#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
güneş

Rüzgar ve Güneşten Elektrik Üretimi Tam Gaz Devam Ediyor

Ağustos’ta, geçen yılın aynı ayına kıyasla kaynak bazında en fazla üretim artışı 1 milyon 298 bin 967 MWh ile rüzgar enerjisi santrallarında görüldü. Rüzgarı, 994 bin 724 MWh ile güneş enerjisi santralları, 119 bin 136 MWh ile gaz santralları takip etti.

Türkiye’de Ağustos’ta elektrik üretimi geçen yılın aynı ayına göre %4,1 artarken, üretimin yaklaşık %42’si yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlandı. Elektrik tüketimi de klima kullanımının etkisiyle %3 yükseldi.

Türkiye Elektrik İletim AŞ verilerinden derlenen bilgiye göre, Ağustos’ta elektrik üretimi geçen yılın aynı ayına göre %4,1 artışla 34 milyon 765 bin 986 MWh olurken, tüketim %3 artışla 34 milyon 365 bin 931 MWh olarak gerçekleşti.

Sıcak havaların etkili olduğu söz konusu ayda, soğutma ihtiyacı kaynaklı klima kullanımı tüketim artışında en önemli faktör olarak öne çıktı.

Üretim Artışında Rüzgar İlk, Güneş İkinci Sırada

Ağustos’ta, geçen yılın aynı ayına kıyasla kaynak bazında en fazla üretim artışı 1 milyon 298 bin 967 megavatsaatle rüzgar enerjisi santrallarında görüldü. Rüzgarı, 994 bin 724 MWh ile güneş enerjisi santralları, 119 bin 136 MWh ile gaz santralları takip etti.

Hidroelektrik santralların üretimleri ise bu dönemde 846 bin 359 MWh azaldı. Yenilenebilir enerji kaynaklarından rüzgar, güneş, hidroelektrik, jeotermal ve biyokütle santrallarının üretimi toplam üretimin %41,7’sini karşıladı. Geçen ayın yenilenebilir enerji üretimi geçen yılın ağustos ayına göre %10,8 artış gösterdi.

Kaynakların üretim sıralamasına bakıldığında ay genelinde 8 milyon 532 bin 188 MWh ile gaz ilk sırada yer aldı. Bunu, 7 milyon 263 bin 242 MWH ile ithal kömür, 4 milyon 552 bin 804 MWh ile rüzgar, 4 milyon 474 bin 554 MWh ile hidroelektrik, 4 milyon 31 bin 42 MWh ile güneş enerjisi santralları takip etti. Kalan üretim ise diğer kaynaklardan sağlandı. Hidroelektrik santrallarındaki üretim düşüşü, güneş ve rüzgarın artan payıyla telafi edildi.

EkoIQ Editör

rüzgar enerjisi
FOTO: Pexels

TÜREB Başkanı Erden: “Rüzgar Kurulu Gücünde Dünyada 12. Sıradayız”

TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Erden, Türkiye’nin 14 GW’a ulaşmış kurulu gücüyle Avrupa’da 6’ncı, dünyada 12’nci sırada olduğunu söylerken, “Yatırım ve izin süreçleri devam eden çok güçlü bir portföyümüz var: 18,5 GW depolamalı proje, 2 GW’ın üzerinde devam eden YEKA, 600 MW lisanssız kapasitemiz mevcut. Bu tablo, rüzgarda büyürken enerjide dışa bağımlılığımızı da azalttığımızı ve daha da azaltacağımızı gösteriyor” dedi. 

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) tarafından organize edilen Türkiye Rüzgar Enerjisi Kongresi (TÜREK), bu yıl 4-5 Eylül’de İzmir’de düzenlendi.

Kongrenin açılış konuşmasını yapan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, “Enerjide bilindik bütün ezberlerin bozulduğu bir dönemden geçiyoruz. Pandemi, tedarik zincirindeki kırılmalar ve bölgesel krizler fiyatlarda dalgalanmalara neden olurken öngörülemez bir piyasa yapısı meydana getirdi. Enerji, küçük olsun büyük olsun bütün ülkeler için bir milli güvenlik konusu haline geldi. Hayatın her alanının elektrikleştiği bir dünyaya doğru hızla ilerliyoruz. Yapay zeka, nesnelerin interneti ve büyük veri uygulamaları elektrik sektöründe paradigma değişikliklerini tetikliyor, iletim ve dağıtım şebekelerindeki dönüşümü zorunlu kılıyor. 2024’te dünya genelinde 30 bin TWh’in üzerinde elektrik üretildi. Aynı yıl ülkemiz 349 TWh ile dünya üretiminin %1,1’ini gerçekleştirdi” ifadelerini kullandı.

