#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
Sıfır Atık

Sıfır Atık Hareketi: Kentlerde Çevre Dostu Yaşam Biçimleri

Kentlerde sıfır atık yaklaşımının benimsenmesiyle birlikte çevre kirliliğinin azaltılması, doğal kaynakların korunması ve enerji tasarrufu sağlanabilir. Ayrıca, geridönüşüm ve yeniden kullanım süreçleri ekonomiye de katkıda bulunarak yeni iş alanlarının açılmasına yardımcı olur.

Prof. Dr. Oğuz ÖZYARAL, Antalya Belek Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Mikrobiyolog ve Koruyucu Sağlık Uzmanı

Günümüzde kent yaşamı, modern hayatın sunduğu konfor ile çevresel sorunlar arasında sıkışıp kalmış durumda. Nüfusun artışı, hızla tüketilen kaynaklar ve plansız kentleşme, doğaya verilen zararları kaçınılmaz hale getiriyor. Ancak bu süreci tersine çevirmek elimizde! Sıfır atık hareketi, doğayı koruma sorumluluğunu bireylerden yerel yönetimlere kadar herkesin üstlenmesini sağlayan güçlü bir yaşam biçimi olarak öne çıkıyor. Atık üretimini azaltmak, kaynakları daha bilinçli kullanmak ve geridönüşüm süreçlerini güçlendirmek geleceğin sürdürülebilir kentlerini inşa etmemize yardımcı olabilir.
Peki, sıfır atık nedir ve şehirlerde nasıl uygulanabilir? 

sifiratik
Tasarım: Oğuz Özyaral / Sıfır atık ütopyası! Bulutların üzerinde süzülen, geri dönüştürülmüş malzemelerden inşa edilmiş bir şehir, ışıldayan enerji hatlarıyla köklerini geleceğe bağlayan bilge bir ağaç ve sürdürülebilirliği öğrenen çocuklar.
Sıfır Atık Nedir?

Sıfır atık, atık oluşumunu en aza indirmeyi ve mevcut atıkları geri dönüştürerek veya yeniden kullanarak çevresel etkileri azaltmayı hedefleyen bir yaklaşımdır. Kaynakların verimli kullanılması, doğaya zarar vermeden tüketim alışkanlıklarının düzenlenmesi ve bilinçli seçimler yapılması, sıfır atık felsefesinin temel taşlarını oluşturur.

Kentlerde Sıfır Atık Hareketi Nasıl Uygulanabilir?

Sıfır atık hareketinin başarılı bir şekilde hayata geçirilmesi bireylerin ve yerel yönetimlerin ortak çabasıyla mümkündür. Kentlerde bu sürecin sürdürülebilir hale gelmesi için aşağıdaki adımlar önemlidir:

  • Atık Azaltma ve Tüketim Bilinci: Tek kullanımlık plastikler yerine tekrar kullanılabilir ürünlerin tercih edilmesi, ihtiyaca yönelik alışveriş yapılması ve minimalist yaşam anlayışının benimsenmesi gereklidir.
  • Atık Ayrıştırma ve Geridönüşüm: Kentlerde geridönüşüm sistemlerinin güçlendirilmesi, geri dönüştürülebilir atıkların doğru şekilde ayrıştırılması ve kompost uygulamalarının yaygınlaştırılması büyük önem taşır.
  • Yerel Yönetimlerin Politikaları: Belediyelerin sıfır atık dostu politikalar geliştirmesi, geridönüşüm tesislerinin artırılması ve kent içi atık yönetim sistemlerinin güçlendirilmesi gereklidir.
  • Toplumsal Farkındalık ve Eğitim: Eğitim kurumlarında sıfır atık bilincinin kazandırılması, halka yönelik bilinçlendirme kampanyalarının düzenlenmesi ve bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarının desteklenmesi gerekmektedir.
  • Alternatif Ürünlerin Teşvik Edilmesi: Geri dönüştürülebilir ambalajların yaygınlaştırılması, doğa dostu pazar çantalarının kullanılması ve sürdürülebilir üretim yapan markaların teşvik edilmesi önemlidir.
Sıfır Atık ile Kazanılanlar

Kentlerde sıfır atık yaklaşımının benimsenmesiyle birlikte çevre kirliliğinin azaltılması, doğal kaynakların korunması ve enerji tasarrufu sağlanabilir. Ayrıca, geridönüşüm ve yeniden kullanım süreçleri ekonomiye de katkıda bulunarak yeni iş alanlarının açılmasına yardımcı olur.

