#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
Su Sinir Ağı

Su Sinir Ağı: Afetlere Karşı Çok Amaçlı Yeni Bir Su Mimarisi (2)

Temmuz ayında İzmir’den Çanakkale’ye, Karabük’ten Bursa’ya kadar uzanan orman yangınları, iklim değişikliği ve orman yangınları konusunu tekrar gündeme taşıdı. Bu bağlamda geçtiğimiz günlerde, “Merkeziyetsiz Yangın Savunması: Topluluk Tabanlı Bir Model” yazılarını yayımladığımız Dr. Sema Sert ve Serhat Sert’in devam yazısı da çözümleri ele almaya devam ediyor.

Yazı: Dr. Sema SERT, Serhat SERT, Ulusal Tarım Gıda Birliği Derneği (UTGB)

Suyun İki Yüzü: Afetler Çağında Yeni Bir Su Vizyonuna Neden İhtiyaç Var?

21. yüzyıl, insanlık tarihinin en büyük çelişkilerinden birine sahne oluyor:
Bir yanda sellerle boğuşan şehirler diğer yanda kuraklıktan çatlayan topraklar… Aynı coğrafyada birkaç ay arayla hem su fazlası hem de su yoksunluğu yaşanıyor. Bu çelişki yalnızca iklim krizinin doğrudan sonucu değil, aynı zamanda insan merkezli, doğrusal ve sektörlere bölünmüş su yönetimi modellerinin yetersizliğini de açıkça ortaya koyuyor.

Bu kriz döngüsünün başka bir yıkıcı görünümü ise kontrol edilemeyen orman yangınlarıdır. Artan sıcaklık, azalan nem ve bozulan ekosistem dengesiyle birlikte yangınların sıklığı ve şiddeti dramatik biçimde arttı. Ancak burada gözden kaçan temel bir nokta var: Yangınla mücadelede en etkili araç olan suyun kendi de artık bir kriz unsuru.

Kuraklıkla zayıflamış su altyapıları, yangın anında yeterli müdahaleye olanak tanımıyor. Hatta bazen su kaynağı yangına yakın olsa bile su ile yangın arasında sürekliliği sağlayacak bir sistemsel altyapı bulunmuyor. Sonuç olarak yangın-su ilişkisi; su taşkınları, kuraklık ve altyapı kırılganlığı ile birlikte çarpan etkili bir kriz sarmalı yaratabiliyor. Bugün sel, kuraklık ve yangın gibi afetler artık birbirinden bağımsız değil, aynı sistemsel boşlukların farklı yüzleridir.

Bu nedenle yeni bir vizyona, suya dair bütünsel, döngüsel bir mimariye ihtiyaç var. Bu yaklaşım bir tercihten öte artık bir zorunluluktur. Çünkü gelecek, tekil çözümlerin değil, çoklu faydaların ve sistemsel düşüncenin çağıdır. Bu yazı, kuraklık, sel ve yangın problemlerinin birlikte çözümüne yönelik Su Sinir Ağı modelini öneriyor.

Biyomimetik, Çok Katmanlı Yeni Bir Su Mimarisi ve Dirençlilik Modeli

Türkiye’nin su anatomisinde en büyük kayıp, yağmur sularının değerlendirilememesidir. Akarsu ve derelerin, sünger gibi emici arazi katmanlarıyla ve bitki örtüsüyle bağlanmaması suyu kaybetmemize neden oluyor. Tüm bunlara ilaveten yağışın olduğu zamanla suya ihtiyaç duyulan zaman çakışmıyor. Bu da klasik su depolama sistemlerinin (baraj, gölet) tek başına yeterli olmadığını ve neden sürdürülemez olduğunu gösteriyor. Bugün uygulanan su sistemleri, genellikle doğrusal işliyor: Suyu topla, kullan, at. Oysa iklim krizi ve afet riskleri böyle bir sıralamayı kaldıramayacak kadar karmaşık. Suyu, kullan ve at kültürünün bir parçası olarak değil, canlı bir organizmanın sinir ağı şeklinde düşündüğümüzde döngüsel bir yapı ortaya çıkar.

