#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
"Proje Su"

Su Çatlağını Bulur ya da “Proje Su”

“Proje Su”, Margaret’in daha önce artezyen uzmanlarıyla birlikte Kuzey Florida’daki 12 su kaynağı ve onları besleyen akiferlerin izini sürdüğü “Aquiferious” projesinin devamı olarak da kabul edilebilir. İki proje ile Türkiye’den ABD’ye yer altı su kaynakları aracılığıyla bir bağlantı kurulduğunu ifade eden Margaret, “Sularla olan bağlantılarımız ülke sınırlarını ve kültürler arasındaki farklılıkları aşıyor” diyor. Ben ise buna su çatlağını her zaman bulur diyorum…

Dr. Barış DOĞRU

Su hayatın kaynağı; hiç kuşkusuz. Suda doğuyoruz. Aynı dünya gibi vücudumuzun çoğu da aslında sudan oluşuyor. Hayatın varlığını ve yokluğunu belirleyen bu anlamda suyun ta kendi… Aslında iklim dediğimiz de büyük oranda su döngüsünün istikrarı. Sıcakla buharlaşan, atmosfere karışan; sonra yağmur, kar ve hatta sis ile tekrar yeryüzüne dönen; nehirleri akıtan, gölleri dolduran, su altına karışan, akiferleri oluşturan ve bir çatlak bulup tekrar yeryüzüne dönüp sonsuz yolculuğuna ve tabii hayatı tekrar tekrar yaratmaya koyulan bir büyüden bahsediyoruz…

Bundan yaklaşık 25 yıl önce uzun süreler geçirdiğim, tüm yollarını dağ tepe yürüdüğüm, kaynaklarından suyunu içip, terimi rüzgarlarında kuruttuğum o benzersiz coğrafyadayım. Su yine yapacağını yapıyor; hiç umulmadık çatlaklardan sızıyor; geçmişi bugüne, doğayı insana, insanı yolculuklara sürüklüyor. Likya burası. Bir ucu Fethiye’de diğer ucu Antalya körfezinde. Namıdiğer Teke Yarımadası… Efsaneleri hiç eksik olmayan, söylenceleri güncele sızan Likya. Likya Yolu’nda bundan neredeyse 25 yıl önce, suyun izinde, İnpınar gözesinden Patara’ya giden delik kemere; Tahtalı’nın eteklerindeki pınarlara, Faselis’in antik limanından Gelidonya Feneri’ne akıttığım teri düşünüyorum.

Ama su yine yapacağını yapıyor; bu kadar yıl sonra, Amerikalı bir kadın ressam beni tekrar alıyor Likya’nın sularının peşine sürüklüyor. Sanırım su yine çatlağını buluyor…

Amerikalı ressam Margaret Ross Tolbert öncülüğünde, alanının uzmanı pek çok ismin katkılarıyla hazırlanan “Proje Su” (Water Project: Leto Joins The Springs) kitabı bu vesilenin kaynağı.

Margaret, Türkiye’yi ilk kez 1980 yılında ziyaret etmiş. Sanat tarihi derslerinde İstanbul’daki Ayasofya’yı incelemiş; Bizans, Selçuklu ve Osmanlı imparatorluklarının ihtişamına aşina olmuş. Diğer yandan Türk müziğini iyi bilen, geleneksel danslarını icra edebilen bir halk dansçısı olarak, Türkiye’yi sayısız ziyaretinde suyun Türk bilincinin ve kültürünün derin bir parçası olduğunu fark etmiş (Dikkat su çatlağını aramaya başladı!). Türkçedeki “Su gibi git, su gibi gel” veya “Su gibi aziz ol” gibi pek çok söz ile dilde suya verilen önemi görmüş, insanların suya atfettikleri şifayı kavramış. Tarih, mitler ve ritüellerde suyun izlerini araştırmaya ve sanatına suyun yansımasını taşımaya da böyle başlamış.

Proje_Su_Kitap Kapak k

Türkiye’den ABD’ye, Geçmişten Bugüne Uzanan Su Yolları

Çalışmalarını Florida’da sürdüren Margaret’in onlarca yıldır farklı disiplinlerden alanının uzmanı isimlerle birlikte gerçekleştirdiği su projesinin temelleri işte daha bu yıllarda atılmış. “Proje Su”, Margaret’in daha önce artezyen uzmanlarıyla birlikte Kuzey Florida’daki 12 su kaynağı ve onları besleyen akiferlerin izini sürdüğü “Aquiferious” projesinin devamı olarak da kabul edilebilir. İki proje ile Türkiye’den ABD’ye yer altı su kaynakları aracılığıyla bir bağlantı kurulduğunu ifade eden Margaret, “Sularla olan bağlantılarımız ülke sınırlarını ve kültürler arasındaki farklılıkları aşıyor” diyor. Ben ise buna su çatlağını her zaman bulur diyorum…