Tarımdan sanayiye, konutlardan ulaşıma kadar her sektörün enerji ihtiyacının arttığını vurgulayan Bakan Bayraktar, “Eskiden ülkemizde elektrik tüketimi kış aylarında pik yapardı. Artık yoğun klima kullanımıyla birlikte yaz aylarında yeni tüketim rekorları kırılıyor. Geçtiğimiz temmuz ayı, tüketim rekorları ayı oldu. Toplam elektrik üretimimiz 36,7 milyar KWh’e çıkarak aylık bazda şimdiye kadarki en yüksek değere ulaştı. 29 Temmuz’da da maksimum günlük elektrik üretimi, 1 milyon 250 bin 178 kWh ile zirve yaptı. 2035’te talebimizin en mütevazı tahminlerle her yıl ortalama %3,5 artarak 510,5 TWh’e ulaşmasını öngörüyoruz. 2035-2055 döneminde ise yıllık ortalama artış oranının %5,2 düzeyine yükselerek toplam yıllık tüketimimizin 1.406 TWh seviyesine çıkacağını tahmin ediyoruz. Bu talep artışı ve aynı zamanda üretim kaynaklarındaki geçişkenlikler karşısında Türkiye olarak yeni bir enerji mimarisine ihtiyaç duyuyoruz. Bu çerçevede yeni enerji mimarimizi kurgularken dijitalleşmeyi önceleyen duyarlı, esnek ve rasyonel politika setlerini hayata geçirmeye çalışıyoruz. Bir yandan arz güvenliğini tesis etmeye çalışıyor. Diğer taraftan da ‘Enerjide Tam Bağımsız Türkiye’ mottosuyla ülkemizin enerjide dışa bağımlılığını düşürmeyi hedefliyoruz” dedi.

“Enerjide Dışa Bağımlılığımızı Daha da Azaltacağız”

Dünya enerji sistemlerinin köklü bir dönüşümden geçtiğini, rüzgar ve güneşte rekabetin arttığını, teknolojinin hızla geliştiğini ifade eden TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Erden ise “Ülke olarak kısa sayılabilecek bir zamanda, kömür, hidro, gaz ekseninden rüzgar, güneş, depolama eksenine doğru güçlü bir geçiş yaşadık. Artçı şoklarıyla beraber de geçişi yaşamaya devam ediyoruz. Fakat, bu geçişin akıllı, maliyet etkin ve teknoloji odaklı yürütülmesi mutlaka yüksek stratejik önemdedir. Bugün 14 GW’a ulaşmış kurulu gücümüzle Avrupa’da 6’ncı, dünyada 12’nciyiz. Yatırım ve izin süreçleri devam eden çok güçlü bir portföyümüz var: 18,5 GW depolamalı proje, 2 GW’ın üzerinde devam eden YEKA, 600 MW lisanssız kapasitemiz mevcut. Bu tablo, rüzgarda büyürken enerjide dışa bağımlılığımızı da azalttığımızı ve daha da azaltacağımızı gösteriyor. Bu potansiyel ilerlemeyi sağlayacak temel, Ulusal Enerji Strateji Belgesi ve geçtiğimiz yıl Bakanımız tarafından açıklanan 2035 Yenilenebilir Enerji Vizyonudur. Bu vizyonla 2035 yılında 120 GW yenilenebilir enerji hedefi ve bunu sağlamak üzere yapılacak büyük altyapı yatırım planları ortaya konmuştur. Bu vizyon doğrultusunda devam edecek ilerlemenin önünü açacak en kritik adım ise büyük bir gayretle tamamlanan ‘Süper İzin’ düzenlemesidir. Yaklaşık 1,5 yıllık titiz bir hazırlık sürecinin ardından yasalaşan bu düzenleme ile rüzgar yatırımlarında 48-60 ay sürebilen önlisans ve izin süreçlerini 24 ayın altına indirme imkanına kavuştuk” diye konuştu.