Su Sinir Ağı, yalnızca borular ve depolardan oluşan teknik bir altyapı değildir; o, coğrafyayla birlikte nefes alan, değişen çevresel koşullara duyarlı ve kendini uyarlayabilen bir canlı organizma gibidir. Tıpkı insan bedenindeki sinir ağı gibi, farklı bölgeler arasında sürekli veri alışverişi yapar; bir yerde sel riski artarken diğer yerde kuraklık derinleşiyorsa bu bilgileri işler ve kaynakları yeniden yönlendirir. Bu adaptif sistem, yerel sensörlerden gelen verilerle beslenir, afet riskine karşı suyu hazır hale getirir ve toplulukların suyla olan bağını yeniden kurar. Suyun depolanması, yönlendirilmesi ve kullanımı artık statik değil; doğaya öykünen, esnek, yerçekiminden ve çevresel döngülerden güç alan bir “su zekası”yla yönetilir. Su Sinir Ağı bu yönüyle doğrusal mühendislik anlayışından döngüsel ve biyomimetik bir vizyona geçişin habercisidir.

Türkiye ve Ulusal Bir Su Adaleti Sistemi

Türkiye’nin su kaynakları ile nüfus ve tarımsal üretim bölgeleri arasında önemli bir dengesizlik vardır. Doğu Anadolu Bölgesi, yüksek kar yağışı, göl ve nehir sistemleriyle su açısından zenginken bu bölgede nüfus yoğunluğu düşüktür ve tarımsal üretim sınırlıdır. Buna karşılık Batı, İç ve Güney Anadolu bölgeleri yoğun nüfus, sanayi ve tarım baskısı altında ciddi bir su stresine maruz kalmaktadır. “Su Sinir Ağı” bu noktada yalnızca bir afet önleme mekanizması değil, aynı zamanda ulusal bir su adaleti sistemi olarak düşünülebilir. Mevcut akarsuların doğal yatakları, yapay borular yerine suyun taşıyıcı damarları olarak yeniden işlevlendirilerek doğudan batıya, kuzeyden güneye uzanan bir doğal su transfer omurgası oluşturulabilir.

Ana görselimizdeki kırmızı çizgiler temsili transfer borularıdır ve akarsuların kendi transfer borusu gibi kullanıldığı için boru ihtiyacını azaltmaktadır. Bu sayede Türkiye, doğal ekosistemini bozmadan, su fazlası bölgelerden su açığı yaşayan alanlara doğru yönlendirilmiş, düşük maliyetli bir transfer sistemi kurabilir.

sema sert yazi 2

Teknik Yapı: Doğal Taşıyıcılar + Yapay Destekler

Söz konusu sistemin ana hatlarını mevcut akarsular ve dere yatakları oluşturur. Yani, su zaten mevcut olan yataklardan ilerler. Kritik geçiş noktalarında, iki akarsu arasına kısa transfer boruları entegre edilir. Bu, sistemin bütünsel hale gelmesini sağlar.

Yüksek alanlarda tutulan su, yerçekimi yardımıyla alt bölgelere akar; pompalama ihtiyacı en aza iner. Güzergah boyunca yağmur suyu hasadı için mini göletler, sarnıçlar ve çok katmanlı sünger araziler kurulur. Kritik eşiklerde regülasyon havuzları (tampon alanlar) kurularak hem taşkın önlenir hem su yönlendirilir.

