#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
sürdürülebilirlik

“Sürdürülebilirlik Bizim Gündemimizden Hiç Düşmeyecek”

Bir meslek kuruluşu olarak finans profesyonellerinin sürdürülebilirlik konusunda eğitilmelerini bir görev olarak gördüklerini belirten ACCA (Fermanlı Ruhsatlı Muhasebeciler Birliği) Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan Bölge Başkanı Filiz Demiröz, hem kurum olarak kendi içlerinde hem de yetiştirdikleri profesyoneller açısından sürdürülebilirliğin uygulayıcısı konumunda olduklarını dile getiriyor.

YAZI: Barış DOĞRU

Yaklaşık bir yıl önceki sohbetimizde COP26’nın sonuçlarını ve ACCA’ın yeni yayımlanmış raporunu ele almıştık. Biliyoruz ki para konusu üzerine konuşmadığınız sürece dünyanın sorunlarını çözmeniz mümkün değil. COP27 iklim zirvesinde de bir zorunluluk olarak para çok fazla konuşuldu. Her şey çok hızla değiştiği için bir güncelleme yapmak istedik sizle. Geçen bu süre hakkına kısa bir değerlendirmenizi alabilir miyiz?

Öncelikle şunu söylemeliyim ki bu süreçte sürdürülebilirlik Türkiye’nin gündemine de girdi. Günümüz dünyasında yapılan her şeyin etkisi katlanarak çoğalıyor. Bu nedenle sürdürülebilirlik yalnızca iş yapış modellerimize değil, günlük hayatımıza da entegre edilmeli. Yaptığımız her şeyde, “Etkisi ne olur?” kafa yapısıyla hareket etmemiz gerekiyor.

ACCA, geçen yıl COP26’da önemli katkılarda bulunmuştu. Bu kapsamda “İklim Eylemi ve Muhasebe Mesleği: Sürdürülebilir Bir Gelecek İnşa Etmek” adlı raporumuzu sunmuştuk. Yanı sıra COP26 sırasında Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu’nun kurulduğunun açıklanması mesleğimiz açısından son derece önemli bir gelişmeydi. Geçtiğimiz bir yıl içerisinde bu konudaki çalışmalar devam etti. Peki, biz ACCA olarak ne yaptık? Profesyonellerin nasıl eğitilecekleri yetkinliklerin gelişmesi için önemli bir soruydu.

Bu soruya cevap olarak “Finans için Sürdürülebilirlik Sertifikası”nı sunduk ve sertifikamız oldukça talep gördü. Online olması dolayısıyla profesyoneller zamanlarını etkin bir şekilde kullanarak bu sertifikayı alabiliyorlar. Dönemin önemli konularından biri COP27’ydi ve bizden bir ekip de COP27’ye katıldı. Hatta Türkiye’den ERTA’nın (Entegre Raporlama Derneği) düzenlediği etkinlikte bir konuşmacımız da yer aldı. COP27’nin beklentilerimize çok karşılık verdiğini söyleyemeyeceğim. 1,5 derece hedefi sonuçlardan biri olsa da ulaşılabilirliği konusunda sanırım herkes şüphe içinde. Bundan başka karbon salımının azaltılması gündemimizdeki yerini koruyor. 

COP27’de, “Kaynaklar nasıl tahsis edilecek; finansmanı nasıl sağlanacak, nasıl işbirlikleri oluşturulacak?” benzeri konular etrafında fazla tatmin edici olmasa da belli çıktılar sağlandı. Kurumların artık harekete geçmeleri gerekiyor. Sanırım dünyada 7 binden fazla kurum, karbon emisyonlarının sıfırlanmasıyla ilgili hedeflerini açıkladı. Peki, geçiş planı nasıl olacak?

Büyük önem taşıdığı ve henüz netleşmediği için biz de ACCA olarak geçiş dönemine yoğunlaştık. “İklim Finansı” adlı yeni raporumuzda da finans ve muhasebe mesleğindeki profesyonellerin üzerine düşen sorumluluklardan bahsediyoruz. ACCA olarak sürdürülebilirlik gündemimizde çok önemli bir yer tutuyor. Elbette, bir meslek kuruluşu olarak öncelikle finans profesyonellerinin bu konuda eğitilmelerini amaçlıyoruz, hatta bunu bir görev olarak görüyoruz. Hem kendi içimizde hem de yetiştirdiğimiz profesyoneller açısından konuştuğumuz konuların uygulayıcısıyız. Sürdürülebilirlik bizim için yeni bir konu değil. Entegre Raporlama Konseyi ilk kurulduğunda ACCA kurucu ortaklarındandı. O zamanlardan bu zamana, yani 2012 yılından bu yana, kendi yıllık raporunu entegre raporu olarak yayımlayan bir meslek kuruluşuyuz. Çalışmalarımızdan en önemlisi Sürdürülebilirlik Sertifikası’ydı. ACCA Ruhsat Programımız ile bir meslek kuruluşu olarak ruhsatlandırma yapıyoruz. Ve programın içerisindeki müfredatımız sürekli güncelleniyor. Dolayısıyla sürdürülebilirliğe dair yaşanan gelişmelerin hepsi bizim müfredatımızda en güncel haliyle yer alıyor. 

Muhasebe dünyasına girecek profesyonellere Ruhsat Programı eğitiminiz kapsamında sürdürülebilirlik konusunda da eğitim mi veriyorsunuz?

Evet, muhasebe dünyasına girecek profesyonellere çok yoğun şekilde sürdürülebilirlik eğitimi veriyoruz. Nasıl ki sürdürülebilirlik hayatımızın yalnızca bir yerinde değil, her yerinde, her alanında ise aynı şekilde müfredatımız geneline de yayılmış durumda. Geçen yıl çıkardığımız, “Sürdürülebilir Kurumların Kalbindeki Finans ve Muhasebe Profesyonelleri” raporumuzda da üzerinde durduğumuz gibi kurumların sürdürülebilir olması için profesyonellerin de sürdürülebilir olması lazım. Bu bağlamda, geleceğin profesyonellerinin hangi yetkinlik ve beceri alanlarında kendilerini geliştirmeleri gerektiği konusuna baktığımızda bunlardan birinin “sürdürülebilirlik” olduğunu belirlemiştik. Dijital, Sürdürülebilirlik, Ekip, İşin uzmanı olmak, İşbirliği, İçgörü ve Azim olmak üzere yedi alan var ve sürdürülebilirliğin burada ön plana çıktığını söyleyebilirim.

Geçen yıl raporumuzla bağlantılı olarak herkesin ulaşabileceği bir araç yayımladık: Kariyer Kılavuzu. Finans ve muhasebe alanında çalışan kişiler, kendi uzmanlık derecelerine göre kariyerlerinde nasıl ve hangi alanda ilerlemeyi istiyorlarsa, hangi yetkinlikleri geliştirmek istediklerini bu kılavuz üzerinden görebiliyorlar. Ve bunu nasıl yaptıklarını ACCA’e ruhsatlandırma sürecinde yazıyoruz. Örneğin, sürdürülebilirlik konusunda kendini geliştirmeyi isteyen bir profesyonel Kariyer Kılavuzumuza girdiğinde müfredatın neresinde sürdürülebilirlik konusunda kendini geliştirebileceğini görüyor. Aynı zamanda yayımladığımız sertifikalar vesilesiyle de üyelerimizin, yani geçmiş yıllarda bu süreci tamamlamış üyelerimizin sürekli mesleki gelişimlerine de destek oluyoruz.

Küresel ölçekte ACCA olarak bizim iki yüz binden fazla üyemiz, yarım milyondan fazla adayımız var. Üyelerimiz kendilerini sürekli güncelliyorlar. Adaylarımız ise zaten sürecin içerisinde oldukları için eğitimlerini almaya devam ediyorlar. Finans için Sürdürülebilirlik Sertifikamız’ın dışında bir de İklim Finansı Sertifika Programı var. Bu seri devam edecek çünkü sürdürülebilirlik asla bizim gündemimizden düşmeyecek, önemi giderek artacak.