Tasarım: Oğuz Özyaral
Tasarım: Oğuz Özyaral / Gökyüzüne kök salan bir medeniyet: Geridönüşüm kutularının gölgesinde filizlenen bu şehir, sıfır atıkla beslenen bir gelecek hayalinin yaşayan kanıtı.
Sıfır Atık Hareketinin Kentlere Katkıları

Sıfır atık hareketi, kentlerin çevresel sürdürülebilirliğini sağlamada kilit bir rol oynar. Kentler, hızla artan nüfusları ve yüksek tüketim alışkanlıkları nedeniyle büyük miktarda atık üretir. Bu durum, doğaya verilen zararın yanı sıra belediyelerin atık yönetimi konusunda artan maliyetlerle karşı karşıya kalmasına neden olur. Ancak sıfır atık uygulamalarıyla bu olumsuzluklar tersine çevrilebilir.

  • Çevre Kirliliği Azalır: Geridönüşüm ve yeniden kullanım uygulamaları, plastik atıkların ve diğer çevreyi kirleten unsurların doğaya karışmasını önler. Sokaklardaki çöp miktarı azalırken, yeşil alanlar daha temiz kalır. Bu durum şehirlerin estetik değerini artırır ve sakinlerine daha sağlıklı bir yaşam alanı sunar.
  • Doğal Kaynaklar Korunur: Sıfır atık hareketi, sürdürülebilir üretim ve tüketim anlayışını teşvik eder. Kullanılmış malzemelerin geri dönüştürülmesi sayesinde yeni ham madde ihtiyacı azalır, su ve enerji gibi kıt kaynaklar daha verimli kullanılır. Örneğin, geri dönüştürülmüş kağıt üretimi, sıfırdan üretilen kâğıda kıyasla %40 daha az enerji gerektirir ve büyük ölçüde su tasarrufu sağlar. 
  • Ekonomik Kazançlar Sağlanır: Yerel yönetimlerin atık yönetim maliyetleri düşer. Çöp toplama ve depolama işlemleri ciddi bir bütçe gerektirirken, geridönüşüm sistemlerinin yaygınlaştırılması, belediyelere uzun vadede ekonomik kazanç sağlar. Ayrıca, geridönüşüm ve yeniden kullanım odaklı yeni iş alanları doğar. Sıfır atık sektörü, geridönüşüm tesisleri, kompost üretimi ve yeniden kullanılabilir ürünlerin tasarımı gibi alanlarda istihdam yaratır.
  • Toplumsal Farkındalık ve Sorumluluk Gelişir: Sıfır atık hareketi, bireyleri atık üretimini en aza indirmenin yolları konusunda eğitir. Okullarda verilen eğitimler ve kamu kampanyaları sayesinde yeni nesiller, çevre dostu alışkanlıklarla büyür. Bu süreç, çevreye duyarlı bireylerin sayısının artmasına ve toplumun genel olarak daha bilinçli hale gelmesine katkı sağlar.
Sonuç

Sağlıklı ve yaşanabilir kentler oluşur. Sıfır atık politikalarının uygulandığı şehirlerde hava, su ve toprak kirliliği azalır. Mikroplastikler ve toksik atıklar daha az olduğu için halk sağlığı üzerinde olumlu etkiler görülür. Aynı zamanda sürdürülebilir gıda sistemleri teşvik edilir, yerel pazarlar ve ekolojik üretim desteklenir.

Sıfır atık hareketi yalnızca bir çevre politikası değil, aynı zamanda ekonomik, sosyal ve sağlık açısından kentleri dönüştüren kapsamlı bir sürdürülebilirlik modelidir. Kentlerin uzun vadeli geleceğini güvence altına almak için sıfır atık anlayışını yaygınlaştırmak, sadece doğa için değil, insanlık için de hayati bir adımdır.

Geleceğin kentleri için sıfır atık felsefesini hayatımıza entegre etmek sadece bugünü değil, yarınları da kurtarmak anlamına geliyor.

Prof. Dr. Oğuz Özyaral

Prof. Dr. Oğuz Özyaral, MBA, Mikrobiyolog, Koruyucu Sağlık Uzmanı, Yazar

[email protected]

New York

New York’a Sürdürülebilir Teslimat Departmanı

New York Belediyesi, kent sokaklarında paket taşıyan ve yiyecek dağıtan elektrikli bisikletlerin, scooterların, mopedlerin ve motosikletlerin hızla artmasıyla mücadele edecek bir departman kuruyor. Sürdürülebilir Teslimat Departmanı adlı yeni departman, iki ve üç tekerlekli mikro mobilite araçlarına dayanan ticari teslimat hizmetlerini düzenlemekle görevli olacak.

