#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
İkizköylüler

İkizköylüler Danıştay’ın Kararıyla Yeni Bir Hukuki Kazanım Elde Etti

İkizköy’de kömür madenine karşı açılan davada Danıştay 4. Dairesi, Muğla İdare Mahkemesi’nin verdiği “ÇED kapsam dışı” kararını “eksik inceleme” gerekçesiyle bozdu ve bilirkişi raporu talep etti. Keşif sonucunda davanın kazanılması halinde, ÇED süreci işletilmeden Akbelen’de madencilik faaliyetine devam edilemeyecek.

Muğla Milas’ta Akbelen Ormanı’nı ve zeytinliklerini korumak için yıllardır nöbet tutan İkizköylüler, Danıştay’ın kararıyla yeni bir hukuki kazanım elde etti.

Akbelen’de kömür işletmesi için verilen “ÇED kapsam dışı” kararına karşı açılan davada, Muğla İdare Mahkemesi önceki aşamada şirket ve bakanlık beyanlarını esas alarak keşif yapmadan davayı reddetmesi sonrası köylüler Danıştay’a gitti. Danıştay 4. Dairesi, yerel mahkemenin “eksik inceleme” yaptığı gerekçesiyle kararı bozdu.

Davanın Avukatları Yürütmeyi Durdurma Talebinde Bulundu

Danıştay, sahada çevre, maden ve harita mühendislerinin de yer aldığı bilirkişi heyetiyle keşif yapılmasını, projenin etkilerinin bilimsel olarak ortaya konmasını ve hazırlanan rapora göre yeniden karar verilmesini istedi. Davanın avukatları, keşif ve bilirkişi incelemesine kadar yürütmeyi durdurma talebinde bulundu. Keşif sonucunda davanın kazanılması halinde, ÇED süreci işletilmeden Akbelen’de madencilik faaliyetine devam edilemeyecek.

“Bir Karış Toprağımızı Vermeyeceğiz”

İkizköylüler yaptıkları yazılı açıklamada, “Biz İkizköy köylüleri olarak, ormanımızı, zeytinliğimizi, suyumuzu, toprağımızı satmadık, satmayacağız. Bir karış toprağımızı vermeyeceğiz. Şirketlerin, bakanlıkların bize dayattığı hukuksuzlukları, gerçekleri yok sayan kararları bozan bu karar, mücadelemizin ne kadar haklı olduğunu yeniden gösteriyor” denildi.

Bugüne kadar baskılardan, haksızlıklardan ve engellerden yılmadıklarını dile getiren İkizköylüler şu ifadeleri kullandı: “Meşru mücadelemizi; köylerimizin, ağaçlarımızın, sularımızın, emeğimizin sesini yükseltmekten vazgeçmedik. Hukuksuz verilen kararlarla Akbelen Ormanımızı kestiler; iki defa bizim lehimize verilmiş bilirkişi kararı, orman kesilebilsin diye bozularak üçüncü defa bilirkişi keşfi yapıldı. Şimdi de verilen bu karar, Akbelen’deki madencilik faaliyetinin tamamen hukuksuz bir şekilde gerçekleştirildiğini gösteriyor. Bir an önce buradaki madencilik faaliyeti durmalıdır.”

Açıklamada, “Peki yok edilen Akbelen Ormanı ne olacak?” sorusu soruldu ve “Yeni torba yasayla zeytinlerimizi, köylerimizi taşıma planınız ne olacak? Biz buradayız. Zeytinlerimizden, topraklarımızdan, köylerimizden vazgeçmeyeceğiz. Şirket gidecek, biz kalacağız. Akbelen bizimdir, toprağımız satılık değildir. Geleceğimiz için, yaşamımız için, haklarımız için mücadeleye devam edeceğiz” denildi.

kimyasal

Kimyasal Kirlilikte Gezegenin Güvenli Sınırları Çoktan Aşıldı!

