#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
roya-ann-miller-BkTsP32Dfnc-unsplash

New York’taki İklim Zirvesine Bakış

New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Yüksek Düzeyli Haftası, 22-26 Eylül tarihlerinde, 2025 İklim Zirvesi ise 24 Eylül’de gerçekleşti. İklim zirvesinin açılış konuşmalarında bilim insanları Johan Rockström ile Katharine Hayhoe söz aldı. COP30a ev sahipliği yapacak olan Brezilya’nın Cumhurbaşkanı Lula da Silva, “COP’un başarısı sizin elinizde. Gelin, Amazon’u çok taraflılık tarihinin dönüm noktası yapalım. Daha önce söyledim, şimdi tekrar ediyorum: COP30 gerçeklerin COP’u olmalıdır” dedi.

Sibel BÜLAY, [email protected]

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu Yüksek Düzeyli Haftası, 22-26 Eylül tarihlerinde New York’ta, BM Genel Merkezi’nde gerçekleşti. Dünya liderlerinin bir araya geldikleri diplomatik etkinlikte; kadın, finans, gençlik, kamu sağlığı ve iklim gibi başlıklar altında farklı konular ele alındı.

24 Eylül’de düzenlenen 2025 İklim Zirvesi’nin açılış konuşmasını iki bilim insanı, Prof. Johan Rockström ve Prof. Katharine Hayhoe yaptı.

Rockström: Küresel Sıcaklık Artışı İlk Kez Yıllık Ortalamada 1,5°C’yi Aştı”

Potsdam İklim Etkileri Araştırma Enstitüsü (Potsdam Institute for Climate Impact Research-PIK) Direktörü Johan Rockström şunları söyledi: “İklim değişikliği ciddi bir tehdit ve artık bu gidişata dur dememiz gerekiyor. Bilim açıkça söylüyor: Uzun vadede küresel ısınmanın 1,5°C’yi aşması, insanlık için büyük riskler barındırıyor. Ama ne yazık ki seragazı emisyonları hâlâ artıyor. 2024 yılı itibarıyla küresel sıcaklık artışı ilk kez yıllık ortalamada 1,5°C’yi aştı. Şu anki gidişatla devam edersek önümüzdeki 5 ila 10 yıl içinde bu kritik sınırı kalıcı olarak geçeceğiz. Bu, insanlığın son 100 bin yılda hiç deneyimlemediği bir sıcaklık anlamına geliyor.

“İklim Değişikliğini Durdurmakta Başarısız Olduk”

Ve artık şu gerçeği kabul etmeliyiz ki insan eliyle ortaya çıkan iklim değişikliğini durdurmakta başarısız olduk. Ancak bu son değil. Yüzyılın sonuna kadar sıcaklığı tekrar 1,5°C’nin altına çekmek bütün ülkelerin ve uluslararası kuruluşların ortak hedefi olmalı.

Aşırı sıcaklar, orman yangınları, kuraklıklar, su kıtlığı, seller ve toprak kayıpları gibi etkiler, iklim krizinin sonucu ve bugün milyarlarca insanı etkiliyor. 1,5°C eşiği geçildiğinde bu tehlikeler daha da yaygın ve kontrol edilemez hale gelecek. Ama umudumuzu kaybedecek zamanda değiliz.

Doğadaki Bazı Süreçlerin Geri Dönülmez Şekilde Tetiklenme Riski Var”

Bu sınırın ötesine geçersek doğadaki bazı süreçlerin geri dönülmez şekilde tetiklenme riski var. En yeni bilimsel çalışmalar bu eşiklere çok yaklaştığımızı gösteriyor. Yine de hâlâ bir şansımız bulunuyor. Doğru kararlar alırsak sıcaklığı bu yüzyılın sonuna kadar tekrar 1,5°C’nin altına indirebiliriz. Bu yol dar ve zorlu ama mümkün. Bu da ancak seragazı emisyonlarında hızlı ve derin kesintilerle yani fosil yakıt kullanımını neredeyse tamamen bırakarak gerçekleşebilir ama hemen, şimdi başlamalıyız.

Ayrıca sadece emisyonları azaltmamızın yetmeyeceğini de biliyoruz. Aynı zamanda atmosferdeki karbondioksidi büyük ölçekte temizlememiz de gerekecek. Her 0,1°C’lik soğuma için yaklaşık 200 milyon ton karbonun atmosferden çıkarılması gerekiyor.

