve B2B alıcılarının sürdürülebilirlik konusundaki kararlılığını koruduğunu ve bunu iş değeriyle ilişkilendirdiğini ortaya koyuyor.

Bain & Company’nin yayımladığı “The Visionary CEO’s Guide to Sustainability 2025” (Vizyoner CEO’nun Sürdürülebilirlik Rehberi 2025) raporunun üçüncü edisyonu, 2023 ile 2024 arasında düşüşe geçen sürdürülebilirlik önceliğinin tabanda karşılık bulduğunu gösteriyor. CEO’lar son dönemde sürdürülebilirlik hakkında daha az konuşsalar bile bu alanda daha fazla aksiyon alıyorlar.

Bain’in yapay zeka destekli Sustainability Pulse aracıyla, 2018, 2022 ve 2024 yıllarında 150 lider şirketin CEO’ları tarafından yapılan 35.000’den fazla açıklama incelendi. Analiz sonuçları, sürdürülebilirliğe yönelik söylemin artık “uyum ve etik sorumluluk” odaklı bir yaklaşımdan çıkıp, “iş değeri yaratma ve rekabet avantajı sağlama” perspektifine dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Küresel Karbondioksit Emisyonlarının %25’i Kârlı Bir Şekilde Azaltılabilir

Bain’in geliştirdiği “karbon azaltım araçları” veri tabanına dayanan analiz, küresel karbondioksit emisyonlarının %25’inin bugün kârlı bir şekilde azaltılabileceğini gösteriyor. Bu da enerji verimliliğini artıran, döngüsel tasarımı güçlendiren veya tedarik zincirlerini yerelleştiren yatırımlar sayesinde mümkün. Rapor, CEO’lara bu adımları hemen ölçeklendirip hızlandırmalarını ve günlük iş kararlarının bir parçası haline getirmelerini öneriyor. Ayrıca rapora göre, emisyon azaltım potansiyelinin %32’si orta vadede kârlı hâle gelebilir. Rapora göre, bu sürecin yönünü ve hızını politika değişiklikleri, teknolojik gelişmeler ve müşteri davranışlarındaki dönüşüm belirleyecek.

“Sürdürülebilirlik Uygulamalarında CEO’lar Sözden Eyleme Geçtiler”

Bain & Company Ortağı ve Sürdürülebilirlik uygulama liderlerinden Armando Guastella, “Sürdürülebilirlik yolculuğunda iddialı hedeflerin ardından geçen yıl CEO’lar bir gerçeklik kontrolü yaptılar. CEO’lar bugün belki daha az konuşuyorlar ama sözlerinin yerini fiili adımlar aldı – biz buna ‘söylem-eylem farkı’ (do-say gap) diyoruz. CEO’ların atacakları fiili adımları desteklemek amacıyla kârlı karbonsuzlaşma kaldıraçlarını belirledik. Başarı için şirketlerin işe yarayan çözümleri hızlandırması, olası dönüşümlere hazırlanması ve dayanıklılığını artırması gerekiyor” dedi.

Guastella değerlendirmesinde ayrıca, “Anketlerimiz B2B alıcılarının sürdürülebilir tedarikçilere yöneldiğini, B2C tarafında ise tüketicilerin yenilikçi, erişilebilir ve sürdürülebilir ürünleri ödüllendirdiğini gösteriyor. Bu yılın dikkat çekici bulgularından biri de şirketlerin sürdürülebilir etki yaratmak için yapay zekayı artan şekilde kullanması. Çünkü sürdürülebilir davranışların somut getirileri var” şeklinde konuştu.

Yapay Zekanın Sürdürülebilirlikteki Kullanımı Hızla Artıyor

Rapor, yapay zekanın sürdürülebilirlikteki kullanımının hızla arttığını ortaya koyuyor. Şirketler yapay zekayı enerji tüketimini azaltmak, atıkları minimize etmek, iş güvenliğini artırmak ve sürdürülebilirlik hedeflerine daha hızlı ulaşmak için kullanıyor. Dokuz ülkede 400 üst düzey yöneticiyle yapılan ankette katılımcıların yaklaşık %80’i yapay zekanın sürdürülebilirlik stratejilerine önemli katkı sağlayacağını belirtirken, yarısından fazlası halen pilot veya keşif aşamasında olduğunu söylüyor. Teknoloji ve imalat sektörlerindeki öncü şirketler, yapay zekayı bu amaçla üç kat daha fazla kullanıyor ve uzun vadeli değer yaratma konusunda üç kat daha iddialı adımlar atıyor.

Rapor ayrıca, yapay zekanın hızla ölçeklenmesinin çevresel etkisine dikkat çekiyor. Bain’in geliştirdiği iklim-ekonomi modelleme aracına göre yüksek büyüme senaryosunda yapay zeka ve veri merkezlerinin 2035 itibarıyla yılda 810 milyon metrik ton karbondioksit salabileceğini hesaplıyor – bu da küresel emisyonların %2’sine ve sanayi kaynaklı emisyonların %17’sine denk geliyor. Rapora göre ABD’de yapay zeka kaynaklı sanayi emisyonlarının payının 2022’deki %18’den 2035’te %50’nin üzerine çıkması bekleniyor.