Sanayi ekonomisi doğada bulunmayan 100 milyondan fazla kimyasal madde üretti. Yeni bir rapor 40 bin ila 350 bin arasındaki kimyasalın ticari kullanımda ve üretimde olduğuna dikkat çekerek bunların biyosferde yol açtığı yaygın kirliliğin çevre ve insan sağlığı üzerindeki etkilerine eğiliyor. Güncel bulgulara göre, plastikler dahil olmak üzere çevresel kirleticiler açısından gezegenin güvenli sınırları çoktan aşıldı!

Yeni bir rapora göre, kimyasal kirlilik, “insanların ve doğanın gelişimi açısından iklim değişikliğiyle benzer ölçüde bir tehdit” olmasına karşın kamuoyu farkındalığı ve eylem açısından küresel ısınmanın onlarca yıl gerisinde kalmış durumda.

Kimyasalların Yol Açtığı Kirlilik Yeterince Anlaşılamıyor

Sanayi ekonomisi, doğada bulunmayan 100 milyondan fazla kimyasal madde üretirken rapora göre bunlardan 40 bin ila 350 bin arasında kimyasal, ticari kullanımda ve üretimde. Ancak bu kimyasalların biyosferde yol açtığı yaygın kirliliğin çevre ve insan sağlığı üzerindeki etkileri, yeterince anlaşılamıyor. Oysa dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), kısırlık ve kanser gibi pek çok sağlık sorunuyla kimyasal toksisite arasındaki bağlantıyı gösteren kanıt sayısı giderek artıyor.

Deep Science Ventures (DSV) adlı kuruluşun iklim uzmanı Harry Macpherson, son raporu hazırlayan isimlerden biri. Guardian’a konuşan Macpherson, “Belki de insanlar, sokakta yürürken soludukları havanın, içtikleri suyun, yedikleri yemeklerin, kişisel bakım ürünlerinin, şampuanlarının, ev temizlik ürünlerinin, evlerindeki mobilyaların kimyasal güvenliği konusunda gerçekten derin bir bilgi ve titiz bir denetim olduğunu varsayıyorlar. Ama durum gerçekten böyle değil”

Gıda Kaynaklı Binlerce Sentetik Kimyasal İnsanların Vücudunda!

Grantham Vakfı tarafından finanse edilen bir projenin parçası olarak sekiz ay boyunca Macpherson ve ekibi, onlarca araştırmacı, sivil toplum lideri, girişimci ve yatırımcıyla görüştü ve yüzlerce bilimsel makaleyi analiz etti. DSV raporuna göre, insan vücudunda yalnızca gıda hazırlığı ve ambalajlamasında kullanılan malzemelerden gelen 3.600’den fazla sentetik kimyasal tespit edildi ve bunlardan 80’i ciddi endişe kaynağı. Örneğin, “sonsuza dek kalıcı kimyasallar” olarak bilinen PFAS maddeleri, test edilen neredeyse tüm insanlarda bulundu.

Rapora göre, yaygın olarak kullanılan kimyasallarla insanın üreme, bağışıklık, sinir, kalp-damar, solunum, karaciğer, böbrek ve metabolik sistemleri üzerinde tehdit oluşturan etkiler arasında korelasyonel ya da nedensel ilişkiler olduğu saptandı.

Ortaya çıkan en önemli bulgulardan birinin de pestisit maruziyeti ile üreme sorunları arasındaki bağlantı olduğunu belirten Macpherson. “Düşük yapma ve insanların gebe kalmakta zorlanmasıyla ilgili oldukça güçlü bağlantılar gördük” dedi.

Ölümlere Yol Açan Bir “Plastik Krizi”

DSV’nin araştırması, Potsdam İklim Etki Araştırmaları Enstitüsü’nün daha önceki bulgularına da katkı sağlıyor. Bu bulgulara göre, plastikler dahil olmak üzere çevresel kirleticiler açısından gezegenin güvenli sınırları çoktan aşıldı. Pazar günü yayımlanan başka bir rapor ise dünya genelinde plastik üretiminin büyük bir hızla artmasıyla birlikte, bebeklikten yaşlılığa kadar hastalıklara ve ölümlere yol açan bir “plastik krizi” ile karşı karşıya olunduğu uyarısını yaptı.