Yerel Konutlarda Enerji Çözümleri Seçenek Değil Zorunluluk

WindEurope CEO’su Giles Dickson ise2013 yılından bu yana Türkiye’nin enerji kapasitesini artırma hedeflerini yakından takip ettiğini belirtirken, önümüzdeki yıllarda özellikle 2030 ve 2035 hedeflerinin ne kadar kritik olduğunu çok net gördüğünü ifade etti. “Rüzgar enerjisi kapasitemizin bu yıllarda ciddi anlamda artacağına inanıyorum ve bu dönüşümde yerli üretim ve teknolojinin rolü de oldukça önemli” diyen Dickson konuşmasına şöyle devam etti: “Yerel konutlarda kaliteli ve sürdürülebilir enerji çözümleri geliştirmek artık bir seçenek değil, bir zorunluluk haline geldi. Elektrikli araçlara geçiş süreci ve endüstriyel elektrifikasyonun önemi her geçen gün daha da artıyor. Bu alanda yapılacak her yatırım, sadece çevresel değil, ekonomik açıdan da büyük kazançlar getirecek. AB’nin enerji politikalarını ve regülasyonlarını da yakından takip ediyorum. Avrupa’nın enerji sistemini elektrifikasyon üzerinden yeniden şekillendirmesi, bize de örnek teşkil ediyor. Öte yandan, Avrupa’daki büyük uçak üreticilerinin Çinli tedarikçilerle olan ilişkileri, veri güvenliği ve siber dayanıklılık konularını da gündeme getiriyor. Bu meseleler, sadece Avrupa’yı değil, bizim gibi küresel pazarlarda yer almak isteyen ülkeleri de doğrudan etkiliyor. İstanbul’da düzenlenen WindEurope etkinliğinin başarısı, beni oldukça umutlandırdı. Bu tür uluslararası platformlarda Türkiye’nin etkin bir şekilde yer alması gerektiğine yürekten inanıyorum. Avrupa enerji sektöründe Türkiye’nin rolünü daha da güçlendirmemiz şart. Çünkü bu sadece bugünü değil, geleceği de şekillendirecek bir adım.”

EkoIQ Editör

Güneş

Güneş ve Rüzgar Bu Yıl da Zirveyi Zorluyor

Yeni bir analize göre, küresel güneş enerjisi kurulumlarında bu yıl da rekor kırılması beklenmekle birlikte geçen yıl küresel güneş enerjisi kurulumları 350 gigavatı eylülde aşarken söz konusu seviyeye bu yıl haziranda ulaşıldı. Bir başka rapor ise yılın ilk yarısında Avrupa rüzgar enerjisi kurulu gücünün yaklaşık 6,8 gigavat arttığını gösterdi.

Uluslararası enerji düşünce kuruluşu Ember’in analizine göre, küresel güneş enerjisi kurulumlarında bu yıl da rekor kırılması bekleniyor. Veriler, güneş enerjisinin yalnızca ivmesini değil, küresel enerji sistemini dönüştürmedeki belirleyici rolünü de ortaya koyuyor.

Dünya genelinde yılın ilk altı ayında 380 gigavatlık yeni kapasite devreye alınırken, bu miktar 2024’ün aynı dönemindeki 232 gigavata kıyasla %64 artış gösterdi. Geçen yıl küresel güneş enerjisi kurulumları 350 gigavatı eylülde aşarken söz konusu seviyeye bu yıl haziranda ulaşıldı.

Güneş Enerjisi Elektrik Üretiminde En Hızlı Büyüyen Kaynak

Küresel güneş enerjisinden elektrik üretimi, 2024’te bir önceki yıla göre 469 teravatsaatin üzerinde arttı. Bu artış bir önceki yıla göre %28 daha fazla. Son yıllarda güneş enerjisi kapasitesindeki hızlı artış, onu yeni elektrik üretiminde en hızlı büyüyen kaynak haline getirdi.

Çin’de İki Kattan Fazla Artış

Bu yılın ilk yarısında Çin’de güneş enerjisi kurulumları, geçen yılın aynı dönemine göre iki kattan fazla arttı. Çin, 256 gigavatlık kurumla, bu alandaki küresel liderliğini sürdürdü. Ayrıca, Çin’in küresel toplam içindeki payı %54’ten %67’ye yükseldi.

Aynı dönemde Çin dışındaki ülkeler toplam 124 gigavat kapasite devreye aldı. Bu rakam, geçen yılın aynı dönemine göre %15 artışa işaret etti.

Hindistan İkinci Sırada

Hindistan, geçen yılın aynı dönemine göre %49 artışla 24 gigavat kapasite kurulumu gerçekleştirerek dünyada ikinci sırada yer aldı. ABD ise hükümetin temiz enerji yatırımlarını sınırlayan adımlarına rağmen 21 gigavatla üçüncü sırada yer aldı. ABD’de artış oranı %4’te kaldı.

Afrika’da Büyüme Hız Kazandı

Ember’e göre, Afrika’da da büyüme hız kazanmaya başladı. Kıta, son 12 ayda Çin’den yaptığı güneş paneli ithalatını %60 artırdı. Ancak resmi kurulum verilerinin bulunmaması gerçek büyüme hızını belirsiz kılıyor.