Çalışmalarınız sonucunda nasıl reaksiyonlar alıyorsunuz?

Farkındalığın giderek arttığını gözlemliyorum. Farkındalık arttıkça “Peki, bunu nasıl yapacağız?” sorusu soruluyor. Kurumlar bir hedef belirlediklerinde, özellikle “2050 yılında karbon emisyonlarını sıfırlamak” gibi bir hedef belirlediklerinde bu çok uzak bir hedef olarak görünüyor. Artık yaklaşımın daha çok yakın dönem hedefi ve bir de uzun vadeli hedefi belirlemek yönlü olduğunu söyleyebiliriz. Biz de ACCA olarak hedeflerimizi, 2030 ve 2045 hedefleri şeklinde revize ettik. Hedefin belirlenmesinden sonra yol haritasının hazırlanması lazım. Yol haritasının hazırlanmasında mesleğimize çok önemli bir rol düşüyor. Yol haritası hazırlandıktan sonra kişilerin bunu iş yapış şekillerine entegre etmeleri ise yine bir eğitim işi.

Dr. Barış Doğru

#ekoIQ ve iklimhaber.org Yayın Yönetmeni, Sürdürülebilirlik Uzmanı

yeşil ekonomi

Yeşil Ekonomi, Kadınlar ve Güzel Bir Öykü!

Biolive zeytin atıklarından, tamamen doğal, doğada çözünen biyoplastik granüller üretiyor. Ülkemizde yılda yaklaşık 500 bin ton, gezegenimizde ise 6 milyon ton zeytin çekirdeği atığı ortaya çıkıyor. Bu atığı değerlendirerek bir ton çekirdekten yedi ton biyoplastik elde etmek mümkün.

YAZI: Emine ERDEM, KAGİDER Yönetim Kurulu Başkanı 

Kaynakların tükenme yolunda olduğu, doğal alanların tahrip edildiği ve iklim değişikliğinin olumsuz sonuçlarının yaşandığı bir dünyada sürdürülebilir, yeşil ve döngüsel bir ekonominin insanlık için ne kadar önemli olduğu net bir şekilde görülüyor. İnsanlık olarak varlığımızı sürdürmek, refah düzeyimizi artırmak ve kalkınmak için ekonomik faaliyetlerimiz de devam edecek elbette. Ama eğer bir geleceğimiz olmasını istiyorsak bu faaliyetlerin çevreyi tahrip etmeyecek ve kaynakları tüketmeyecek şekilde, sürdürülebilir bir zemin üzerinde devam etmesi gerekiyor.

Bunun temelinde ise adil, katılımcı ve cinsiyet eşitliği konusunu çözmüş bir toplum yer alıyor. Böyle bir toplum; dinamizmini, potansiyelini ve kaynaklarını en etkin şekilde kullanarak sürdürülebilir kalkınmayı ve yeşil ekonomiyi hayata geçirebilir. Burada kadınların yapacağı katkının olmazsa olmaz bir özelliği var; yani bu katkı olmazsa yeşil ekonomiye geçiş de olmaz. 

Yeşil İş Ödülü

Türkiye Kadın Girişimciler Derneği KAGİDER bu gerçekten yola çıkarak iki yıl önce, Yuvam Dünya Derneği ile işbirliği içinde “Yeşil İş Ödülü”nü başlattı. İş modellerini yeşil süreçlere dönüştürmüş, tüzel kişiliğe sahip, şirkette hisse sahibi ve şirketin yönetimde aktif olarak görev yapan tüm kadın girişimciler ve kadın kooperatifleri KAGİDER Yeşil İş Ödülü için başvurabiliyor.

Amacımız iş süreçlerinde yeşil düşünen ve yeşil ekonomiye katkıda bulunan kadın girişimcileri görünür kılmak ve onları diğer girişimcilere ilham veren birer rol model haline getirmekti. Böylelikle hem kadın girişimcilerimizi desteklemeyi hem de Türkiye’nin yeşil ekonomisinin onlarla büyümesine katkıda bulunmayı hedefledik. Uzman isimlerden oluşan jürimiz ödül sahiplerini belirlerken kadın girişimcilerin ekonomik, çevresel ve sosyal etkilerini proaktif olarak ele alıp yöneterek önemli etkiler yaratmış olmalarına dikkat ediliyor.

2021’de verdiğimiz ilk Yeşil İş Ödülü’nü %100 geridönüşümlü ürünlerden yüksek performanslı plastik hammadde üreten Burpol şirketinin kurucusu girişimci İlkay Yıldırım kazandı. Yeşil İş Mansiyon Ödülü Biyotasarım şirketi Gözen Institute kurucusu Ece Gözen Akın’a verildi.

Geçen yıl ise Searover kurucusu girişimci Zeynep Balca Yılmaz Yeşil İş Ödülü’nün sahibi oldu. Bu şirket yüksek teknolojili robotik sistemlere ve sürdürülebilir enerjiye odaklanıyor. Yeşil İş Mansiyon ödülünü ise sağlıklı ve inovatif kadın iç giyimi üreten Peddon kurucusu girişimci Reyhan Miray kazandı. Bu şirketin ürünleri arasında kadınlar için Türkiye’nin ilk yıkanabilir regl külodu da yer alıyor.

Yeşil İş Ödülü organizasyonu kapsamında sonuçta iki ödül veriliyor ama başvuranlar ve jüri tarafından değerlendirmeye alınan girişimciler arasında son derece ilginç ve ülkemizin geleceği açısından ümit veren öyküler var. Bunlar son derece etkileyici başarı öyküleri. Bunlardan biri olan Duygu Yılmaz’ın öyküsünü bu yazıda kısaca aktarmak istiyorum.

Bir Başarı Öyküsü: Duygu Yılmaz ve Biolive

Duygu Yılmaz’ın öyküsü çocukluğunda babasını zeytini yiyip çekirdeğini yutarken görmesiyle başlıyor. Neden diye sorduğunda, “sağlığa yararlı” yanıtını alıyor ve böylece zeytin çekirdeğine ilgisi başlıyor. 2013 yılında Aydın ÜniversitesiGıda Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra, İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Bölümünü kazanmış ve aynı okulda yüksek lisans yapmaya başlamış.

Zeytin çekirdekleri üzerinde araştırma yaparken, çekirdeğin içinde “oleuropein” adında, İsviçre ve pek çok Avrupa ülkesinde kanser tedavilerinde kullanılan çok güçlü bir antioksidan madde olduğunu öğrenmiş. Sonra, öğütülmüş zeytin çekirdeklerinden biyoplastik yapılıp yapılamayacağını araştırmaya başlamış bir arkadaşıyla birlikte. Bir öğrenci evinde laboratuvar kurup bu konuyu araştırmışlar. Buraya kadar, bir garajda işe başlayıp Microsoft’u yaratan Bill Gates’e benzemiyor mu sizce? Onun yeşil versiyonu diyebiliriz belki. Kurumsal kariyerinden kazandığı parayı Ar-Ge’ye harcayarak iki yıl boyunca çalıştıktan sonra zeytin çekirdeğinden ilk biyoplastik prototipini elde etmişler.

Daha sonra Boğaziçi Üniversitesi’ndeki bir yarışmada ödül almışlar ve üniversite tarafından Berlin’e gönderilmişler. Buluşları Berlin’de çok beğenildiği gibi, 2016 yılında TÜBİTAK tarafından yılın kadın girişimcisi seçilmiş Duygu. Ardından Vestel Ventures’ın desteğiyle Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Ar-Ge laboratuvarı kurmuşlar ve Nisan 2017’de Biolive şirketi hayata geçmiş.