New York Belediyesi, kent sokaklarında paket taşıyan ve yiyecek dağıtan elektrikli bisikletlerin, scooterların, mopedlerin ve motosikletlerin hızla artmasıyla mücadele edecek yeni bir departman kurulacağını duyurdu.

Bloomberg’in haberine göre, New York Belediye Başkanı Eric Adams yaptığı açıklamada, Sürdürülebilir Teslimat Departmanı adlı yeni departmanın, iki ve üç tekerlekli mikro mobilite araçlarına dayanan ticari teslimat hizmetlerini düzenlemekle görevli olacağını söyledi.

Kaldırımları kullanan ve hız yapan mopedlere, çalışanların emeğini sömüren teslimat uygulamalarına ve sokaklarda kaos oluşmasına izin veremeyeceklerini belirten New York Belediye Başkanı, “Sokaklarımız ve sokaklarımızın kullanım şekli değişti; biz de onlarla birlikte değişiyoruz. Sürdürülebilir Teslimat Departmanı, kamu güvenliğini koruma, ekonomimizi yeniden inşa etme ve bu şehri New Yorklu çalışan sınıf için daha yaşanabilir hale getirme vizyonumuzu yerine getirmeye devam edecek” dedi.

New York’un Operasyonlardan Sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı Meera Joshi ise yeni oluşumun sektörün olumlu yönlerini güçlendirirken olumsuz etkilerini azaltacağını belirtti. Joshi, yeni uygulamanın New Yorkluların 7/24 paket servise olan erişimlerini kaybetmemelerini sağlamanın bir yolu olacağını sözlerine ekledi.

Kanal

Kanal İstanbul’a Bilirkişi Raporu: “Proje Ciddi Çevresel ve Sismik Riskler İçeriyor”

Kanal İstanbul projesine verilen “ÇED olumlu” kararına karşı açılan dava kapsamında hazırlanan bilirkişi raporu tamamlandı.400 sayfalık raporda, projenin ciddi çevresel ve sismik riskler içerdiği, su kaynaklarının geri dönülemez biçimde zarar görebileceği ve kültürel varlıkların yok olabileceği belirtildi.

Kanal İstanbul projesine verilen “ÇED olumlu” kararına karşı açılan dava kapsamında hazırlanan bilirkişi raporu tamamlandı. 19’u profesör, biri doçent 21 uzman bilirkişi tarafından hazırlanan 400 sayfalık rapor, Danıştay 4. Dairesi’ne sunuldu.

Raporda, projenin ciddi çevresel ve sismik riskler içerdiği, su kaynaklarının geri dönülemez biçimde zarar görebileceği ve kültürel varlıkların yok olabileceği belirtildi. Bilirkişi heyeti, ÇED dosyasının temel çevresel, jeolojik ve sosyal etkileri eksik değerlendirdiğini vurgulayarak, raporun bilimsel ve teknik açıdan uygun olmadığı sonucuna vardı.

Kanal İstanbul Projesi’ne, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen 17 Ocak 2020 tarih ve 5774 sayı “ÇED olumlu kararı”nın iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştay 4. Dairesi’nde açılan davada istenen bilirkişi raporu tamamlandı.

Raporda, jeoloji ve hidroloji kapsamındaki yapılar; heyelan, deprem, tsunami; çevresel etkiler; iklim değişikliği ile flora ve fauna, orman, tarım ve mera; deniz, kara ve hava ulaşımı; arkeoloji ve kültür varlıkları ile yer seçimine ilişkin değerlendirmeler yapıldı. Ayrıca yapılan arazi keşif bulgularının, nihai ÇED raporunun sonuçlarının, çevre mevzuatı dahil olmak üzere uzmanlık alanlarına göre verildiği belirtildi.

ÇED Yanlışlarla Dolu

Bilirkişi heyeti, proje kapsamında uygulanacak mekanik kazı ve nakliyat açısından yaptığı değerlendirmede, “Rapor; yanlışlarla dolu, tutarsız, çelişkili, konunun uzmanları tarafından hazırlanmadığı izlenimi veren özensiz hazırlanmış bir rapor olup olumlu değerlendirmek mümkün değildir” ifadesini kullandı.