Dünyanın Ortalama Sıcaklığını 3°C Artıracak Bir Yola Doğru İlerliyoruz”

Kendimizi kandırmayalım: Şu anda önümüzdeki 75 yıl içinde dünyanın ortalama sıcaklığını 3°C artıracak bir yola doğru ilerliyoruz. Son 3 milyon yıldır karşılaşmadığımız büyüklükte bir varoluş tehdidiyle karşı karşıyayız. Üstelik gezegeni soğutma çabalarının işe yarayacağına dair kesin bir garanti de yok.

Bugün vermek istediğim mesaj net: Bilim ne söylüyorsa gerçek odur. Nöbetimiz sırasında büyük bir gezegen kriziyle yüzleşiyoruz. Ama elimizde fosil yakıtları terk etmek, kaynakları daha verimli kullanmak ve sağlıklı, sürdürülebilir gıda sistemlerine geçmek için uygulanabilir çözümler var. Bu yollar hepimize kazandırır. İklim açısından yönetilebilir bir gelecek hâlâ mümkün ama zaman daralıyor. Unutmayalım; başarısızlık bir kader değil, bir tercihtir.”

Hayhoe: Dünyayla Benzeri Görülmemiş ve Tehlikeli Bir Deney Yapıyoruz”

The Nature Conservancy adlı küresel çevre kuruluşunun Baş Bilim İnsanı (Chief Scientist) Prof. Katharine Hayhoe ise konuşmasında şu konulara değindi: “Dr. Rockström’ün söylediği gibi, biz insanlar dünyayla -tek evimizle- benzeri görülmemiş ve tehlikeli bir deney yapıyoruz. Bilim çok net: Doğal şartlara göre gezegenin şu anda yavaş yavaş soğuması gerekirdi. Ama tam tersine giderek hızlanan bir ısınma yaşıyoruz. Ve bu ısınmanın tamamından biz sorumluyuz.

Seller, orman yangınları ve fırtınalar her yıl milyarlarca dolarlık zarara yol açıyor. Aşırı sıcaklar ve hava kirliliği milyonlarca insanın önlenebilir ölümlerine sebep oluyor. Isınma 1,5°C’nin üstüne çıktıkça Dr. Rockström’ün uyardığı tehlikeli eşikleri aşma riski de büyüyor.

Biz Bu Sorunu Neden Hâlâ Çözemiyoruz?”

Peki, o zaman asıl soru şu: Bilim bu kadar net ise -ki öyle ve onlarca yıldır da öyleydi- biz bu sorunu neden hâlâ çözemiyoruz? Onlarca yıldır süren, bugün hâlâ yankılanan kasıtlı yanlış bilgilendirmelere rağmen insanların çoğu dört temel gerçeğin farkında:

– İklim değişikliği gerçek.

– İnsan kaynaklı.

– Ciddi.

– Uzmanlar bu konuda hemfikir.

Saydığım dört temel gerçeklik hepimizi endişelendiriyor. Ve dünyanın hemen her ülkesinde insanların çoğu iklim değişikliği konusunda zaten kaygılı. Ama farkındalık eyleme geçmek anlamına gelmiyor. Uzun süredir şunu sanıyoruz: İnsanlara gerçeği ne kadar açık anlatırsak o kadar harekete geçerler. Oysa gerçek şu ki bu yeterli değil. Çünkü ne yapacağımızı bilmiyorsak hiçbir şey yapmayız.

Eyleme geçmek için iki şeye daha ihtiyacımız var: Birincisi yalnız olmadığımızı bilmek; başkalarının da bu krizi önemsediğini görmek. İkincisi de umut etmek; yani harekete geçtiğimizde fark yaratabileceğimize inanmak.

Umut, boş bir hayal değildir. Umut, doğru adımlar atarsak bir şeylerin değişeceğini bilmektir. Bilim de tam olarak bunu söylüyor: Her eylem önemlidir.

Bu Felaketi Tek Başımıza Önleyemeyiz”

İklim krizine çözüm söz konusu olduğunda tek başına her şeyi düzeltecek bir hareket yok.

Ama birlikte, hedeflerimize ulaşmak için yapılabilecek çok şey var:

– Geçmişin kirli fosil yakıtlarından geleceğin temiz enerjisine geçiş,

– Karbonu tutan, bizi selden ve sıcaktan koruyan ekosistemlerin korunması ve onarımı,

– Gıda sistemlerinin dönüştürülmesi ve gıdada israfın önlenmesi,

– En savunmasız toplulukların direncine yatırım yapılması.