Doğada kaybolması yüzyıllar süren, ciddi bir çevre kirliliğine ve karbondioksit salımına neden olan petrol bazlı plastiklerin yarattığı sorunlar giderek artarken Biolive tarafından geliştirilen ürünün önemini ne kadar vurgulasak az.

Biolive zeytin atıklarından, tamamen doğal, doğada çözünen biyoplastik granüller üretiyor. Ülkemizde yılda yaklaşık 500 bin ton, gezegenimizde ise 6 milyon ton zeytin çekirdeği atığı ortaya çıkıyor. Bu atığı değerlendirerek bir ton çekirdekten yedi ton biyoplastik elde etmek mümkün. Üretilen biyoplastik granüller, çevre dostu otomobiller için yedek parçalar, kullanım süresi uzun plastik gıda malzemeleri, elektrik elektronik endüstrisi, termos, kıyafet askısı, düğme vb. ürünlerin yanı sıra bebek ürünleri, sürdürülebilir tekstil ürünleri ve bitkisel deri için kullanılabiliyor. Yeşil İş Ödülü kapsamında karşımıza çıkan böyle öyküler bize gelecek için umut verdiği gibi kadın girişimcilerin desteklendikleri takdirde neler yapabileceklerini de gösteriyor. KAGİDER 20 yılı aşkın bir süredir ülkemizde kadın girişimciliğin yaygınlaşması için çalışıyor. Bu çalışmalarımıza kadın girişimcilerle yeşil ekonomiyi destekleme boyutunu da ekledik ve bu yolda yürümeye devam edeceğiz.

EkoIQ Editör

almanya

Yeni Rapor: İklim Krizinin Maliyeti Almanya’da 900 Milyar Euro’ya Ulaşabilir

“İklim Değişikliği: Ekonomik Sonuç Maliyetleri ve 2050’ye Kadar Senaryo Analizi” başlıklı rapora göre, iklim değişikliğinin neden olduğu aşırı hava koşullarının 2050 yılına dek Almanya’da yaklaşık 900 milyar euroluk zarara yol açabileceği öngörülüyor.

Ekonomik araştırma şirketleri Prognos ve GWS ile Almanya’nın Ekolojik Ekonomik Araştırma Enstitüsü tarafından Almanya Çevre ile Ekonomi ve İklimi Koruma Bakanlıkları için ülkede iklim değişikliğinin sonuçlarından kaynaklanan maliyetlere ilişkin “İklim Değişikliği: Ekonomik Sonuç Maliyetleri ve 2050’ye Kadar Senaryo Analizi” başlıklı rapor yayımlandı.

Aşırı Olayların Yıllık Ortalama Maliyetleri Artacak

Rapora göre, 2000’den 2021’e kadar, iklim değişikliği krizinin sonuçları Almanya’da en az 145 milyar euro ekonomik zarara yol açtı. 2050’ye kadar ise araştırmacılar küresel ısınmanın boyutuna bağlı olarak ülkede 280 ila 900 milyar euroluk kümülatif ekonomik zarar bekliyor. Zararlar, tarımsal verim kaybını, şiddetli yağmur ve sel nedeniyle binaların ve altyapının hasar görmesini veya tahrip olmasını, mal taşımacılığının aksamasını ve sağlık sistemi üzerindeki etkiyi içeriyor.

Raporda, iklim değişikliğinde ekonomik olarak ölçülebilir hasara ek olarak sağlık bozuklukları, aşırı sıcak ve sellerden ölümler, ekosistemler üzerindeki gerilim, biyolojik çeşitlilik kaybı ve yaşam kalitesindeki azalma da iklim değişikliğinin diğer zararları olarak sıralandı. Araştırmadaki modellemeye göre, son 20 yıldaki aşırı ısınma ve sel gibi aşırı olayların yıllık ortalama maliyetleri, 2050’ye kadar her yıl bir buçuk ila beş kat artacak. Bu kayıplar 2050’de, gayri safi yurt içi hasılanın %0,6 ila 1,8’lik kısmına denk gelecek.

EkoIQ Editör

iklim

2023 Bütçesinin “İklimi”

Kamu parasının hangi alanlarda harcanacağını gösteren Bütçe Kanunu’nda iklim değişikliğiyle mücadele de yerini aldı. 2023 Yılı Bütçe Kanunu’nda iklim değişikliğinin izlerini sürdüğümüzde gerekçesinden gelirlere, ödeneklerden ekli cetvellere iklimle karşılaşmak mümkün. 

YAZI: Habip KOCAMAN, TBMM Araştırma Hizmetleri Başkanlığı Yasama Uzmanı

Maliye politikasının önemli bir aracı olan Bütçe Kanunu ile harcamacı kuruluşlara tahsisat yapılırken aynı zamanda eğitim, sağlık, güvenlik, çevre ve diğer kamu politikası uygulama alanlarına aktarılan kaynaklar belirleniyor. İklim değişikliğiyle mücadele ve etkilere uyuma yönelik faaliyetler için ayrılacak kamu kaynağı da aynı şekilde Bütçe Kanunu içerisinde yer alıyor. Bu yazıda TBMM’de henüz yasalaşmış olan 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’nda iklim değişikliğinin ne şekilde yer aldığı, iklim değişikliği politikasının devlet bütçesine yansımaları ele alınacak.

Bütçe Programlarında İklim Değişikliği

Türkiye’de devlet bütçesi 2021 yılından bu yana performans esaslı program bütçe sistemine göre hazırlanıyor. Program bütçe; harcamaların iş, hizmet veya konu diyebileceğimiz program sınıflandırmasına göre tasnif edildiği, kamu hizmet sunumu performansına ilişkin bilgilerin sağlandığı bir bütçeleme sistemi. 2023 yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’nde 68 program yer aldı. Bu programlardan biri doğrudan iklim değişikliği üzerine: Sürdürülebilir Çevre ve İklim Değişikliği Programı. Programa 2023 yılı için 6,243,644,000 TL ödenek teklif edildi. Miktar, ek bütçe dahil 2022’ye göre iki katından fazla bir artışı gösteriyor. Lakin 4,808,267,645,000 TL’lik toplam program ödeneklerinde söz konusu programın payı %0,13’e karşılık geliyor.

Programın amacı; çevre ve doğal kaynakların korunması, kalitesinin iyileştirilmesi, etkin, entegre ve sürdürülebilir şekilde yönetiminin sağlanması, her alanda çevre ve iklim dostu uygulamaların gerçekleştirilmesi, toplumun her kesiminin çevre bilinci ile duyarlılığının artırılması. Programın anahtar göstergeleri arasında doğrudan iklim değişikliğiyle ilgili ölçütün bulunmaması ise dikkat çekiyor (Merak edenler için Programın anahtar göstergeleri şunlar: 1) Atık su arıtma hizmeti verilen belediye nüfusunun toplam belediye nüfusuna oranı 2) Katı atık düzenli depolama hizmeti verilen belediye nüfusu oranı 3) Sıfır atık projesi kapsamında kaynağında ayrıştırılarak toplanan atık miktarı).

Programı yürütmekle sorumlu idareler ise şunlar: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı (koordinasyondan da sorumlu), İklim Değişikliği Başkanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü. Programın kapsamındaki doğrudan iklim değişikliğine yönelik faaliyetler, iş ve işlemler arasında iklim değişikliğiyle mücadele etme, uyum sağlama; ozon tabakasını incelten maddelerin kontrolü; seragazı emisyonlarının takibi; iklim değişikliğinin sektörler üzerindeki etkilerinin belirlenmesi, azaltılması ve uyum kapasitelerinin artırılması; hava kalitesinin korunması; stratejik çevresel değerlendirme, çevresel etki değerlendirme ve çevre etiket sistemi gibi konulardaki hizmetler yer alıyor.