Dijital Gözetim ve İzleme Katmanı Su Sinir Ağı sadece fiziksel bir altyapı değil, aynı zamanda veriyle yönetilen bir sistemdir:

  • Uydu verileriyle yer altı, yer üstü su rezervleri, nem oranları ve toprak hareketleri izlenir.
  • IoT tabanlı sensörler, anlık olarak suyun debisini, sıcaklığını ve basıncını takip eder.
  • Dijital haritalarla hangi bölgede ne kadar su olduğu, hangi bölgeye ne zaman aktarım yapılması gerektiği görülür.
  • Afet anında yazılımlar vasıtasıyla önceden tanımlanmış su yolları otomatik devreye alınır.
Dünya Örnekleri ve Yerli Modelin Özgünlüğü
  1. Avustralya; Murray–Darling Havzası Su Transfer Ağı: Avustralya’nın en büyük tarımsal üretim alanı olan Murray–Darling havzasında, kuraklıkla mücadele için nehir sistemleri entegre edilmiş ve sulama altyapısı havzalar arası yönetilen bir planlamaya tabi tutulmuştur. Ancak sistem, halk katılımı sınırlı, yüksek enerji ve maliyetle çalışan boru hatlarına dayalıdır.
  2. Çin; Güney–Kuzey Su Transfer Projesi: Çin’in kuzeyindeki su kıtlığına karşı başlatılan dev proje, güneydeki su kaynaklarını borular ve kanallarla kuzeye taşır. Fakat bu proje tamamen merkezi yönetim kontrollüdür; ekolojik dengeyi tehdit etmiş, yerinden yönetim içermemiştir.
  3. Hindistan; Nehir Bağlantı Projesi (Interlinking of Rivers): Ülkenin bazı bölgelerinde taşkınlara, bazı bölgelerinde kuraklığa karşı geliştirilen bu proje, nehirlerin yapay olarak bağlanmasını hedeflemiş ancak çevresel, sosyal ve mali riskleri nedeniyle eleştirilmiştir. Yerel katılım ve doğa tabanlı unsurlar eksiktir.

Ancak “Su Sinir Ağı” bu modellerden farklı olarak:

  • Coğrafi yükseklik farklarını avantaja çevirir.
  • Mevcut akarsuları doğrudan altyapı unsuru haline getirir.
  • Hem yer altı sularının beslenmesini hem de yangında su ulaşımını aynı anda hedefler.
  • Modülerdir ve büyüyebilir. Önce köy, sonra bölge, ardından ulusal düzeyde büyüyebilecek “fraktal bir mimari”ye sahiptir.
  • Ve en önemlisi, topluluk temelli ilk katmanla entegre çalışacak çok katmanlı bir kamu refleksi
Antik Dönemden Su Sinir Ağına: Su Taşımanın Mühendislik Hafızası

İnsanlık, tarih boyunca suyu ihtiyaç duyulan yerlere ulaştırmak için sayısız mühendislik çözümü geliştirmiştir. Kurak bölgelerde yaşamı mümkün kılan bu sistemler yalnızca teknik başarılar değil, aynı zamanda doğayla uyumlu akıllı tasarımlardı. Bugün karşılaştığımız yangın, kuraklık ve su krizlerine yanıt ararken bu kadim bilgi birikimi geleceğe ışık tutabilir. Su Sinir Ağı modeli, işte bu tarihsel hafızadan ilham alarak yeniden düşünülmüş bir dirençlilik mimarisidir. Antik su mühendisliği örneklerinden bazıları:

  • Roma Su Kemerleri, 2000 yıl önce sadece yerçekimiyle yüzlerce kilometre boyunca su taşıyordu.
  • Hititler ve Frigler, taş ve pişmiş toprakla su kanalları ve galeriler inşa etti.
  • İran’ın Qanat sistemleri, buharlaşmadan koruyarak yer altından suyu kilometrelerce taşıdı.
  • Petra (Ürdün) gibi çöl içindeki şehirler, kayaları oyarak kuraklığa karşı su uygarlıkları kurdu.
  • Osmanlı’nın “saka” sistemleri ve halk eliyle yapılan maksem yapıları yerel dayanışmanın örnekleriydi.

