#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
İş

İnsan Hakları: Belirsizlikler Çağında İş Dünyası için Ortak Sorumluluk

İnsan haklarını iş stratejilerinin merkezine alan şirketler yalnızca risklerini azaltmıyor; aynı zamanda dayanıklılıklarını, verimliliklerini ve paydaş güvenini artırıyor. Araştırmalar, iş kazaları ve meslek hastalıklarının küresel ekonomiye ciddi maliyetler yüklediğini; ESG kaynaklı krizlerin şirket kârlılığını ve itibarını olumsuz etkilediğini gösteriyor.

Sevda ALKAN, Sosyal Sürdürülebilirlik Müdürü, UN Global Compact Türkiye

10 Aralık İnsan Hakları Günü, bu yıl derinleşen krizlerin, artan belirsizliklerin ve dönüşen küresel dengelerin gölgesinde karşılandı. İklim krizi, jeopolitik gerilimler, demokratik alanların daralması ve teknolojik dönüşüm; insan haklarını, eşitliği ve özgürlüğü her zamankinden daha kırılgan hale getiriyor.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk’ün de ifade ettiği gibi, “İnsan hakları hayatımızın her alanına öylesine işlemiştir ki, çoğu zaman ancak elimizden alındığında fark ederiz.” Bugün, dünyanın pek çok yerinde yaşanan ağır hak ihlalleri, bu sözlerin ne kadar gerçek olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

BM Genel Sekreteri António Guterres ise son yıllarda sivil alanın daraldığına, insan haklarına yönelik ağır ihlallerin ve kayıtsızlığın arttığına dikkat çekiyor. Bu tablo, insan haklarının yalnızca devletlerin değil, iş dünyasının da ortak sorumluluk alanı olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

Artan Riskler, Derinleşen Sorumluluklar: İş Dünyasının Dönüşen İnsan Hakları Yükümlülüğü?

Günümüzde şirketler yalnızca ekonomik aktörler değil; tedarik zincirleri, teknoloji kullanımı ve yatırım kararlarıyla toplumların sosyal dokusunu doğrudan etkileyen küresel oyuncular haline gelmiş durumda.

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 2024 yılında yayımladığı Ensuring Safety and Health at Work in a Changing Climate raporu, küresel iş gücünün yaklaşık %70’inin iklim değişikliğine bağlı aşırı sıcaklık, hava kirliliği ve çevresel risklere maruz kaldığını ortaya koyuyor. Bu riskler özellikle düşük gelirli çalışanları, tedarik zincirlerinin alt halkalarında yer alan işçileri ve açık alanda çalışan grupları daha sert biçimde etkiliyor.

Bu tablo, şirketlerin insan haklarına saygı sorumluluğunu yalnızca kendi operasyonlarıyla sınırlı düşünemeyeceğini gösteriyor. İnsan hakları; tedarik zincirlerinden iş ortaklıklarına, teknolojik sistemlerden veri yönetimine kadar bütüncül bir yönetişim yaklaşımı gerektiriyor.

Küresel Gündem: Zorunlu İnsan Hakları Durum Tespiti

Kasım ayında Cenevre’de düzenlenen 14. BM İş Dünyası ve İnsan Hakları Forumu’nda dijital dönüşüm ve yapay zekanın insan hakları üzerindeki etkileri en çok tartışılan başlıklar arasında yer aldı. Algoritmik şeffaflık, veri etiği, mahremiyet, ayrımcılık ve yapay zeka tedarik zincirlerinde sorumluluk; artık gönüllü iyi uygulamalar değil, kurumsal yönetişimin ayrılmaz parçası olarak değerlendiriliyor.

Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere birçok ülkede yaygınlaşan zorunlu insan hakları durum tespiti (HRDD) düzenlemeleri de bu dönüşümün hukuki boyutunu güçlendiriyor. Şirketlerden yalnızca riskleri tespit etmeleri değil; önleyici adımlar atmaları, tedarik zincirlerini izlemeleri ve etkilerini şeffaf biçimde raporlamaları bekleniyor.

İnsan haklarını iş stratejilerinin merkezine alan şirketler yalnızca risklerini azaltmıyor; aynı zamanda dayanıklılıklarını, verimliliklerini ve paydaş güvenini artırıyor. Araştırmalar, iş kazaları ve meslek hastalıklarının küresel ekonomiye ciddi maliyetler yüklediğini; ESG kaynaklı krizlerin şirket kârlılığını ve itibarını olumsuz etkilediğini gösteriyor.

Etkili insan hakları durum tespiti ise olası zararları erken aşamada tespit ederek, hukuki ve operasyonel krizlerin önüne geçebiliyor. Daha da önemlisi, insan haklarına saygı; inovasyonu, kapsayıcılığı ve çalışan bağlılığını güçlendirerek uzun vadeli değer yaratımını destekliyor.

UN Global Compact İlkeleriyle Yolculuk

UN Global Compact’in İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne dayanan ilk iki ilkesi, şirketleri insan haklarını desteklemeye ve ihlallere ortak olmamaya çağırıyor. Çalışma standartlarına ilişkin üçüncü ve dördüncü ilkeler ise adil çalışma koşullarını, örgütlenme özgürlüğünü ve ayrımcılığın önlenmesini iş dünyası için temel bir etik çerçeveye dönüştürüyor.

UN Global Compact Türkiye; eğitimler, webinarlar, öz değerlendirme araçları, programlar ve çok paydaşlı öğrenme platformları ile şirketlerin insan hakları uygulamalarını güçlendirmelerine destek oluyor. UN Global Compact’in Türkiye dahil 35 ülkede uygulanan İş Dünyası ve İnsan Hakları Programı, şirketlere insan hakları üzerindeki etkilerini belirleme, durum tespiti süreçlerini kurma ve uygulanabilir eylem planları geliştirme konusunda kapsamlı destek sunmaya devam ediyor. Programın yeni dönem başvuruları 19 Aralık 2025 tarihine kadar açık.

İnsan Hakları Günü, bizlere bir kez daha şunu hatırlatıyor: Eşitlik, onur ve özgürlük; tercihe bağlı değerler değil, evrensel haklardır. Bugünün çoklu krizler çağında, bu hakların korunması yalnızca mahkemelerde veya kamu politikalarında değil; iş dünyasının aldığı her stratejik kararda başlıyor. Teknoloji, iklim krizi ve küresel tedarik zincirleri dönüşürken; insan haklarını merkeze alan şirketler, yalnızca bugünü değil, geleceği de güvence altına alıyor.

UN Global Compact Türkiye