Diğer programlardan içeriğinde iklim değişikliğine yönelik faaliyetler bulunduranlar arasında ise,

  • Toprak ve su kaynaklarının etkin ve sürdürülebilir kullanımının sağlanması, iklim değişikliği, çölleşme ve erozyonla etkin mücadele edilmesi amaçlı Toprak ve Su Kaynaklarının Kullanımı ve Yönetimi,
  • Çevreye duyarlı ulaşım hizmetlerinin sağlanması amaçlı Demiryolu, Denizyolu ve Karayolu Ulaşımı,
  • Enerji kaynaklarını verimli ve çevreye duyarlı değerlendirme amaçlı Enerji Arz Güvenliği, Verimliliği ve Enerji Piyasası,
  • Ormanların, doğal hayatın ve tabiat varlıklarının korunması, geliştirilmesi ve topluma çok yönlü faydalar sağlayacak şekilde yönetilmesi amaçlı Ormanların ve Doğanın Korunması ile Sürdürülebilir Yönetimi,
  • Doğal hayata saygılı şehirler ile yerleşimlerin oluşturulması; afetlere dayanıklı ve güvenli yerleşim yerlerinin oluşturulması amaçlı Şehircilik ve Risk Odaklı Bütünleşik Afet Yönetimi programları belirtilebilir. Programlardaki iklim değişikliğine ilişkin faaliyetler; iklim değişikliğine uyum, enerji sektörüne ilişkin iklim müzakerelerinin yürütülmesi, tarım sektörünün iklim değişikliğine uyum kapasitesinin artırılması, seragazı emisyonlarının takibi, yıllık seragazı envanterine enerji sektörü açısından katkı sağlanması, ozon tabakasını incelten maddelerin kontrolü olarak örneklendirilebilir. Bahsedilen programların anahtar göstergelerine verilecek örnekler arasında karbondioksit emisyon yoğunluğu, enerji yoğunluğu, erozyonla kaybolan toprak miktarı, toplam orman varlığı belirtilebilir.
Analitik Bütçede İklim Değişikliği

Program bütçe yapısına geçilmekle birlikte ekonomik ve mali analizlerin geçmiş istatistiki verilerle karşılaştırma yapılmasına imkan sağlanması amacıyla analitik bütçe yapısına ait türlerin kullanılmasına devam edildiğinden harcamaların temel işlevlerine göre gruplandırıldığı fonksiyonel sınıflandırmada iklim değişikliğine ilişkin duruma da göz atmak faydalı olacak. Fonksiyonel sınıflandırmada “05 çevre koruma hizmetleri” bünyesinde şu hizmetleri bulunduruyor: Atık Yönetimi, Atık Su Yönetimi, Kirliliğin Azaltılması, Doğal Ortamın ve Biyoçeşitliliğin Korunması, Çevre Korumaya İlişkin Araştırma ve Geliştirme, Sınıflandırmaya Girmeyen Çevre Koruma Hizmetleri.

Bunlardan Kirliliğin Azaltılması Hizmetleri iklim değişikliğine ilişkin faaliyetleri içeriyor: Atmosfer, hava ve iklim koruma, toprak ve yeryüzü sularının korunması faaliyetleri kapsamında hava kalitesini etkileyen kirletici salımları ve sera etkisi yaratan gaz emisyonlarını kontrol altında tutma ya da önlemeye yönelik tedbirler. 2023 bütçesinde Çevre Koruma Hizmetleri sınıfında ödenek öngörülen harcamacı kuruluşlar şunlar: Hazine ve Maliye Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, İklim Değişikliği Başkanlığı, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ile Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu.

Bütçe ödeneklerinin fonksiyonel dağılımında toplam 4,808,267,645,000 TL ödeneğin %0,2’sine karşılık gelen 8,521,609,000 TL miktarın Çevre Koruma Hizmetleri’ne ayrıldığı görülüyor.

Bütçe Gerekçesinde İklim Değişikliği

13 bölümden oluşan bütçe gerekçesinde ikinci bölüm, bütçe hazırlanırken 11. Kalkınma Planı’yla birlikte esas alınan üst politika belgesi olan Orta Vadeli Program’a (OVP) ayrılmış. OVP’nin temel amaçları arasında, iklim değişikliğinin çevresel, sosyal ve ekonomik alandaki çok yönlü etkileri dikkate alınarak ve kalkınma öncelikleri çerçevesinde ekonominin her alanında ve tüm sektörlerde yeşil dönüşüme önem verileceği belirtiliyor. “Makroekonomik

Hedefler ve Politikalar” alt başlığında büyümeye ilişkin politika ve tedbirlerden biri olarak iklim değişikliği ve doğal afetlerle mücadelenin yanı sıra yeşil ve dijital dönüşümün dikkate alınacağı vurgusu göze çarpıyor. Diğer bir politika ve tedbir ise afetlere hazır, çevre ve iklim dostu, enerji verimliliği yüksek, kültürel değerlerini koruyan, yatay mimariyi esas alan kentsel dönüşüm çalışmalarının hızlandırılması.

Yeşil dönüşüme ayrı bir alt başlık açılarak; iklim değişikliği nedeniyle düşük karbon ekonomisine geçişin küresel ölçekte önem kazandığı, AB’nin sıfır emisyonlu, kaynak verimli ve rekabetçi bir ekonomiye ulaşmak amacıyla yeşil dönüşüm politikalarında ilerleme kaydettiği, 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda iklim değişikliğiyle mücadelede benimsenen yeni yapısal dönüşüm perspektifinin sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasında önem arz ettiği, yeşil dönüşüme yönelik adımların atılmaya devam edileceği ifade ediliyor.

Bu doğrultuda politika ve tedbirler olarak şunlar

1) Net sıfır emisyon hedefine giden yolda orta vadeli düşük karbonlu büyüme stratejisinin ortaya konulması, yeşil dönüşüm için sektörlerin ihtiyaç duyacağı ilave yatırımın belirlenerek destek mekanizmaları planlanacağı,

2) Sektörlerin düşük karbonlu üretime geçişi için yol haritaları hazırlanacağı ve uygulamaların teşvik edileceği,

3) 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda Ulusal Katkı Beyanı ve Uzun Dönemli İklim Değişikliği Stratejisi ve Ulusal İklim Değişikliği Eylem Planı çalışmalarının tamamlanacağı,

4) Yeşil dönüşüm altyapısının oluşturulması için başta tarım, sanayi, ulaştırma ve enerji sektörlerinde olmak üzere yeşil teknoloji Ar-Ge projelerinin destekleneceği, yeşil hidrojen ve enerji depolama gibi emisyon azaltılmasına katkı sağlayan teknolojilerin yatırım ekosisteminin geliştirileceği,

5) Yeşil dönüşüme işgücü piyasasının adil geçişi için önlemler alınacağı,

6) İklim finansmanına erişim imkanlarının genişletileceği, verimlilik artıran, dönüştürücü nitelikli, katma değeri yüksek, seragazı emisyon artışını sınırlayan ve yeşil becerileri artıran yatırımlara öncelik verileceği,

7) Firmaların yeşil dönüşüme uyumlarını kolaylaştıracak destek mekanizmaları geliştirileceği ve ürün ve hizmetlerin değer zincirindeki çevresel ve sosyal risklerin ölçülmesi, analizi ve yönetimi konusundaki kapasite geliştirileceği,

8) AB’nin Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması’ndan hızlı etkilenecek sektörler için en düşük maliyetle emisyon azaltımına yönelik politikaların hayata geçirileceği,

9) Ulusal Emisyon Ticaret Sistemi geliştirileceği, mevcut vergilerin karbon vergisine dönüştürülmesi konusunda Türk Vergi Sisteminin gözden geçirileceği ve karbon fiyatlandırma araçlarının ekonomik ve sosyal etkilerin analiz edileceği,

10) İklim değişikliğinin oluşturacağı olumsuz etkilerden, ülkemiz tarımını ve çiftçilerimizi korumak için tarım sigortasının kapsamının genişletileceği,