Avrupa’nın Rüzgar Enerjisi Kurulu Gücünde de Artış İzlendi

Avrupa Rüzgar Enerjisi Birliği WindEurope’un raporuna göre ise yılın ilk yarısında Avrupa rüzgar enerjisi kurulu gücü yaklaşık 6,8 gigavat arttı. Bu artışın 6 gigavatlık kısmı geçen yılın aynı dönemine göre %89 yükselen karasal rüzgar enerjisi, 741 megavatı da deniz üstü rüzgar santrallarından oluştu. Avrupa rüzgar enerjisi kurulu gücündeki artışın 5,3 gigavatı Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler tarafından sağlandı.

Almanya 2,2 gigavat artışla en fazla kurulum gerçekleştiren ülke oldu. Almanya’yı 889 megavatla İspanya, 760 megavatla Birleşik Krallık, 593 megavatla Türkiye izledi. Avrupa genelinde karasal rüzgar enerjisi kurulu gücü 254 gigavat, deniz üstü rüzgar enerjisi kurulu gücü ise 37 gigavat oldu.

daniel-moqvist-unsplash kapak

Türkiye Seragazı Emisyonlarını 10 Yılda Yüzde 35 Azaltabilir

Yeni bir raporun sonuçlarına göre, Türkiye’nin seragazı emisyonları, 2036’ya kadar kömürden kademeli çıkış ve yenilenebilir enerji kurulumunun hızlanmasıyla 2035’te 2010 seviyesine gerileyebilir. Türkiye enerji dönüşümü, sanayide teknoloji dönüşümü ve binalarda elektrifikasyon sağlanırsa 2053’e kadar toplam seragazı emisyonlarını %61 azaltabilir. Net Sıfır hedefine ulaşabilmek için bugün yapılanlara ek olarak, %75’i binalar sektörü için olmak üzere 265 milyar dolar yatırım gerekli.

Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi’nin (İPM) hazırladığı Türkiye’nin Karbonsuzlaşma Yol Haritası: 2053’te Net Sıfıra Doğru raporunda, ekonominin ilgili tüm sektörlerini içeren seragazı emisyonları birleştirilerek Türkiye’nin 2025–2053 dönemi için azaltım senaryoları hazırlandı ve yatırım maliyetleri saptandı. Rapor, bu yıl Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’e (BM) sunacağı yeni Ulusal Katkı Beyanı (NDC- Nationally Determined Contribution) için bilimsel bir arka plan niteliğini taşıyor.

2021 yılında imzalanan Paris Anlaşması’yla seragazı emisyonlarını 2053’te net sıfıra indirmeyi hedeflediğini açıklayan Türkiye, 2022’de güncellediği NDC’de emisyonlarda %41 artıştan azaltım hedefi vermişti. Ancak bu hedef, uzun vadede net sıfıra uyumlu olmadığı gibi sektörlerde bir azaltım patikasının oluşmasına imkan vermiyor. İPM’nin çalışması, referans ve net sıfır senaryolarını karşılaştırarak 2053’te Net Sıfır hedefine doğru Türkiye’nin 2035 için belirlemesi gereken ara hedefi ortaya koyması açısından önemli.

ipm toplanti k

“Elektrik Sektöründe Kömür Kullanımından Kademeli Çıkış 2036’ya Kadar Tamamlanabilir”

Raporun tanıtım toplantısında açılış konuşmasını yapan İPM İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Dr. Ümit Şahin, şunları söyledi: “Türkiye planlı bir stratejiyle seragazı emisyonlarını 2025-2035 arasında mutlak olarak azaltabilir ve 2053’e kadar emisyonlarını daha da azaltarak Net Sıfır hedefine yaklaşabilir. Bu çalışmadaki Net Sıfır senaryosuna göre, Türkiye’nin bu yıl sunacağı yeni NDC’nin 2053’te Net Sıfır hedefiyle uyumlu olabilmesi için öncelikle 2021’in emisyonların tepe noktasına çıktığı yıl olarak korunması ve emisyonların 2025’ten itibaren hızlanarak azaltılması gerekiyor.

Türkiye seragazı emisyonlarını, gerekli politikalar izlenerek 2035’te 2021’e göre %35 azaltılarak 370 milyon tona düşürülebilir. Bu aynı zamanda emisyonların 2010 öncesi düzeylere düşürülmesi anlamına geliyor. Raporda Net Sıfır senaryosuna göre karbondioksit emisyonlarındaki azaltım daha hızlı oluyor. Türkiye’nin karbondioksit emisyonları 2035’te 2021’e göre %40 azaltılarak 277 milyon tona düşürülebilir. Bu da karbondioksit emisyonlarının 2005 öncesi düzeylerine gerileyebileceği anlamına geliyor.