Raporda, proje kapsamında yapılması planlanan barajların, ÇED kapsamında sınırlı ölçüde çözüm sunulsa da nüfus artışına bağlı olarak artan su talebinin ihtiyacı karşılamasının mümkün olmayacağı, Kanal İstanbul projesinin inşa edilmesiyle geri dönülemez şekilde zarar görecek su kaynaklarından birinin Küçükçekmece Lagünü olduğu, bu lagünün en önemli tatlı su kaynağı olan Sazlıdere Barajı’nın ortadan kalkması sonucunda lagünün özelliğinin ortadan kalkacağı ve bunun da biyoçeşitliliğe zarar vereceği vurgulandı.

Deprem Riski

Bilirkişi raporunda, proje güzergahı boyunca yapılacak hafriyat ve inşaat faaliyetlerinin yer kabuğunda zorlanmış yerel depremlere yol açabileceği uyarısında da bulundu. Ayrıca, örtü katmanının kaldırılmasıyla ortaya çıkacak 29 gömülü fay hattının kanal suyu ile etkileşime girerek yerel deprem oluşumlarını tetikleyebileceği belirtildi. Olası büyük bir depremde kanal yapısının hasar görme ihtimalinin değerlendirilmediği, bu nedenle de alınacak önlemlere dair teknik ve bilimsel bilgilere yer verilmediği kaydedildi. Marmara Denizi veya Karadeniz’de meydana gelebilecek büyük bir depremin tetikleyeceği tsunami ve denizaltı heyelanları sonucu oluşacak dalga hareketlerinin, kanal ve üzerindeki yapılar için ciddi tehdit oluşturabileceği vurgulandı.

Kanal Güzergahında Bulunan Arkeolojik Alanlar ve Kültürel Varlıklar

Raporda; hava kalitesi ölçümlerinin yetersiz, toz emisyonlarının eksik modellendiği, asbest riskinin göz ardı edildiği tespit edildi. Raporda, kanal güzergahında bulunan arkeolojik alanlar ve kültürel varlıklar için herhangi bir koruma planı sunulmadığı, alternatif öneriler geliştirilmediği belirtildi. Özellikle Mimar Sinan Köprüsü, Odabaşı Köprüsü, Rhegion antik kenti, Azatlı Baruthanesi ve Roma dönemine ait suyollarının proje alanından etkileneceği vurgulandı.

ÇED kararında, kanal nedeniyle su altında kalacak veya yıkılacak yapıların sayısı ile etkilenecek nüfusa ilişkin herhangi bir bilgi bulunmadığı kaydedilen raporda, kamulaştırma süreçleri, toplu konut projeleriyle bağlantılar ve finansal etkilerin de proje maliyetine yansıtılmadığı tespiti yapıldı. Bilirkişi heyeti, ÇED kararında, doğal afetler, deprem, tsunami, ekosistem etkileri, kültürel varlıkların korunması ve kamulaştırma gibi başlıklarda yapılan değerlendirmelerin eksik ve yetersiz olduğunu belirterek, Kanal İstanbul’a ilişkin ÇED kararının, teknik ve bilimsel açıdan uygun olmadığı sonucuna vardı.

Zorlu

Zorlu Holding 2024 Sürdürülebilirlik Raporu’nu Paylaştı

Zorlu Holding’in paylaştığı 2024 Sürdürülebilirlik Raporu’na göre, Zorlu Holding ve Grup Şirketleri, 2024 itibarıyla Kapsam 1, 2 ve 3 seragazı emisyonlarında bir önceki yıla kıyasla %22,7 oranında azalma sağladı. Şirket, 2024 itibarıyla Ar-Ge ve inovasyona ayırdığı bütçeyi yaklaşık 1,2 katına çıkarırken geçen yıl itibarıyla beyaz yaka toplam kadın çalışan oranı da %32’ye yükseldi. 

Zorlu Holding Akıllı Hayat 2030 sürdürülebilirlik stratejisi çerçevesinde İnsan Odaklı Ekosistemler ve Yenileyici İş Modelleri başlıkları altında belirlediği hedeflere yönelik önceliklerini, Grup şirketleriyle birlikte attığı somut adımları ve performans sonuçlarını 2024 Sürdürülebilirlik Raporu ile paydaşlarına sundu.