11) Çevresel olarak sürdürülebilir iktisadi faaliyetin niteliklerini belirleyen ve yeşil boyamaya karşı koruma sağlayacak Ulusal Yeşil Taksonomi mevzuatı hazırlanacağı,

12) Verimliliği artıran ve atık yönetimine katkıda bulunan döngüsel ekonomiye geçiş için bütüncül bir Ulusal Döngüsel Ekonomi Eylem Planı hazırlanacağı,

13) Yeşil Organize Sanayi Bölgesi ile Yeşil Endüstri Bölgesi sertifikasyon sistemi tamamlanarak; çevreye duyarlı, sürdürülebilir sanayi ve döngüsel ekonomi alanları oluşturulmasına hız verileceği,

14) Doğadaki kaynak kullanımının azaltılması ve geri dönüştürülmüş hammaddelerin ekonomiye kazandırılması amacıyla atıkların döngüsel ekonomiyle tekrar üretim sürecine dahil edileceği, geri kazanılmış ikincil ürüne ait standartlar belirleneceği, teşvik ve yönlendirme sistemi geliştirileceği,

15) Sıfır atık uygulamalarının hane halkını da kapsayacak şekilde yaygınlaştırılacağı,

16) Korunan alan büyüklüğünün artırılarak doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı ve biyolojik çeşitliliğin korunmasının sağlanacağı,

17) Karbon emisyonunun azaltılmasına yönelik orman varlığının artırılmasına, yeni yutak alanların oluşturulmasına devam edileceği,

18) Ormanların korunması ve yangınlarla mücadele amacıyla taşıt filosunun artırılacağı,

19) Demiryolu ulaştırması ve kent içi ulaşım başta olmak üzere düşük karbonlu ve sürdürülebilir ulaşım sistemine geçişi kolaylaştıracak projeler geliştirileceği,

20) Taşımacılıkta geleneksel yakıt kullanımını azaltacak çok modlu taşımacılık terminalleri ve çevreye duyarlı yol projeleri uygulanacağı,

21) Türkiye deniz ticaret filosunun gençleştirilmesi ve geliştirilmesi ile yeşil liman uygulamasına yönelik teşvikler sağlanacağı, denizlerimizde düşük emisyon bölgesi çalışmalarına yönelik önlemler alınacağı.

“Finansal istikrar” alt başlığında, politika ve tedbirler içerisinde, Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyum kapsamında yeşil bankacılık uygulamalarının geliştirilmesi; sürdürülebilirlik raporlama ilkelerinin güncellenmesi, sürdürülebilirlik danışmanlığı veren şirketlerin düzenlenmesi ve iklim risklerinin tanımlanarak gözetim uygulamalarına entegre edilmesi; doğal afetlerden kaynaklanabilecek mağduriyetlere karşı vatandaşlarımızı korumak ve kamu yükünü hafifletmek için bütüncül bir afet sigortası ürünü şeklinde Zorunlu Afet Sigortası’na başlanmasına yer verildi. “Gider Politikası ve Uygulamaları” başlıklı altıncı bölümde, “Tarım Politikaları” kısmında, iklim değişikliğinin, toprak-su kaynakları ve doğal afetler üzerindeki etkilerinin belirlenmesi çalışmaları ile tarım sektörü karbon yönetimi stratejisi ve sektörel kapasite artırımı için yapılacak olan yatırımlara yönelik çalışmalara öncelik verileceği ve AR-GE çalışmaları yapılacağı ifade ediliyor.

Diğer Hususlar

2023 bütçesinde dikkat çeken bir husus da, vergi gelirlerinin yaklaşık %8’inin, fosil yakıtlar olan petrol ve doğalgaz ürünleri ile büyük çoğunluğu fosil yakıtla çalışan motorlu taşıt araçları üzerinden alınan özel tüketim vergisinden kaynaklanması. Ayrıca, motorlu araçlardan alınan motorlu taşıtlar vergisi de toplam vergi gelirlerinin %1’inin az üzerinde.Vergi gelirlerinin yaklaşık %10’unun doğrudan fosil ekonomisinden geldiğini söyleyebiliriz. Yine bütçe gelirleri arasında petrolden devlet hissesi olarak 12,370,713,000 TL gelir tahmini göze çarpıyor.

Vergi harcamaları olarak nitelendirilen istisna, muafiyet, düşük oran gibi vergi uygulamalarının hukuki dayanaklarının yer aldığı “Vergi Harcamalarının Kanuni Dayanaklarına İlişkin Liste”de, petrolün aranması, çıkarılması ve taşınmasına yönelik Katma Değer Vergisi Kanunu ve Özel Tüketim Vergisi Kanunu’na yönelik atıf ve açıklamaların yer aldığı görülüyor. Yine bu listede, Harçlar Kanunu kapsamında binalarda ısı yalıtımı ve enerji tasarrufu sağlamaya yönelik olarak yapılan işlemler; EPİAŞ’ın (Enerji Piyasaları İşletme A.Ş.) enerji piyasaları ve emisyon ticareti işlemleri ile yenilenebilir enerji kaynakları veya yerli kömüre dayalı elektrik üretim tesisi kurulması amacıyla yapılmış Devir Sözleşmeleri ve Elektrik Satış Anlaşmaları kapsamındaki hak ve yükümlülüklere ilişkin istisna bilgileri yer alıyor.

TBMM Bütçe Görüşmelerinde İklim Değişikliği

Parlamentolar kanun yapma ve yürütmeyi denetleme işlevleriyle birlikte kamu bütçesi aracılığıyla mali kaynakların dağıtımını düzenler ve gözetir. Parlamentonun bütçe hakkı olarak ifade edilen bu yolla, bütçe ve kesin hesap kanunları üzerinden milletvekilleri yürütmenin icraatını tartışma, uygulanan politikaları sorgulama imkanı da bulur.

TBMM’de Kasım ayı boyunca Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, Aralık ayında iki hafta süreyle Genel Kurul’da gerçekleştirilen bütçe görüşmelerine iklim değişikliğine ilişkin parlamenter farkındalık tutanaklarda rahatlıkla görülebiliyor. Yalnızca Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın bütçesinde değil, diğer bakanlıklar ile kurum ve kuruluşların bütçelerinin görüşmelerinde de görev alanları itibarıyla iklim değişikliği ilişkisi ve etkileşiminin kurulduğu gözlemleniyor.

Sonuç

Hukuki nitelik olarak kanun olmakla birlikte aynı zamanda üst politika belgesi işlevi gören Bütçe Kanunu’nda iklim değişikliğinin yer alması, yürütmenin iklim değişikliğiyle mücadele ve etkilere uyuma yönelik görev ve sorumluluklar üstlenmesiyle doğru orantılı. 2023 yılı bütçesi unsurlarında ve Meclis’teki görüşülme sürecinde iklim değişikliğine ilişkin tespit ve değerlendirmeler ile mali verilere rastlanıyor. Bununla birlikte Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’nda ve bütçe belgelerinde, bütçe ödeneklerinin ve tedbirlerinin çevresel etkileri ile iklim değişikliği hedefleri ve stratejilerine uygunluğuna yönelik ayrı ve özel bir bilgilendirme ve değerlendirme bulunmuyor. Bu çerçevede, bütçe bileşenlerinin çevresel etkilerini çeşitli performans göstergelerine göre değerlendiren ve çevresel hedeflere ulaşılmasında karar alma sürecini çevreyle entegre eden bir yaklaşım olan yeşil bütçelemenin uygulanabilir kılınması önem kazanıyor. OECD’nin yaygınlaştırmaya çalıştığı yeşil bütçeleme ile bütçe göstergelerinin çevresel ve iklimsel hedefler üzerindeki etkisi ortaya konabiliyor. Münhasıran iklim değişikliğine ilişkin bütçe boyutlarının ortaya konulabilmesi, açıklama ve analizlerin yapılarak etkinliğinin değerlendirilebilmesi Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na hizmet edecektir.