Bu felaketi tek başımıza önleyemeyiz ama birlikte önleyebiliriz: Daha iddialı hedefler koyarak, zaman çizelgelerini hızlandırarak, daha derin taahhütler vererek.

Bilim bize şunu söylüyor:

– Her 0,1°C’lik ısı artışı büyük felaketlere neden olduğundan önemlidir.

– Her geçen yıl kaybedilmiş bir fırsat olduğundan önemlidir.

– Yaşamımızda yaptığımız her tercih önemlidir.

Bunlar bizim yaşamımız, sevdiklerimiz, çocuklarımız için önemli. Ben bir çocuk sahibi olduğumda geleceğe yapılabilecek en büyük yatırımı gerçekleştirdim. Belki siz de yaptınız. En korkutucu olan ise bu yatırımın sonucunun sadece bana bağlı olmaması. Sonuç hepimize bağlı. Korku yerine cesareti, ertelemek yerine eylemi, umutsuzluk yerine umudu seçmemize bağlı.

Bunun kazanılabilecek bir mücadele olduğuna inanıyorum. Bu yüzden her gün umudu bir duygu değil, bir disiplin olarak yaşıyorum. Bu, önümüzdeki zorlu yol için hayati önem taşıyor.

Daha iyi bir gelecekten asla vazgeçmeyeceğim. Umarım siz de vazgeçmezsiniz. Çünkü söz konusu olan, sevdiğimiz herkes ve her şey.”

LULA k
Fotoğraf: Sibel Bülay
Lula da Silva: “Hiç Kimse İklim Değişikliğinin Etkilerinden Tamamen Korunmuş Değildir”

Tehlikeye dikkat çeken bu konuşmaların ardından COP30’a ev sahipliği yapacak olan Brezilya’nın Cumhurbaşkanı Lula da Silva konuştu. “Paris Anlaşması, ülkelerin kendi koşullarına ve kapasitelerine göre emisyon azaltım hedeflerini belirleme özgürlüğü tanıdı. Ancak unutulmamalı ki Ulusal Katkı Beyanları (NDC) tercih değil, bir zorunluluktur. Ve bu beyanlar toplanmadığı sürece dünya karanlıkta yol almaya devam eder. Nereye gittiğimizi ve ne hızla ilerlediğimizi ancak elimizde eksiksiz bir tablo varsa anlayabiliriz.

Hiç kimse iklim değişikliğinin etkilerinden tamamen korunmuş değildir. Sınır duvarları kuraklıkları ya da fırtınaları durdurmaz. Doğa, bombalara ya da savaş gemilerine boyun eğmez. Hiçbir ülke, diğerinden üstün değildir.

Ortak Hareket Etme İnancını Yeniden Canlandırmamız Gerekiyor”

Tek taraflılık zincirleme bir güvensizlik yaratır. Verilen sözden dönülmesi diğer ülkeleri de kendi başına hareket etmeye iter. Bunun sonucu güvensizlik ve bir kısır döngüdür. İşte bu yüzden ortak hareket etme inancını yeniden canlandırmamız gerekiyor. Paris Anlaşması olmasaydı bugün 4°C’lik bir ısı artışı yolunda ilerliyor olacaktık. Ve eğer ozon tabakasını korumayı başardıysak küresel ısınmayı da durdurabiliriz.

Kadercilik eylemin en büyük düşmanıdır. Enerji dönüşümü bize, Sanayi Devrimi’ne benzer, hem üretimde hem teknolojide büyük bir dönüşüm fırsatı sunuyor. Ve NDC’ler, bu dönüşümde her ülkenin izleyeceği yol haritasıdır. Bu beyanlar yalnızca sayılar ya da yüzdelerden oluşmuyor. Bu beyanlar, ekonomik modelleri yeniden düşünme; politikaları ve yatırımları yeni bir ekonomik paradigma doğrultusunda yönlendirme fırsatıdır. Bu dönüşümün küresel ölçekte gerçekleşmesi için zengin ülkeler iklim nötrlüğü hedeflerini öne çekmeli ve gelişmekte olan ülkeler için kaynaklara ve teknolojilere erişim artırılmalıdır.