2035’e kadar yapılabilecek bu azaltım, büyük ölçüde elektrik sektöründe kömürden kademeli çıkışa ve yeni yenilenebilir enerji santrallarının hızlı bir şekilde kurulmasına bağlı. Elektrik sektöründe kömür kullanımından kademeli çıkış 2036’ya kadar tamamlanabilir. Bu, rüzgar ve güneş enerjisi kurulum hızının yılda yaklaşık 10 GW’a ulaşmasıyla ve 2035’e kadar 9 GW batarya yatırımı yapılmasıyla mümkün.”

Emisyonlarda %61 Azaltım Mümkün

Rapora göre, Türkiye yenilenebilir enerjiye ve elektrikli araçlara hızlı geçişi, kömürden kademeli çıkışı, sanayide teknoloji dönüşümünü ve binalarda elektrifikasyonu sağlarsa 2053’e kadar toplam seragazı emisyonlarını %61 azaltabilir. Bu da yıllık ortalama yaklaşık %3’lük bir azaltıma karşılık geliyor. Türkiye’nin Net Sıfır hedefine ulaşabilmesi 2025-2035 arasındaki 10 yıl için toplam 265 milyar ABD doları ek maliyete neden oluyor. Bu maliyetin en büyük kısmı (%75’i) bina sektöründeki dönüşümden kaynaklanıyor. Bu rakam içinde sanayi sektörü için dönüşümün maliyeti yaklaşık 8,3 milyar dolarda kalırken, elektrik sektörü için 80 milyar dolara ulaşıyor. Ulaştırma sektöründeki dönüşüm için ise ek maliyet değil, petrol ithalatının azaltılmasına bağlı 36,5 milyar dolar fayda ortaya çıkıyor.

Rapor, 2053 Net Sıfır hedefi için Türkiye ekonomisinin ilgili bütün sektörleri (elektrik, sanayi, binalar, ulaştırma, tarım, atık) ve bütün seragazları (karbondioksit, metan, nitröz oksit ve F gazları) ele alınarak hazırlandı. Yol haritasında Türkiye’nin sera gazı emisyonlarının olası gidişatı, iki ayrı senaryo üzerinden incelendi.

  • Referans senaryoda, emisyonları net sıfıra indirmek için ekonomiye ek bir müdahale yapılmadan ve iddialı iklim politikaları yürütülmeden, ekonominin bugünkü gidişatı 2053’e taşınarak enerji talebinin ve sera gazı emisyonlarının ulaşacağı seviye ortaya konuldu.
  • Net Sıfır senaryosunda ise 2053’te net sıfır emisyona inmek için ekonomiye gerekli müdahalelerin yapıldığı varsayıldı. Bu doğrultuda yenilenebilir enerjiye hızlı geçiş, kömürden kademeli çıkış, elektrikli araçlara hızlı geçiş, sanayide kademeli teknoloji dönüşümü ve binalarda elektrifikasyon ile enerji talebinin ve emisyonların nasıl bir seyir izleyeceği ortaya kondu.
Elektrikte Seragazı Yıllık %6,5 Azaltılabilir

Raporda, elektrik sektöründe seragazı emisyonlarının, 2025–2053 dönemi boyunca referans senaryoda yıllık ortalama %1,2 artarken Net Sıfır senaryosunda yıllık ortalama %6,5 azalabileceği vurgulandı. Elektrik sektöründe Net Sıfır senaryosunda, 2035 itibarıyla 2025’e göre %54, 2053 itibarıyla ise %84 oranında CO₂ eşdeğeri azaltım sağlanabiliyor. Elektrik sektöründe Net Sıfır dönüşümü için bakım, yakıt, işletme ve şebeke yatırımlarını içeren toplam maliyet 80,1 milyar ABD doları. Bu maliyet kalemleri içerisinde en büyük paya sahip olan ise santral yatırımları.

Hacettepe Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve EPRA Genel Müdürü Doç. Dr. Osman Bülent Tör, çalışmanın detaylarını anlatırken “Net Sıfır Yol Haritası, Türkiye’nin elektrik sektörü için EP-SIM modeliyle hazırlanarak hem referans hem de net sıfır senaryolarını gerçekçi bir zemine oturtuyor. Bu sayede politika yapıcılar için güvenilir ve uygulanabilir bir yol haritası ortaya çıkıyor. Enerji sektörü için yapılan varsayımlar, güncellenmiş NDC’nin oluşturulmasında somut bir dayanak sunuyor. Projeksiyonlar teknik açıdan güçlü olduğu kadar, siyasi karar süreçleri için de yön gösterici nitelikte” ifadelerini kullandı.