EkoIQ Editör

döngüsel ekonomi

Döngüsel Ekonomi ile Biyoçeşitliliği Nasıl Koruruz?

Döngüsel ekonomi atığı ortadan kaldırarak, kaynakların verimli kullanılmasını sağlar. Bu sayede çevreye negatif etkisi olan ekonomik aktivite yerine pozitif dönüştürücü etkisi olan yeni ekonomik sistem tasarımlarına yol açar.

YAZI: Gülin YÜCEL, Brika Sürdürülebilirlik [email protected]

Dünya tarihi boyunca görülmemiş bir hızla biyoçeşitliliğin yani canlı türlerinin kayboluşuna şahit oluyoruz. 1970’ten 2022’ye kadar bilinen türlerin %69’unu kaybetmiş bulunuyoruz. Türler yok olursa ne olur, tam manası ile bilmiyoruz çünkü ekosistem bütünlüğü açısından hangi türlerin ne gibi kritik işlevleri olduğunu tahmin etmek karmaşık bir konu.

Kesin olarak bildiğimiz ise ekosistemleri zayıflamış bölgelerin verimliliklerini kaybettikleri; su kaynaklarının ve karbon yakalama fonksiyonlarının azaldığı; dayanıklılıklarının azalması ile yangın, sel ve olağanüstü hava olaylarına daha açık hale geldikleri.

Yazının yazıldığı günlerde Kanada’nın Montreal kentinde 190 ülkenin müzakerecileri COP15 diye anılan Birleşmiş Milletler Biyoçeşitlilik Zirvesi’nde bir araya gelmiş durumdalar. Zirveden en büyük beklenti, 2030’a kadar doğayı korumak ve kayıpların geri kazanılmasına yönelik kesin hedeflerin belirlenmesi; %30 kara ve deniz alanının korunmaya alınması ve 100 milyar dolarlık bir fon yaratılması.

“Biyoçeşitlilik neden hızla azalıyor?” dediğimizde öne çıkan sebepleri şöyle sıralayabiliriz:

Beslenme Biçimlerimiz

8 milyar insan olarak çevre üzerinde bir ayakizi yaratıyoruz. Nasıl beslendiğimiz ise biyoçeşitlilik açısından bir tehdit. Dünyada senede yaklaşık 340 milyon ton et, 800 milyon ton süt tüketiliyor. Nüfusun artışı ve beslenme alışkanlıklarının değişmesi ile son 50 senede et tüketimi üç katına çıkmış durumda. Her ne kadar gelişmiş toplumlarda vejetaryen olmak veya eti azaltmak gibi çabalar olsa da (Örneğin İngilizlerin üçte biri geçtiğimiz 10 sene içindebunu yaptığını söylemiş) toplamda sadece nüfusun %22’si vejetaryen. Bu tüketimi desteklemek için kara ve deniz alanlarında değişiklikler yapmaya, gıda üretimi ve hayvancılık için doğanın dengesini bozacak genişlemeler yaratmaya devam ediliyor.

Nature bilimsel dergisine göre, karaların yaklaşık %75’i, okyanusların ise %66’sı ağırlıklı gıda üretimi için değiştirilmiş durumda. Tarım ve insan yerleşimi için yapılan arazi değişimleri, orman veya diğer biyoçeşitliliğin evi olan alanların bozulmasına sebep oluyor. Ötesinde tarım arazileri üzerinde verimliliği artırma odaklı ilaçlama, aşırı gübreleme; buna bağlı toprak kalitesinin ve su kaynaklarının bozulması yine canlı türleri için önemli tehdit. Aşırı balıkçılık, deniz ve su sistemlerinin kirlenmesi su canlıları nüfusunun azalmasındaki diğer temel sebepler… Öyle ki Antarktika’daki deniz canlılarının sistemlerinde bile plastik kirliliğinin izleri var. İnsan ayakizini genişleten tüm yapılı çevre (yerleşim alanları, yollar, barajlar, üretim tesisleri vs.) ekolojik sistemin bütünlüğünü ve çeşitliliğini tehdit ediyor.

Aşırı Malzeme Kullanımı

Emisyonların yarısı ve biyoçeşitlilik kaybının %90’ı kaynak (maden) çıkarma ve işlenmesi ile ilgili. Yani kullandığımız (ve sonra çöpe attığımız) kaynaklar biyoçeşitliliğin yok olmasına sebep oluyor. İyi yönetilemeyen madencilik, özellikle gelişmekte olan ülkelerde çevreye toksin ve hatta radyoaktif maddeler salan atık barajları, çevrenin bozulması ve biyoçeşitlilik için önemli risk oluşturuyor. 2020 senesinde Responsible Mining Foundation / Sorumlu Madencilik Vakfı tarafından yapılan araştırma maden şirketlerinin atık barajlarının dokümantasyonu ve güvenliği konusunda ilerleme kaydedilmediğini söylüyor. Ötesinde madenlere olan talebin önümüzdeki dönemde azalması beklenmiyor. Örneğin Avrupa Birliği’nin 2030’da şu an kullandığı lityumun 18 kat fazlasını, kobaltın ise beş kat fazlasını kullanacağı öngörülüyor. Küresel ticaret zincirinin maliyetleri arasında maalesef dışsallıklar yani doğaya ve doğanın tüm canlılar için yaşamı düzenlemesini sağlayan ekosistem hizmetlerine verilen zarar yok. Rekabetin fiyat üzerinden yapıldığı bu ticaret sisteminde zararı yine ekosistemler ödüyor. Sonuç olarak önümüzdeki 10 yıllarda biyoçeşitliliğin rekor hızla kaybolmaya devam edileceği ve 1 milyon canlı türünün risk altında olduğu tahmin ediliyor.

Döngüsel Ekonomi Nasıl Bir Çözüm Sunuyor?

Eylül 2021’de Ellen MacArthur Vakfı tarafından yayımlanan ‘’The Nature Imperative: How the circular economy can tackle biodiversity loss’’ raporu biyoçeşitlilik kaybının yönünü değiştirmeyi ve doğa-pozitif bir geleceğe yönelik eforları şu başlık altında topluyor:

  • Biyoçeşitliliğe risk oluşturan tüm atık ve kirlilik ortadan kaldırılmalıdır.
  • Biyoçeşitliliğe alan açmak için ürün ve malzemeler, atığa dönüşmeden, döngüsel olarak, tekrar ve tekrar kullanılmadır.
  • Doğanın kendini yerine koyma becerisine destek olacak yeni alanlar kurgulanmalıdır.

Döngüsel ekonomi, temelde atığın ortadan kaldırıldığı ve kaynakların tekrar tekrar kullanıldığı bir sistem tasarımıdır. Her bir aşamasında malzemenin değeri olduğunu savunur. Yeniden kullanım, geridönüşüm, kompost gibi yöntemlerle canlı nüfusu için tehdit oluşturan atığın ve kirliliğin önüne geçer. Atığın oluşmadığı durumda doğadan tekrar tekrar yeni malzemelerin çıkarılması ihtiyacı ortadan kalkar. Bu da canlıların devamlılığı için gerekli ekosistemlerin korunmasına, bozulanların ise toparlanmasına olanak tanır. Aynı zamanda döngüsel ekonomi, yeni teknoloji ve yöntemlere rehber olur. Ekonomik aktivite doğa ile uyumlu çalışacak şekilde yeniden organize olur; örneğin rejeneratif tarım, zirai ormancılık, zirai ekoloji, kontrollü otlatma yöntemleri, karbon yakalama gibi yeni ekonomik fırsat alanları doğar.

Özetle döngüsel ekonomi kaynakları atığı ortadan kaldırarak, kaynakların verimli kullanılmasını sağlar. Bu sayede çevreye negatif etkisi olan ekonomik aktivite yerine pozitif dönüştürücü etkisi olan yeni ekonomik sistem tasarımlarına yol açar.