Kitapta Margaret’in yanı sıra pek çok önemli ismin katkısı var. Türkiye’de pek çok doğa ve kültür araştırmasına öncülük eden, aletli dalış ve su altı sporlarının öncülerinden, yazar, şair Gökhan Türe bu isimlerin başında geliyor. 2014 yılında çok erken kaybettiğimiz Türe, projeye erken dönemde katılarak Margaret’e Likya’daki birçok antik su alanını göstermiş. Türe dışında, Türkiye ve Florida’daki kaynaklar ve karst özellikleri üzerinde çalışan hidrojeolog Prof. Can Denizman ile kültür ve doğa konusunun önemli kalemlerinden gazeteci yazar Yusuf Yavuz da projeyi zenginleştirenler, suyun akışını hızlandıranlar arasında.

Yerel halktan kişilerin rehberliğinde Türkiye’deki kadim su kültürünün izinin takip edildiği kitapta, Aidan Koch, Neriman Polat, Emine İncirlioğlu, Sidney Wade, Yeşim Ağaoğlu, Mel Kenne, Naziha Mestaoui, Jarrod Ryhal ve Anna Lowdin’in yazıları, görüşleri, seyahat notları ve sanatsal kaynak haritaları da yer alıyor.

Kitabın su yolu rotaları Kaş, Elmalı, Finike, Tekkeköy, Arycanda, Zemuri (Lymra), Yanartaş, İslamlar, Patara, İnpınar, Xanthos, Letoon, Pınara, Pydnai, Sura, Aperlae, Andriake, Demre, Dereağzı, Hıdırellez Mağarası, Saklıkent, Tlos, Finike, Kırkgöz. Kitapta yer alan kaynaklar ve nehirler Antalya, Köprüçay ve baraj suları altında kalan Isparta’daki Darıbükü köyünden geçiyor. Bu rotalar, suya tanrısal özellikler atfedilen zamanlardan, suyun aziz bilindiği zamanlara coğrafyanın ve kültürün izlerini barındırırken; içinden geçtiğimiz suya yas tutulan zamanların tanıklığını da yapıyor.

Kitapta ayrıca yer altı su yollarını ve antik kaynakları takip eden bu ziyaretlerden alınan ilhamla üretilmiş Margaret’in resimleri, Aidan Koch’un illüstrasyonları, Neriman Polat’ın fotoğrafları, Anna Lowdin’in heykeli, Jarrod Ryhal’ın fotoğrafları ve katkıda bulunanların bölgede ürettikleri yüzlerce çizim de yer alıyor.

Proje kapsamında önümüzdeki günlerde su kaynaklarına ve su kültürüne ilişkin sanatsal işlerin yer alacağı karma sergiler de düzenlenecek. Margaret, Amerika ve Türkiye’de ziyarete açılacak sergiler için çoktan hazırlıklara başlandığını, Avrupa’da düzenlenecek sergiler için de mekanları değerlendirmekte olduklarını belirtiyor. İngilizce yayımlanan ve metinlerin büyük kısmının Türkçe çevirilerini de içeren Proje Su, Minoa Kitabevi şubelerinden ve online mağazasından edinilebilir.

Ancak Proje Su, çok önemli bir şey daha yapıyor. Aynı zamanda yoğun şehirleşme, Toroslarda hızla artan kireç taşı madenciliği, gübre ve pestisit kullanılan tarımsal faaliyetler, artan nüfus ve tarımsal faaliyetler nedeniyle yer altı sularına olan talebin hızla artması ile kirlenen ve küresel ısınma etkisi ile kuruyan, yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan su kaynakları, kaybolan sedir ormanları gibi bölgenin tarihi ekoksisteminin uğradığı yıkımı da gözler önüne seriyor. Benim 25 yıl önceki Likya ziyaretimden bu yana iklim değişikliğinin etkileri artmış; ne yazık ki insani faaliyetlerin hoyratlığı ve hacmi de… Bunu çıplak gözle görebiliyorsunuz. Proje Su bu anlamda sanatsal bir alarm zili olarak da kabul edilmeli. Suyun çatlağını aramaya devam. O bize kendimizle, uygarlığımızla ve doğayla olan ilişkimizle ilgili yeni şeyler söyleyecek. Çünkü suyun yolculuğu hayatın ve insanlığın yolculuğudur.

Dr. Barış Doğru

#ekoIQ ve iklimhaber.org Yayın Yönetmeni, Sürdürülebilirlik Uzmanı