Sürdürülebilirlik Büyümenin Kaldıracı

Bain Türkiye Yönetici Ortağı Onur Candar, “Veri merkezlerini çalıştırmak oldukça enerji yoğun bir süreç. Fosil yakıtların hakim olduğu bölgelerde emisyon artışı daha belirgin olacak. Buna karşılık Avrupa’da yenilenebilir enerjiye geçişin hızlanması ve yapay zeka kullanımının daha dengeli ilerlemesi sayesinde emisyonların görece sabit kalması bekleniyor” dedi.

B2B şirketleri, sürdürülebilirliği doğrudan ticari performansla ilişkilendiriyor. Bain’in otomotiv, ambalaj, kimya, makine, metal ve inşaat sektörlerinde faaliyet gösteren 750’den fazla küresel B2B müşterisiyle yaptığı ankette, katılımcıların yarısı halihazırda sürdürülebilir tedarikçilerden daha fazla alım yaptığını belirtirken, %70’i önümüzdeki üç yılda bu payı artırmayı planlıyor.

Yıllık gelir artışı rakiplerinden yüksek olan lider şirketlerin %90’ı, önümüzdeki üç yılda sürdürülebilirliğin iş sonuçlarına olumlu katkı sağlayacağına inanıyor. Hükümetlerin geri adım attığı bölgelerde bile iş liderleri sürdürülebilirliği büyümenin bir kaldıracı olarak görüyor.

Her Beş Tüketiciden Dördü için Sürdürülebilirlik Hâlâ Çok Önemli

Rapora göre tüketici tarafında da benzer bir tablo mevcut. Sekiz ülkede (ABD, Birleşik Krallık, İtalya, Brezilya, BAE, Suudi Arabistan, Çin ve Endonezya’da) 14.000’den fazla tüketiciyle yapılan araştırmada, jeopolitik belirsizlikler ve yaşam maliyetlerindeki artışa rağmen her beş tüketiciden dördü sürdürülebilirliğin kendi için hâlâ çok önemli olduğunu söylüyor.

Katılımcıların %80’i bireysel seçimlerinin fark yaratabileceğine inanıyor – bu oran son iki yıla göre hafif artış gösterdi. Tüketicilerin üçte biri her gün altı veya daha fazla sürdürülebilir davranışta bulunuyor ve %70’i bu alışkanlıklarını artırmak istiyor. İlginç bir şekilde, son üç yılda Baby Boomer kuşağı, gelir düzeyi ve yaşam esnekliği sayesinde Z kuşağından daha fazla sürdürülebilir alışkanlığı kazandı.

En Büyük Engel Maliyet

Buna karşın sürdürülebilir yaşamın önündeki en büyük engel hâlâ maliyet. Özellikle gelişmekte olan pazarlarda fark belirgin. Bu sebeple sürdürülebilir yaşamın önündeki en büyük engel Türkiye’de de maliyet olmaya devam ediyor. Yüksek enflasyon ortamında, çevre dostu ürünler genellikle benzer alternatiflere kıyasla daha pahalı olduğu için tüketiciler bu ürünleri tercih etmekte zorlanıyorlar. Bu durum sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarının yaygınlaşmasının önünde önemli bir engel oluşturuyor. Bain, bu farkın Ar-Ge yatırımları, yenilikçi ürün geliştirme ve destekleyici kamu politikaları yoluyla zamanla azaltılabileceğini vurguluyor.

Bir diğer engel ise bilgi eksikliği. Katılımcıların %60’ı sürdürülebilir ürünleri ayırt edebildiğini düşünse de çoğu bir hamburger yemekle kısa mesafeli uçuş yapmak arasındaki karbon farkını doğru tahmin edemiyor. Katılımcıların neredeyse yarısı, açık bilgi ve şeffaflık eksikliğini engel olarak görüyor.

Teknoloji bu boşluğu kapatıyor: Yapay zeka araçlarını kullananların yarısından fazlası, daha sürdürülebilir yaşamak için bu araçlardan faydalandığını söylüyor. Katılımcıların üçte biri ise çevre dostu ürün önerileri için yapay zekayı kullanıyor. Şirketlerin tüketicilerin hangi değerlere önem verdiğini anlaması ve hem insanlar hem de yapay zeka sistemlerinin erişebileceği şekilde şeffaf veri sunması gerekiyor; aksi takdirde, sürdürülebilirlik yarışında geride kalma riski taşıyorlar.

Rapor sonuçlarına dikkat çeken Candar “Bu yılki raporun mesajı net: Sürdürülebilirlik ve iş hedefleri birlikte büyüyebilir. Başarılı liderler, dikkat dağıtan unsurları geride bırakıp gündemlerine odaklanan ve tutarlı bir şekilde aksiyon alanlardır” değerlendirmesinde bulundu.