Gülin Yücel

Brika Sürdürülebilirlik Yönetici Ortak | Sürdürülebilir Kalkınma

pandemi

Pandemi, Tüketicileri ve Markaları “Daha Çevreci” Yaptı

Mastercard Sürdürülebilirlik Akademisi tarafından yapılan sürdürülebilirlik araştırması, pandemi sırasında tüketicilerin daha çevreci bir tutum sergilediklerini ve aynı zamanda çevre duyarlılığına sahip olan markalara ilgi duymakla kalmayıp bu konuda çalışma yapmaları için onları zorladıklarını da ortaya koydu. 

Mastercard tarafından Mastercard Sürdürülebilirlik Akademisi’nce yürütülen ve 24 ülkede gerçekleştirilen sürdürülebilirlik araştırması, pandemi sırasında, tüketicilerin çevrecilik anlayışında belirgin bir artış olduğunu ortaya koydu. Aynı araştırmada ankete katılanların %54’ü çevre ve sürdürülebilirlik konularının önemini pandeminin de etkisiyle kavradıklarını belirtirken %85’i çevre ve sürdürülebilirlik sorunlarıyla mücadele etmek için kişisel önlemler almaya istekli olduklarını belirtti. Araştırma sonuçları, Türkiye’de de tüketicilerin benzer bir yönelim içinde olduklarını gösterdi.

Türkiye’de Toplumun %86’sının Çevre Duyarlılığı Pandemi Sonrasında Arttı

Sonuçlara göre Türkiye’de toplumun %86’sının çevre duyarlılığı pandemi sonrasında artış gösterirken %93’ü çevre ve sürdürülebilirlik sorunlarıyla bireysel mücadele konusunda çaba harcıyor. Aynı araştırmada toplumu olumlu anlamda etkilemede sürdürülebilirlik üzerine yürütülen sosyal medya kampanyalarının önemli rolü olduğu görüldü. Katılımcıların %54’ü belgeseller, %36’sı YouTube içerikleri ve %33’ü sosyal medya kanallarında ilgili kampanyalarla karşılaştığını ifade etti.

Araştırma aynı zamanda tüketicilerin çevre duyarlılığına sahip olan markalara ilgi duymakla kalmayıp bu konuda çalışma yapmaları için onları zorladıklarını da ortaya koydu.

EkoIQ Editör

cam

Yeni Araştırma: Her 10 Kişiden 8’i Camı “Sürdürülebilir Malzeme” Olarak Görüyor

Avrupa Cam Ambalaj Üreticileri Federasyonu’nun yaptığı araştırma, her 10 kişiden sekizinin camdan yapılmış ürün kullandığını gösteriyor. Katılımcıların 10’da yedisi geri dönüştürülmüş camın gıdayı korumaya devam ettiğine inanıyor. Ayrıca cam, gıda israfının önüne geçmede ve gezegenin geleceğini korumada en iyi ambalaj malzemesi olarak görülüyor.  

Avrupa Cam Ambalaj Üreticileri Federasyonu (FEVE) tarafından 13 Avrupa ülkesinde 4 binden fazla tüketicinin katılımıyla, Friends of Glass tüketici platformu için yaptırılan bağımsız bir araştırma anketi, camın her 10 kişiden sekizi için sürdürülebilir malzeme olduğunu ortaya koydu.

Son üç yılda katılımcılar arasında cam kullanım oranı %8 artarken metal ve plastik tercihinde %24 ile %41 arasında bir düşüş yaşandığı ifade edildi. Öte yandan anketi yanıtlayan 10 kişiden sekizi cam ambalajlarını her zaman veya sık sık geri dönüştürdüklerini belirtirken %82’si nasıl geri dönüştürüleceğini iyi bildiğini aktardı.

“Cam İnsanları ve Gezegeni Koruyan En İyi Malzeme Olarak Görülüyor”

Araştırma sonuçlarını değerlendiren GCA Genel Müdürü Dr. Abdullah Gayret, “Avrupa Cam Ambalaj Üreticileri Federasyonu’nun araştırmasından edindiğimiz sonuçlara göre, her 10 tüketiciden altısı gıda israfını azaltmayı, geri dönüşümü ve fiziksel ve zihinsel sağlığı korumayı günlük yaşamlarında en önemli üç sürdürülebilirlik unsuru olarak görüyor. Ankete katılan tüketicilerin üçte birinden fazlası, cam ambalajı sağlığı daha iyi koruduğu ve ürünleri daha uzun süre güvenli tuttuğu için tercih ettiğini belirtiyor. Her 10 Avrupalıdan yedisi geri dönüştürülmüş camın, yiyecek ve içecekleri korumaya devam edeceğine inanıyor. Bu nedenle cam, tüketiciler tarafından insanları ve gezegeni koruyan en iyi malzeme olarak görülüyor. Camın raftaki dayanıklı nitelikleri, insanların en sevdikleri ürünleri daha uzun süre koruyarak gıda atıklarını da azaltmalarına olanak tanıyor” dedi.

Markaların Sürdürülebilirlik Konusundaki İlerlemelerinin Belirtilmesi İsteniyor

Sürdürülebilir ambalaj kullanımı konusunda şirketlere ahlaki bir yükümlülük düştüğü konusunda katılımcıların 5’te 4 oranında hemfikir olduğunu söyleyen Abdullah Gayret, “Tüketiciler, markaların sürdürülebilirlik konusundaki ilerlemelerini veya kimlik bilgilerini ambalajlarında açıkça belirtmelerini istiyor” diye konuştu. Gayret şunları dile getirdi:

“Avrupa Cam Ambalaj Üreticileri Federasyonu tarafından yapılan araştırmaya katılanların %65’i bir ürünün cam ambalajda olması halinde kalitesini daha güvenilir bulduklarını belirtiyor. Bulgular tüketicilerin cam ambalajı sağlıklı, geniş çapta geri dönüştürülen bir günlük ambalaj malzemesi olarak giderek daha fazla benimsediklerini kanıtlıyor.”

Türkiye’de cam ambalajlarının geri dönüşümü konusunda yeteri kadar çalışma yapılmadığına dikkat çeken Gayret,endüstriyel üretim ve verimlilik açısından geri dönüşümün büyük önem taşıdığını söyledi.

EkoIQ Editör

hava kirliliği
Fotoğraf: Sami Aksu

İklime Dair’in Dokuzuncu Sayısı Hava Kirliliğinin Yarattığı Etkilere Dikkat Çekiyor

TSKB Ekonomik Araştırmalar tarafından hazırlanan İklime Dair’in dokuzuncu sayısı hava kirliliği ve ekonomi arasındaki ilişkiyi, alt başlıklarla detaylı bir şekilde mercek altına alıyor. Çalışmada Türkiye’nin temiz üretime yönelik teşvikleri, araç emisyon standartları, sürdürülebilir tarımsal üretim uygulamaları, hava kalitesi yönetim stratejileri ve hava kalitesi ölçümü gibi alanlardaki düzenlemelerinin Birleşmiş Milletler Çevre Örgütü (UNEP) tarafından “yeterli” seviyede sınıflandırıldığına dikkat çekiliyor.   

TSKB Ekonomik Araştırmalar tarafından üç ayda bir hazırlanan İklime Dair’in dokuzuncu sayısı yayımlandı. İklim ve kalkınma ekonomisi arasındaki ilişkiye odaklanan çalışmaların yeni sayısı hava kirliliğini mercek altına alıyor. Çalışmada hava kirliliğinin sağlık üzerinde yarattığı etkilerin yanı sıra büyüme, refah ve verimlilik alt başlıklarında genel ekonomik etkilerine dair pek çok bilgiye de yer veriliyor.