Bu sistemler, teknolojiye değil; akla, gözleme ve doğayla uyuma dayanıyordu. Bugün çok daha fazla kaynağa, bilgiye ve teknolojiye sahibiz. Geçmişte imkansız görünen işler başardıysak, şimdi daha iyisini neden yapamayalım?

Günümüzdeki en iyi örneklerden biri “Kıbrıs Su Temin Projesi”dir. Bu proje ile Türkiye’den Kuzey Kıbrıs’a 80 km’lik deniz altı boru hattı döşenmiştir. Tüm bu örnekler şunu gösteriyor: Su, doğru planlandığında okyanusların altından bile taşınabilir. Yeter ki irade, vizyon ve toplumsal uzlaşı olsun.

Bilim ve Uygulama Arasında Bir Köprü: Hangi Uzmanlıklara İhtiyaç Var?

Önerilen yeni su mimarisi sadece bir hipotezdir ve elbette uzmanlar tarafından etraflıca tartışılmalı ve güçlendirilerek projelendirilmelidir. Bu büyük dönüşüm, birçok disiplini ortak bir amaç etrafında buluşturmayı gerektirecektir:

  • Hidroloji ve Hidromekanik: Su akışlarının optimizasyonu ve yer altı-su dengesinin kurulması,
  • Peyzaj Mimarlığı ve Ekoloji: Doğa ile uyumlu, geçirgen yüzeyler ve tampon bölge tasarımları,
  • İnşaat ve Ziraat Mühendisliği: Küçük ölçekli su tutma ve dağıtım altyapıları,
  • CBS ve Yapay Zeka Uzmanları: Sel, kuraklık ve yangın verilerini anlık okuyup yöneten ağ sistemleri,
  • Afet Yönetimi ve Sosyoloji: Topluluk tabanlı sistemlerin yaygınlaştırılması,
  • Ekonomi ve Kooperatifçilik: Kırsal kalkınma için uygun finansman ve sürdürülebilir modeller,
  • Enerji Sistemleri Uzmanları: Düşük enerjiyle çalışan, otonom su sistemlerinin kurulumu.
Hemen Başlayabileceğimiz Yer: Kırsalda “Bir Hücre” Kurmak

Küresel krizler karşısında en basit ve etkili ilk adım kırsalda Su Sinir Ağı’nın ilk hücresini kurmaktır. Bir köyün çevresine kurulacak, geçirgen yüzeyler, mini depolar, sprinkler sistemleri ve yangın tamponlarıyla desteklenen bu yapı düşük maliyetli ama hayati öneme sahiptir ve yangınlarda, selde, kuraklıkta insan, hayvan ve doğa varlığını koruyacak ilk savunma hattı olacaktır.

Sonuç: Uzun Bir Yol, Tek Bir Adımla Başlar

“Su Sinir Ağı” modeli sadece bir altyapı tasarımı değil, bir kamu vizyonudur. Devletin, afetlere karşı daha hızlı, hassas ve etkili yanıtlar verebildiği, suyun sadece bir kaynak değil; aynı zamanda bir stratejik refleks olduğu yeni bir dönemin kapısıdır. Bu model, klasik “merkez yapar, halk kullanır” mantığını aşarak, halkın da aktif katılımcı olduğu yeni bir kamu-toplum ortaklığı önerir. Bu kamu-toplum entegrasyonu, yalnızca teknik bir işbirliği değil; aynı zamanda yeni bir yurttaşlık modelinin ifadesidir. Afetlerle başa çıkma sorumluluğunu sadece devlete değil, aktif ve katılımcı bir yurttaşa da yükleyen bu model; “İklim Çağı Yurttaşlığı”nın kurumsal karşılığıdır.

Su Sinir Ağı, belki yıllar sürebilir ama doğru tasarlanırsa Türkiye’nin en güçlü iklim direnç sistemine dönüşebilir. Tıpkı antik mühendislerin zamanın ruhuyla yaptıkları gibi, biz de bugünün bilgi ve imkanlarıyla geleceğe bir ağ örebiliriz.