2024’te Kapsam 1, 2 ve 3 Salımlarında Önceki Yıla Göre %22,7 Azalma

Zorlu Holding, Yenileyici İş Modelleri başlığı altında; Net Sıfır Emisyon ve Döngüsellik odağında yaptığı çalışmalarla, düşük karbonlu çözümleri ölçeklendirmeye, enerji verimliliğini artırmaya ve yenilenebilir kaynak kullanımını yaygınlaştırmaya devam ediyor. Rapor sonuçlarına göre Zorlu Holding ve Grup Şirketleri, 2024 itibarıyla, Kapsam 1, 2 ve 3 seragazı emisyonlarında bir önceki yıla kıyasla %22,7 oranında azalma sağladı. 2020 baz yılına göre Kapsam 1 ve 2 salımları %37, Kapsam 3 salımları ise %15 azaltıldı. Toplam geri dönüştürülen atıklar %22 azaltılırken 123.034 ton atığın geridönüşümü sağlandı.

Sürdürülebilirlik odaklı Ar-Ge çalışmaları da yürüten Zorlu Holding, 2024 itibarıyla, Ar-Ge ve inovasyona ayırdığı bütçeyi yaklaşık 1,2 katına çıkardı ve FAVÖK’ünün %12’sine karşılık gelen 2,9 milyar TL’lik yatırım gerçekleştirdi.

İnsan Odaklı Ekosistemlerle Kapsayıcı ve Adil Dönüşüm

Tüm paydaşları kapsayan bütünsel model benimseyen Zorlu Holding, İnsan Odaklı Ekosistemler ilkesiyle çeşitlilik, kapsayıcılık ve fırsat eşitliğini kurum kültürünün bir parçası haline getiriyor. Çalışan deneyimini geliştirmeye ve yetenekleri geleceğe hazırlamaya yönelik birçok programı devreye alıyor, gönüllülük çalışmalarını sürdürüyor.

Eşit Bi’Hayat yaklaşımıyla özellikle kadınların iş gücüne katılımını ve eşit temsiliyetini artırmaya yönelik somut adımlar atıyor. Zorlu Grubu, 2024 yılı itibarıyla beyaz yaka toplam kadın çalışan oranını %32’ye çıkardı. Kadın yönetici oranında da %33 seviyesine ulaştı.

Karbonsuzlaşma hedeflerini küresel sıcaklık artışını 1,5°C senaryosu ile sınırlamaya uyumlu olarak belirleme taahhüdünde bulunan Grup şirketleri, hedeflerini Bilim Temelli Hedefler Girişimi’ne sundu. Bu doğrultuda Vestel Elektronik ve Vestel Beyaz Eşya için orta vadeli, Zorlu Enerji için ise uzun vadeli hedefler Bilim Temelli Hedefler Girişimi tarafından 2024’te onaylandı.

Şirketlerin CDP İklim Değişikliği ve CDP Su Güvenliği Programları’ndaki başarılı skorları ile, S&P Global Kurumsal Sürdürülebilirlik Değerlendirmesi ve Borsa İstanbul Sürdürülebilirlik Endeksi için LSEG (London Stock Exchange Group) ESG değerlendirmesi gibi uluslararası ÇSY platformlarındaki performansları da sürdürülebilirlik odağında kaydedilen ilerlemelerden.

yagmursuyu 1
Tasarım: Oğuz Özyaral

Kentsel Yaşamda Yağmur Suyunun Geri Kazanımı ve Kullanımı

Tarih boyunca farklı uygarlıklar yağmur suyunu toplama ve kullanma konusunda çeşitli yöntemler geliştirdi. Ancak günümüzde betonlaşmanın ve hızlı kentleşmenin artmasıyla yağmur suyu toprak tarafından emilemiyor ve su baskınları gibi olumsuzluklara yol açabiliyor. Bu noktada modern kentlerde yağmur suyu yönetiminin önemi daha da belirginleşiyor.  

Prof. Dr. Oğuz ÖZYARAL, Antalya Belek Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Mikrobiyolog ve Koruyucu Sağlık Uzmanı

  1. Giriş: Yağmur Suyunun Kentsel Yaşamda Önemi

Günümüzde hızla artan su tüketimi ve küresel iklim değişikliği, su kaynakları üzerindeki baskıyı her geçen gün artırıyor. Özellikle büyük şehirlerde su ihtiyacının karşılanması giderek zorlaşırken alternatif çözümler kaçınılmaz hale geliyor. Yağmur suyu, doğanın sunduğu en temiz ve erişilebilir su kaynaklarından biri olmasına rağmen çoğu kentte değerlendirilmeden boşa akıyor. Oysa bilinçli bir şekilde toplanıp depolandığında hem bireysel hem de toplumsal düzeyde önemli faydalar sağlıyor.