IPM rapor k

Sanayinin Net Sıfır Hedefi için 8,3 milyar dolar Gerekli

Raporda, Türkiye’nin seragazı emisyonlarının önemli sebeplerinden biri olan sanayi sektörünün çelik, alüminyum, çimento, gübre, kimyasallar ve tekstil gibi diğer alt kolları incelendi. Çalışmaya göre, sanayi sektörünün Net Sıfır patikasında önemli bir dönüşüm yaşanıyor. Net Sıfır senaryosu, referans senaryoya kıyasla sanayi sektöründe yaklaşık %11 daha fazla elektrik talebi yaratıyor. Bu artış, özellikle kimya ve diğer sanayi sektörlerindeki elektrifikasyondan kaynaklanıyor. Buna rağmen birçok sektörde verimlilik artışları ve talep düşüşleriyle toplam enerji tüketimi dengeleniyor.

Sanayide gerekli dönüşümün gerçekleşmesi için 2035 yılına kadar yaklaşık 8,3 milyar ABD doları ek yatırım gerekiyor. 2025–2053 dönemi boyunca, referans senaryoda sanayi emisyonları ortalama yıllık %2,5 artış gösterirken Net Sıfır senaryosunda emisyonlar yıllık %2 azalıyor. Net Sıfır senaryosunda 2025’e kıyasla 2035 yılında %22, 2053 yılında ise %44 oranında CO₂ eşdeğeri azaltım sağlanıyor.

“Çimento Sektörü Kritik Bir Odak Alanı Konumunda”

ODTÜ Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebru Voyvoda, çalışmadaki bulguların her sektör için uygulanabilir karbonsuzlaşma seçeneklerini net biçimde ortaya koyduğunu belirtirken sözlerini şöyle sürdürdü: “Metalde teknolojik dönüşüm, gübrede katalitik azaltım, çimentoda ise klinker oranının düşürülmesi ve geridönüşüm malzemesi kullanımı öne çıkıyor. Çimento sektörü, 2053’e giden yolda süreç emisyonlarının en büyük kaynağı olarak kritik bir odak alanı konumundadır. Kimya ve diğer sanayilerde elektrifikasyonun artışı beklenirken, enerji verimliliği kazanımlarının kararlılıkla uygulanması dönüşümün hızını belirleyecektir.”

Ulaştırmada Fosil Yakıt Yerine Elektrifikasyon Emisyonları %52 Azaltabilir

Ulaştırma sektörüne bakıldığında, 2053 yılında referans senaryoya göre %70; 2025 yılına göre %52 oranında azaltım sağlanıyor. Dönüşüm için 2035 yılına kadar yaklaşık 75,3 milyar dolar yatırım gerektiği hesaplanırken fosil yakıtlardan uzaklaşma sayesinde 111,9 milyar dolarlık tasarruf sağlanabilecek. Bu da ulaştırmadaki dönüşümün 36,5 milyar dolar net fayda sağlayacağı anlamına geliyor.

“Ulaştırma Sektörü Stratejik Bir Kaldıraç”

Ulaştırma başlığının sunumunu yapan Medipol Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi’nden Dr. Özay Uslu ise “Ulaştırma sektörü, seragazı emisyonlarının azaltımında stratejik bir kaldıraç konumunda. Modelleme ve projeksiyonlarımız, elektrikli araçlara geçişin ve bu alandaki yatırımların hızlanmasının emisyonları belirgin biçimde düşürdüğünü gösteriyor. Karayolundan özellikle demiryoluna kayacak bir dönüşüm ise hem çevresel hem de ekonomik açıdan güçlü bir fırsat sunuyor. Bu senaryolar, enerji verimliliğini artırırken fosil yakıtlara bağımlılığı azaltıyor. Ortaya çıkan tablo, düşük karbonlu ulaştırma politikaları için uygulanabilir ve maliyet-etkin bir yol haritası ortaya koyuyor” dedi.