Katı Atık Yakımı Konusu Gelişime Açık Bir Alan

İklime Dair’de; Türkiye’nin hava kirliliği göstergelerinin küresel ortalama ile benzer seviyede olduğu belirtiliyor. Örneğin, UNEP tarafından yapılan bir çalışma, 2019 yılında dünya genelinde ölümlerin %15’inin küçük parçacıklı materyal kaynaklı çevresel hava kirliliği nedeniyle yaşandığını ortaya koyarken bu oran Türkiye’de %16 seviyesinde bulunuyor. Diğer yandan Türkiye nüfusu yıllık ortalama metreküp başına 26 mikrogram (26 µg/m3) PM2.5 partikülüne maruz kalıyor. Bu oran Dünya Sağlık Örgütü eşik değerinden 5,2 kat fazla.

Hava kirliliğinin olumsuz etkilerinin sınırlandırılmasına yönelik çabalar açısından değerlendirildiğinde ise UNEP raporuna göre; Türkiye temiz üretime yönelik teşvikler, araç emisyon standartları, yakıtlarda mevcut kükürt oranı, hava kalitesi standartları, sürdürülebilir tarımsal üretim uygulamaları, hava kalitesi yönetim stratejileri ve hava kalitesi ölçümü gibi alanlarda yeterli görünüyor. Ancak katı atık yakımı konusu gelişime ihtiyaç duyulan bir alan olarak sınıflandırılıyor.

Hava Kirliliği Kaynaklı Kayıplar ve Zararlar

Hava kirliliği ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin kapsamlı bir şekilde masaya yatırıldığı çalışmada, kirli hava kaynaklı hastalıklar nedeniyle azalan iş gücü verimliliği, artan sağlık masrafları, toprak ve sudaki olumsuz değişim nedeniyle yaşanan tarımsal verimlilik kaybı gibi etkenler ele alınıyor.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın (OECD) hava kirliliğinin söz konusu ekonomik etkilerinin 2060 yılına kadar küresel üretimin %1’i seviyesine çıkabileceğini öngördüğü ifade edilen çalışmada, 2020-2021 yıllarında Covid-19 kaynaklı ölümlerden daha fazlasının her yıl hava kirliliği kaynaklı yaşandığı yönünde çarpıcı bir veri de paylaşılıyor.

Türkiye, Ulaştırma Kaynaklı Emisyon Artışında Üçüncü Sırada

Çalışmada yer verilen hava kirliliği ile mücadele yönündeki etkili çözümler arasında temiz üretime yönelik teşvikler, araç emisyon standartları ve hava kalitesi ölçümü gibi uygulamalar öne çıkıyor. Türkiye’nin hava kirliliğinin temel etkenlerinden biri olan ve ulaştırma sektörünün ana çıktıları arasında yer alan metan gazı salımı açısından gelişim alanı olduğunun altı çiziliyor. Climate Transparency isimli sivil toplum kuruluşunun değerlendirmesine göre ülkemizin ulaşım kaynaklı emisyonları, 2020-2021 döneminde %22’lik artış ile G20 ülkeleri arasında Çin ve Hindistan’dan sonra en yüksek artış oranına sahip.

Yeşil Yatırım Projeleri

Son üç ayda iklim-ekonomi ilişkisine yönelik öne çıkan gelişmelerin yanı sıra iklim finansmanı, iklim adaleti, dönüşümde öne çıkan şirketler gibi başlıklara yer verilen İklime Dair’de Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 27’nci Taraflar Konferansı COP27 hakkında da detaylı değerlendirmeler bulunuyor.

Konferansı yerinde takip eden TSKB Ekonomik Araştırmalar Ekibi’nin aktardığı başlıklar arasında, 30 yıldan uzun zamandır devam eden “kayıp ve zarar” fonu kurulması kararı, iklim finansmanına yönelik reform taleplerinin karşılık bulması, küresel ısınmanın 1,5°C ile sınırlı tutulması taahhüdünün devam etmesi gibi konular dikkat çekiyor.

COP27’nin gündemindeki, İklim Eylemi için Finansman başlıklı rapora da yer verilen sayıda, iklim finansmanında ana konunun yeşil yatırım projelerinin hızla hayata geçmesi olduğunun altı çiziliyor.

EkoIQ Editör

Çıkış Yolu Türetim Ekonomisi

“Çıkış Yolu Türetim Ekonomisi” Yayında!

Ece Satıcı ve Dr. Uygar Özesmi’nin kaleme aldıkları, Yeni İnsan Yayınevi tarafından yayımlanan “Çıkış Yolu Türetim Ekonomisi” adlı kitap, Dünya’yı gelecek nesillere ulaştırabilmemiz için son aşamada olduğumuzu bir kez daha hatırlatıyor. Kitap, Dünya ile uyumu yakalamak ve ona verdiğimiz zararları hemen onarmak için ekonomik ekosistemlerden biri olan türetim ekonomisi hakkındaki tüm ayrıntıları ele alıyor.

Ece Satıcı ve Dr. Uygar Özesmi’nin gezegenin üretken ve birbirini destekleyen ekonomik ekosistemlerinden biri olan türetim ekonomisi hakkındaki tüm ayrıntıları kaleme aldığı “Çıkış Yolu Türetim Ekonomisi” kitabı, Yeni İnsan Yayınevi tarafından yayımlandı. Türetim ekonomisinin temelini oluşturan topluluklar ve işletmeler arasındaki dayanışma, sosyal ve ekolojik açıdan adil üretim, işletmeler arası döngüsellik gibi birçok konuyu gündeme getiren kitap, hakkaniyetli ve değer maksimizasyonuna odaklanan yeni bir ekonomik sistem öneriyor.

Çıkış Yolu Türetim Ekonomisi kitabında yazarlar, kâr maksimizasyonuna dayanan tüketim ekonomisinden ekolojik ve sosyal açıdan adil bir ekonomiye dayanan türetim ekonomisine geçilerek ancak insanın gezegendeki varlığının sürebileceğini vurguluyorlar.

Türetim ekonomisi, olumsuz ekolojik ve sosyal etkinin en aza indirildiği, işletmeler arası döngüsel bir ekonomi ve yapısı gereği kapsayıcı bir sistem tasarımı. Sistem, zenginliği ekolojik ve sosyal olarak adil küçük ölçekli üreticiler arasında dolaştırıyor. Yalnızca ürün veya hizmet düzeyinde değil, daha da önemlisi, üreticiler arasında makro düzeyde döngüsel bir ekonomi yaratıyor. Üretilen servet bir elden diğerine geçmeye başlıyor ve döngüsellik yoluyla gerçek ekonomik ve sosyal gelişmeyi yaratıyor.

Tüketmek Yerine Türetmek için

Türetim ekonomisini hayata geçirmek için geliştirilen Good4Trust.org, dijital kamu hizmeti sunmanın yanı sıra aynı zamanda dayanışan bir topluluk. Bu sisteme katılan işletmeler ve insanlar birbirleriyle paylaşımda bulunarak alışverişe başlıyor. Bu toplulukta üreticiler ve kullanıcılar bir araya gelerek tüketmek yerine türetmek için uğraşıyor ve birbirlerini destekliyorlar. Aralarında hem bir yönetişim sistemi kuruyor, hem de yeni bir döngüsel ekonomi olan türetim ekonomisini inşa etmek için el ele veriyorlar.

Türeticileri bir araya getirerek döngüsel bir yeniden güçlendirici ve nihayetinde yenileyici, onarıcı bir ekonomi inşa eden türetim ekonomisi, zenginliği yerel üreticilere dağıtarak onlara onurlu bir yaşam ve güvenli bir ticari alan sağlıyor. Yönetişim sistemi, türeticiler tarafından yönetildiği için kapsayıcı ve demokratik. Bu özellik oldukça önemli çünkü herkesin yararına olan çözümlerin ancak tabandan yönetişim yoluyla elde edilebileceğine inanıyor. Çıkış Yolu Türetim Ekonomisi kitabı, doğayla barış ve uyum sağlayacaksak toplum olarak ekolojik ve sosyal açıdan adil yaşamak zorunda olduğumuzun altını çiziyor.0

EkoIQ Editör