Tarih boyunca farklı uygarlıklar yağmur suyunu toplama ve kullanma konusunda çeşitli yöntemler geliştirdi. Ancak günümüzde betonlaşmanın ve hızlı kentleşmenin artmasıyla yağmur suyu toprak tarafından emilemiyor ve su baskınları gibi olumsuzluklara yol açabiliyor. Bu noktada modern kentlerde yağmur suyu yönetiminin önemi daha da belirginleşiyor.

yagmursuyu 2
Tasarım: Oğuz Özyaral

Peki, yağmur suyu nasıl toplanabilir ve hangi alanlarda kullanılabilir?

  1. Yağmur Suyu Hasadı: Temel Kavramlar

Yağmur suyu hasadı, yağmur suyunun çeşitli yüzeylerden toplanarak depolanması ve belirli işlemlerden geçirilerek farklı amaçlarla kullanılması sürecidir. Bu yöntem tarih boyunca farklı medeniyetler tarafından kullanılmış ve modern teknolojilerle geliştirilmiştir.

Günümüzde yağmur suyu hasadı üç temel yöntemle gerçekleştiriliyor:

  • Çatıdan Yağmur Suyu Toplama: Binaların çatı yüzeylerinden toplanan yağmur suyu, borular aracılığıyla bir depoya aktarılır ve burada çeşitli filtreleme sistemlerinden geçerek kullanıma hazır hale getirilir.
  • Yer Altı Sarnıçları ve Yağmur Bahçeleri: Geleneksel sarnıçlar ve modern yağmur bahçeleri, yağmur suyunu doğal olarak yer altına yönlendirerek depolamayı ve yer altı su seviyesini artırmayı hedefler.
  • Geçirgen Zeminler ve Su Yakalayıcı Sistemler: Asfalt ve beton yerine kullanılan geçirgen malzemeler, yağmur suyunun toprağa süzülmesini sağlayarak suyun kaybolmasını önler.

Bu yöntemler su israfını önlemenin yanı sıra kentlerin altyapısına da olumlu katkı sağlar.

  1. Yağmur Suyunun Kullanım Alanları

Yağmur suyu, uygun şekilde toplandığında ve işlendiğinde pek çok farklı alanda kullanılabilir:

  • Evsel Kullanım: Filtrelenmiş yağmur suyu, içme suyu haricinde tuvaletlerde, çamaşır makinelerinde ve temizlikte kullanılabilir.
  • Bahçe Sulama ve Peyzaj: Kentsel yeşil alanların sulanmasında yağmur suyunun kullanılması su tasarrufu sağlar.
  • Tarımda Kullanım: Tarımsal alanlarda yağmur suyu depolama sistemleri kuraklık dönemlerinde büyük avantaj sunar.
  • Sanayi ve Ticari Kullanım: Fabrikalar ve büyük işletmeler, soğutma sistemlerinde veya temizlik süreçlerinde yağmur suyundan yararlanabilir.
  • Bu tür kullanımlar, suyun daha verimli yönetilmesini sağlarken su faturalarının da düşmesine yardımcı olur.
  1. Kentlerde Yağmur Suyu Yönetimi ve Altyapı

Kentlerde yağmur suyu yönetimi, yalnızca su tasarrufu sağlamakla kalmaz aynı zamanda su taşkınlarını önleyerek altyapının daha verimli çalışmasını da destekler. Ancak bunun için kentsel planlamaya uygun çözümler geliştirilmesi gerekmektedir.

Öne çıkan bazı yöntemler şunlardır:

  • Yeşil Çatılar ve Dikey Bahçeler: Bu sistemler, yağmur suyunun doğal yollarla süzülmesini sağlayarak şehirlerdeki su baskını riskini azaltır.
  • Yağmur Bahçeleri ve Su Depolama Göletleri: Parklar ve kamusal alanlarda oluşturulan doğal su toplama alanları, yağmur suyunu toprak altına yönlendirerek yer altı su seviyesini artırır.
  • Geçirgen Kaldırımlar ve Yollar: Su tutabilen beton ve taş döşemeler, yağmur suyunun doğrudan kanalizasyona gitmesini engelleyerek doğal döngüye kazandırılmasını sağlar.

Bu tür altyapı çözümleri, geleceğin sürdürülebilir şehirlerinin temel taşlarıdır.