Binalardan Kaynaklanan Emisyonlar 2045’te Sıfır Olabilir

Net Sıfır senaryosunda binalar sektöründe 2025 sonrası tüm yeni binaların “Neredeyse Sıfır Enerjili Bina” (NSEB) olarak inşa edilmesi, Yenilenebilir Enerji Kaynakları (YEK) kullanım oranının 2040’ta %20’ye, 2050’de %30’a çıkarılması, 2000 yılı öncesi binaların kademeli olarak yıkılıp yenilenmesi ve mevcut binalarda enerji verimliliği iyileştirmelerinin yapılması öngörülüyor. Ayrıca kömürden doğalgaza, ardından doğalgazdan elektriğe geçişle 2045 yılına kadar ısınmada fosil yakıtların tamamen terk edilmesi hedefleniyor. Bu dönüşümle 2045’ten itibaren binalardan kaynaklanan emisyonlar sıfıra düşüyor. Ancak bu dönüşüm yaklaşık 200 milyar dolarlık bir yatırım ihtiyacı doğuruyor.

“Bina Sektörü İklim Eylemi için Uyuyan Bir Dev”

Toplantıda söz alan Ankara Üniversitesi ve TURKECO Enerji’den Doç. Dr. Duygu Erten, bina sektörünü etkili kullanılmayan geniş potansiyele sahip, iklim eylemi için “uyuyan bir dev” olarak nitelendirdi. Erten, “Türkiye’de binalar, enerji kaynaklı karbondioksit (CO₂) emisyonlarının yaklaşık %14’ünden sorumlu. Bu emisyonların yaklaşık %76’sı konutlardan, %24’ü ise ticari ve kurumsal binalardan kaynaklanıyor. Yapılan NDC çalışması binalarda seragazı emisyonlarının azaltılması, enerji verimliliğinin artırılması için çeşitli özel önlem ve hedeflerin ana hatlarını çizen özel bir bölüm içeriyor.  Buna göre, kömürden doğal gaza, ardından doğalgazdan elektriğe geçiş ve ısınmada fosil yakıtların tamamen terk edilmesi ile 2053’ten bile önce net sıfıra ulaşabilir” diye konuştu.

Tarımda Makinelerin Elektrifikasyonu ve Verimlilik Öne Çıkıyor

Tarım sektöründe ise mevcut eğilimlerin sürmesi halinde tarım kaynaklı emisyonların 2053 yılında 99 MtCO₂e seviyesine yükselmesi bekleniyor. Net Sıfır senaryosu uygulandığında ise emisyonlar, 2053 yılında 68 MtCO₂e’ye gerileyebilir. Stratejilerin etkisine bakıldığında, biyogaz kullanımıyla gübre kaynaklı emisyonlarda %66,5, tarım makinelerinin elektrifikasyonu ile %67,6, sığır yetiştiriciliğinde genetik ıslah ve yem kalitesi iyileştirmeleriyle %14,3 oranında azaltım sağlanabiliyor.

“Hem Düşük Emisyonlu Hem de Çevre Dostu Bir Tarım Modeli Mümkün Olacak”

Tarım konusunda çalışmaların detayını anlatan Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlkay Dellal ise konuyu emisyon azaltımı, Türkiye’nin 2053’e kadar gıda güvencesini ve küresel rekabet gücünü koruması hedefiyle ele aldıklarına dikkat çekti. Dellal, öne çıkan uygulamalar hakkında şunları söyledi: “Ulusal iklim politikalarıyla uyumlu şekilde kurgulanan senaryolarda, kimyasal gübre kullanımının azaltılması, baklagillerle ekim nöbetinin artırılması, daha az toprak işleme, tarım makinelerinde elektrifikasyon, hayvan gübresinin biyogaz tesislerinde değerlendirilmesi ve hayvan ıslahıyla verimlilik artışı gibi adımlar öne çıkıyor. Bu uygulamalar sayesinde hem düşük emisyonlu hem de çevre dostu bir tarım modeli mümkün olacak, Türkiye’nin 2053 Net Sıfır hedefine ulaşmasına güçlü bir katkı sağlanacak.”

Raporun sonuç bölümünde ise Türkiye’nin bütün ekonomisini kapsayan planlı bir strateji, teknolojik ve ekonomik olarak uygulanabilir olduğu kanıtlanmış önlemlerle seragazı emisyonlarını 2025-2035 arasında mutlak olarak azaltabileceği ve 2053’e kadar emisyonlarını daha da azaltarak Net Sıfır hedefine yaklaşabileceği vurgulandı.