Doğayı Korumak İnsanı Önemsemeden Mümkün Değildir”

Ortak Fakat Farklılaştırılmış Sorumluluklar ilkesi geçerliliğini korumaktadır. COP30’a Amazon’da ev sahipliği yaparak Brezilya şu mesajı vermek istiyor: Doğayı korumak insanı önemsemeden mümkün değildir. Gezegenle olan ilişkimizde devrim yaratmak için geniş bir paydaş yelpazesini sürece dahil ettik: Sivil toplum, özel sektör, yerli halklar ve geleneksel topluluklar, bilim insanları, sanatçılar, dini liderler ve yerel otoriteler. Halkın sesi, devlet ve hükümet başkanlarına ulaşmalıdır.

Önümüzde, adaletsizlikleri düzeltme ve herkes için refah içinde, sürdürülebilir bir gelecek inşa etme şansı var. Bu yüzden henüz katkı beyanını sunmamış tüm ülkelere çağrım açık: COP’un başarısı sizin elinizde. Gelin, Amazon’u çok taraflılık tarihinin dönüm noktası yapalım.

Daha önce söyledim, şimdi tekrar ediyorum: COP30 gerçeklerin COP’u olmalıdır. Bu COP’un sorması gereken tek bir soru var: Bilime inanıyor muyuz, inanmıyor muyuz? Biz liderler, biz devlet başkanları; bilime güveniyor muyuz, güvenmiyor muyuz? Eğer toplum liderlerine olan inancını kaybederse küresel ısınmaya karşı mücadele güçlenmek yerine zayıflayacak. Çok taraflılık, politikalar ve demokrasi itibar kaybedecek. Ve sonunda hepimiz kaybedeceğiz”

Lula’nın konuşmasının ardından oturuma katılan devlet başkanları ülkelerinin iklim hedeflerini ana hatlarıyla anlattı.

ERDOGAN k
Fotoğraf: Sibel Bülay
Erdoğan: “Uluslararası Finansa Erişim ve Teknoloji Alanındaki İşbirlikleri Elzem”

Toplantıya katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, temmuzda kabul edilen İklim Kanunu’nun net sıfır karbon emisyon hedefine doğru önemli bir adım olduğunu vurguladı.

“İklim politikalarımızı enerji, sanayi, binalar, ulaştırma, atık, tarım ve ormancılık olmak üzere yedi sütun üzerine inşa ettik” diye devam eden Erdoğan, bu yıl yenilenebilir enerjinin payının da %60’ın üzerine çıkarıldığını açıkladı. Ayrıca, “Elektrikli araç üretimi başta olmak üzere altyapıyı hızla güçlendiriyor, demiryolu yatırımlarına öncelik veriyoruz” dedi.

Net sıfır emisyon hedefini 2053 yılında gerçekleştirmeyi hedeflediklerini ve bunu gerçekleştirmek için uluslararası finansa erişim ve teknoloji alanındaki işbirliklerinin “elzem” olduğunu vurgulayan Erdoğan, konuşmasını “2026 yılında ev sahipliğini yapmayı hedeflediğimiz 31. COP konferansıyla bütün bu çabalarımızı taçlandırmayı temenni ediyoruz” sözleriyle tamamladı.

Erdoğan’ın açıkladığı NDC’ye göre Türkiye, ekonomide uygulayacağı politikalarla 2035 yılında 466 milyon ton emisyon azaltımı sağlamayı ve emisyonları 643 milyon tona düşürmeyi hedefliyor. Toplam seragazı emisyon miktarı 440 milyon ton olan 2012 baz senaryosundaki gibi, Türkiye’nin emisyonları önce 1.100 milyon tonun üzerine çıkarılacak ve idarenin alacağı önlemlerle 643 milyon ton civarına indirilecek. Benzer bir hedef 2030 için verilmişti. O dönemde emisyonların 700 milyon tona düşürmesi hedefleniyordu. 2035 hedefi için 50 milyon ton daha azaltım yapılması amaçlanıyor ancak baz yılı olan 2012’ye göre Türkiye emisyonlarını azaltmıyor, aksine %40’ın üzerinde artırıyor.

Emisyon azaltım hesaplamasında farklı yaklaşımlar mevcut. Bunlardan biri mutlak azaltım. Mutlak azaltım ülkenin en son ve en güncel emisyon verisinden yola çıkılarak yapılan emisyon azaltım hesaplaması. Mevcut politikalar ve referans senaryodan azaltım olarak da bilinen artıştan azaltım yaklaşımında ise emisyonların normal şartlarda artmaya devam etmesini kabul eder ve bu artışın alınacak önlemlerle sınırlandırılmasını hedefler. Türkiye 2. yöntemi benimsiyor.

Sibel Bülay

Akıllı Şehirler Danışmanı | Yaşanabilir Kentler