  1. Başarı Hikayeleri ve Uygulama Örnekleri

Dünyada ve Türkiye’de yağmur suyu geri kazanımı konusunda başarılı projeler bulunuyor.

  • Singapur: Su kıtlığı yaşayan bir ülke olmasına rağmen gelişmiş yağmur suyu toplama sistemleri sayesinde içme suyu ihtiyacının önemli bir kısmını karşılıyor.
  • Almanya: Berlin ve Hamburg gibi şehirlerde yağmur suyu toplama sistemleri sayesinde haneler ve kamu binaları ciddi su tasarrufu sağlıyor.
  • Türkiye: İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde belediyeler, yağmur suyu toplama sistemlerini teşvik eden projeler geliştirmeye başladı.

Bu örnekler, kentlerin su kaynaklarını daha verimli kullanabileceğini gösteriyor.

  1. Karşılaşılan Zorluklar ve Çözüm Önerileri

Yağmur suyu geri kazanımı konusunda en büyük engellerden biri, mevcut altyapının yeterli olmaması ve bu tür sistemlerin kurulumu için yüksek başlangıç maliyetlerinin bulunmasıdır. Ayrıca bireyler ve kurumlar arasında bu konuda yeterli farkındalığın olmaması da önemli bir sorundur.

Önerilen Çözümler

  • Yasal Düzenlemeler: Belediyeler, yeni binalarda yağmur suyu toplama sistemlerinin zorunlu hale getirilmesini sağlayabilir.
  • Teşvikler: Bireyler ve işletmeler için yağmur suyu toplama sistemlerine yönelik teşvik programları oluşturulabilir.
  • Toplumsal Bilinçlendirme: Yağmur suyu geri kazanımının önemi hakkında eğitim ve bilgilendirme kampanyaları düzenlenebilir.

Bu adımlar sürdürülebilir su yönetimi için önemli bir başlangıç olacaktır.

  1. Sonuç ve Çağrı

Yağmur suyu, doğru yönetildiğinde şehirlerin su kaynakları üzerindeki baskıyı azaltabilecek en değerli doğal kaynaklardan biridir. Kentlerde yağmur suyu yönetiminin yaygınlaşması hem bireylerin hem de toplumun gelecekte su krizine karşı daha dayanıklı olmasını sağlayacaktır.

Bu noktada, belediyelere, yerel yönetimlere ve bireylere büyük sorumluluk düşmektedir. Küçük ölçekli bireysel çözümlerden büyük altyapı projelerine kadar herkesin katkı sağlayabileceği bir alan olan yağmur suyu yönetimi, sürdürülebilir şehirlerin ayrılmaz bir parçası olmalıdır.

Yağmur suyunu yeniden değerlendirmek, sadece su tasarrufu sağlamak değil, aynı zamanda gezegenimizin geleceği için de önemli bir adımdır. Peki, sizin mahallenizde yağmur suyu geri kazanımı için neler yapılıyor? Belki de bu yazı, suyu daha verimli kullanmanız için bir ilham kaynağı olabilir.

Prof. Dr. Oğuz Özyaral

Prof. Dr. Oğuz Özyaral, MBA, Mikrobiyolog, Koruyucu Sağlık Uzmanı, Yazar

[email protected]

Yerel

Yerel İhtiyaç ve Önceliklerin Küresel Gündemle Buluşması: MARUF25

“Çözüm Üreten Kentler” mottosuyla düzenlenen Marmara Urban Forum (Marmara Uluslararası Kent Forumu-MARUF), bu yıl dördüncü kez, 1-3 Ekim 2025 tarihleri arasında, Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşecek. Yerel ihtiyaç ve öncelikleri küresel gündemle buluşturarak kolektif amaca yönelik çözümler üretmeyi teşvik etmek amacıyla kent düşünürlerini bir araya getirecek MARUF2025’te tüm etkinlikler ücretsiz olacak.

Marmara Belediyeler Birliği (MBB) tarafından “Çözüm Üreten Kentler” mottosuyla düzenlenen Marmara Urban Forum (Marmara Uluslararası Kent Forumu–MARUF), bu yıl dördüncü kez kent paydaşlarını İstanbul’da bir araya getiriyor. MARUF, yerel ihtiyaç ve öncelikleri küresel gündem ile buluşturarak kolektif amaca yönelik çözümler üretmeyi teşvik etmek amacıyla tüm kent düşünürlerini bir araya gelmeye davet ediyor. Kentleri, krizlerin ve belirsizliklerin egemen olduğu bir dünyada yaratıcı çözümler için bir kuluçka merkezi olarak konumlandıran MARUF, katılımcılara şehirlerde uygulanabilecek pratik ve yenilikçi uygulamalarla yeni ve ilham dolu bir bakış açısı sunmayı, kalıcı ve somut değişimlerin başlangıç ​ ​​noktası olmayı hedefliyor.