Rüzgar

Enerji Dönüşümünde Rüzgar Enerjisinin Geleceği Değerlendirilecek

Rüzgar enerjisi sektöründeki yatırımcılar, sanayiciler, teknoloji geliştiriciler ve karar vericileri bir araya getirecek olan TÜREK 2025, 4-5 Eylül tarihlerinde, İzmir’de gerçekleştirilecek. Kongre kapsamında düzenlenecek oturumlarda enerji sektörünün dönüşümüne yön veren konular ele alınacak. Yanı sıra yenilenebilir enerji kaynakları, teknoloji ve altyapı gelişmeleri, sektöre katılan yeni oyuncuların getirdiği bakış açıları, Türkiye’nin enerji tedarik zincirindeki mevcut durumu gibi başlıklar da birlikte değerlendirilecek.

Türkiye Rüzgar Enerjisi Kongresi (TÜREK), bu yıl 14. kez, 4-5 Eylül 2025 tarihlerinde İzmir’de gerçekleştirilecek. Sektör istişare toplantıları, teknik geziler, teknik oturumlar ve uluslararası temasların yer alacağı etkinliğe; Avrupa başta olmak üzere dünyanın rüzgar alanında öne çıkan bölgelerinden uzmanlar, paydaşlar, politika yapıcılar ve akademisyenler katılacak.

Kongrenin Gündemi

İş sağlığı ve güvenliği (İSG) uygulamaları, veri odaklı rekabet avantajları ve uluslararası finansman perspektifleri; rüzgar ve enerji depolama projelerinin sürdürülebilirliğinde öne çıkan konular arasında yer alacak. Rekabetçi pazarda gerçekçi yatırım stratejileri ile proje geliştirme süreçlerine dair değerlendirmeler yapılacak. Deniz üstü rüzgar enerjisinin 2035 hedefleri, türbin üreticilerinin karşılaştıkları fırsatlar ve engeller, elektrik ve karbon ticareti ile net sıfır geleceğe yönelik entegrasyon çalışmaları da kongrenin gündeminde olacak. Yanı sıra süper izin uygulaması, Türk yatırımcılar için küresel fırsatları değerlendiren özel oturumlar ve şebeke planlamasının rolü de farklı açılardan ele alınacak.

Kongrenin ikinci gününde gerçekleşecek oturumlar, rüzgar enerjisinde yatırım, üretim, regülasyon ve uluslararası açılım eksenindeki gelişmelere ev sahipliği yapacak. Günün öne çıkan başlıklarından birini oluşturacak “Rüzgarın Merkezi Türkiye-Yatırımcılar Oturumu”nda 2035 yılına kadar 5 GW kapasite hedefi doğrultusunda Türkiye’nin bölgesel rüzgar üssüne dönüşme vizyonu, yatırımcı bakış açısıyla değerlendirilecek. Rüzgar enerjisi ekipmanlarında yerlileşme hedefi doğrultusunda türbin üreticilerinin Türkiye pazarındaki rolü de ele alınacak.

“Türbin Üreticileri için Stratejik Fırsatlar ve Engeller: Liderlerin Bakışıyla Türkiye Pazarı” başlıklı oturumda, küresel üreticilerin Türkiye’ye yönelik stratejik yaklaşımları, üretim yatırımları ve düzenleyici süreçlerle ilgili değerlendirmeler paylaşılacak. Net sıfır hedefleri kapsamında geliştirilen yeni piyasa mekanizmaları da kongrenin ikinci gün programında yer alacak.

“Yeni Ufuklar: Net Sıfır Gelecek İçin Elektrik ve Karbon Ticareti ile Toplayıcılık Faaliyetlerinin Entegrasyonu” paneliyle enerji ticaretinde dijitalleşme, karbon piyasaları ve toplayıcılık modelleri gibi konular ele alınacak. “Süper İzinle Yeni Dönem: Rüzgar Yatırımlarında Hızlı Yol Haritası” oturumunda, izin süreçlerinin sadeleştirilmesiyle yatırım ortamının nasıl daha öngörülebilir hale getirilebileceği paylaşılacak.

“WEC Özel Oturumu: Türk Yatırımcılar için Küresel Fırsatlar” panelinde ise Türkiye’nin dış pazarlarda büyüme potansiyeli öne çıkarılacak. Dünya Enerji Konseyi (WEC) işbirliğiyle gerçekleşecek oturumda farklı coğrafyalardaki yatırım fırsatları değerlendirilecek.

Kongrenin son paneli olan “Rüzgar Çağında Şebeke Planlamasının Rolü ve Tahsis Edilen Kapasitelerin Gelişimi” başlıklı oturumda ise Türkiye’nin enerji altyapısının rüzgar yatırımlarıyla uyumu ele alınacak. Artan üretim kapasitesiyle birlikte iletim altyapısında yaşanan ihtiyaçlar ve kapasite tahsisi süreçlerine yönelik çözüm önerileri paylaşılacak.