Küresel Diyalog Alanı

2019 yılındaki açılış formundan bu yana MARUF, şehirlerin sorunlarını ve çözümlerini birlikte ele almak üzere farklı coğrafyalardan katılımcıları bir araya getiriyor ve her iki yılda bir büyüyerek küresel bir bilgi ve deneyim paylaşım platformuna dönüştü.

MARUF19’da 25 ülkeden 250 konuşmacı ve 5000’in üzerinde katılımcıyla başlayan yolculuk, MARUF21’de pandemi koşullarında “Yeniden Düşün, Birlikte Hareket Et” temasıyla çevrim içi olarak gerçekleştirildi ve 52 ülkeden 500’den fazla konuşmacı ile 8000’in üzerinde katılımcıyı buluşturdu. 2023 yılında düzenlenen MARUF23 ise, “Dayanıklılık ve Ötesi” temasıyla Dünya Büyükşehirler Günü’ne ev sahipliği yaptı; 62 ülkeden 380’den fazla konuşmacı ve 5000’den fazla kişinin katılımıyla gerçekleşti (MARUF Raporları: MARUF19 Raporu, MARUF21 Raporu, MARUF23 Raporu).

MARUF, UN-Habitat, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı AB Başkanlığı, Türkiye Belediyeler Birliği, ICLEI, Metropolis, CDP, WWF, WRI, UNDP, UITP, NALAS ve İKSV gibi çok sayıda kamu kurumu, uluslararası kuruluş, yerel yönetim, sivil toplum kuruluşu, üniversite ve düşünce kuruluşu da dahil olmak üzere 120’den fazla paydaşla işbirliği içerisinde.

Maruf25

“Tüm Mümkünlerin Kıyısında”

Bu yıl, 1-3 Ekim 2025 tarihlerinde, Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenecek MARUF25’in çerçevesi tüm mümkünlerin kıyısında olarak belirlendi. Kıyı bir sınırdan fazlası bazen, kara ile deniz arasında sürekli değişen, yeniden şekillenen, geçişken bir alan. Bulanıklığı ve berraklığı, akışkanlığı ve durgunluğu bir arada taşıyan deniz ile kara arasında belirsizliğiyle ve çizdiği yoluyla birlikte imkanları, olasılıkları, mümkünlükleri içinde taşıyan bir eşik.

“Tüm mümkünlerin kıyısında” olma hali, bu çalkantılı zamanlarda sadece bir endişeyi değil, aynı zamanda bir umudu ve daveti temsil ediyor. Yalnızca sorunları tespit etmek için değil; yeniden düşünmek, birlikte hayal kurmak ve daha iyiyi aramak için kent üzerine düşünen herkese bir çağrı yapıyor.

Kentsel Konular Ele Alınacak

1-3 Ekim tarihlerinde Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecek MARUF25, katılımcılara yeni insanlarla, paydaşlar ve ağlarla tanışma fırsatları sunarak güçlü ve uzun vadeli işbirliklerini teşvik eden bir forum deneyimi sağlayacak. Tematik oturumların ötesinde MARUF; Kent Sinema, Kent Kütüphane, Kent Rotaları, Kent Atölyesi, iyi uygulama örnekleri, ağ oluşturma oturumları, sergiler, ciddi oyunlar, saha gezileri ve paydaşlar tarafından düzenlenen yan etkinlikler gibi çeşitli ve orijinal etkinlikler aracılığıyla etkileşimli bir deneyim sunacak ve katılımcıların kentsel sorunları çeşitli bakış açılarından keşfetmelerini sağlayacak. MARUF25 kapsamında şehirlerin önemli sorunları arasında yer alan afet yönetiminden iklim krizine, altyapıdan mobiliteye, sosyal politikalardan yönetişime, sürdürülebilir kalkınmadan bakıma, konuttan yapay zekaya kadar geniş bir yelpazedeki kentsel konular ele alınacak ve kentsel paydaşlar arasında işbirliği ve diyalog fırsatları oluşturulacak.