Rapor ayrıca, mevcut toksisite değerlendirme, araştırma ve test yöntemlerinde, insan ve gezegen sağlığını korumada mevcut denetim mekanizmalarında yetersiz kalındığını da gözler önüne seriyor. Macpherson, özellikle hormon sistemini bozan kimyasalların değerlendirilmesindeki eksikliklere dikkat çekti.

Çevresel bir sorun olarak kimyasal toksisite, halihazırda iklim değişikliğine ayrılan finansmanın yalnızca çok küçük bir kısmını alıyor. Macpherson, bu orantısızlığın da değişmesi gerektiğini söylüyor.

Uyarı

Hepimiz için Erken Uyarı

Dünyanın sağlığı bozuldu. Dünya akciğerlerini kaybetti. Mevcut haliyle, yetersiz su içmeye devam ederse dünya böbreklerini de kaybedecek. Düzensiz, kalitesiz, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve diğer kötü alışkanlıklarıyla birlikte çoklu organ yetersizliği baş gösterebilir. Dünya yas içinde. Ekolojik yas düzeyi yükseldi. Dünya yaş almaya devam ediyor ve çeşitli fonksiyonları azaldı ve yeti yitimi baş gösteriyor.

Prof. Dr. E. Didem EVCİ KİRAZ, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD. Öğretim Üyesi, Disiplinlerarası Çevre Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı

Afet(sizlik) Mümkün mü?

Dünyada yürütülen tüm çalışmalar afetler için ortak bir yorumda birleşir: “Tehlikeyi bilmek yetmez, riskin farkında olmak hayat kurtarır”. Önlenebilir nedenlerle ölmeden, kaliteli ve uzun yaşam için “risk almak” gibi bir yaklaşım uygun değildir. Risk almak, ölüm ve kalım tercihi yapmak anlamına gelir.

WhatsApp Image 2025-07-28 at 14.42.18
E. Didem Evci Kiraz

Afetlerle ilgili kurum ve kuruluşlardan bazı alıntılara bakalım:

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO)’ne göre, “Tüm erken uyarı sistemleri, risk altındaki insanların hayatlarını, geçim kaynaklarını ve varlıklarını kurtarmak ve korumak için erken harekete geçmeyi amaçlar. Bir afetin neden olduğu hasar, 24 saat içinde erken uyarı verilirse %30 oranında azaltılabilir.”

Birleşmiş Milletler (BM) Afet Riskini Azaltma Ofisi (UNDRR)’ne göre, “Tüm risk azaltma ve iklim değişikliğine uyum önlemleri arasında, erken uyarı ve erken eylem, afet ölümlerini ve kayıplarını azaltmak için en iyi kanıtlanmış ve uygun maliyetli yöntemlerden biri olarak öne çıkmaktadır. İnsan merkezli, uçtan uca, birden fazla tehlikeye odaklı (çoklu tehlike) erken uyarı sistemleri, iyi hazırlanmış ve test edilmiş erken eylemi tetikleyerek insanlara, varlıklara ve geçim kaynaklarına verilen zararı en aza indirmeye yardımcı olabilir.”

BM Çevre Programı (UNEP)’na göre, “Herkes İçin Erken Uyarılar girişimi (EW4All), BM Genel Sekreteri tarafından Kasım 2022’de COP27’de başlatıldı. Girişim, 2027 yılı sonuna kadar tüm dünyanın bir erken uyarı sistemi kapsamına alınması çağrısında bulunuyor. EW4All, WMO ve UNDRR tarafından ortaklaşa yönetilmektedir. UNEP, girişim kapsamındaki uygulama ortaklarından biridir.”

Üç alıntıdan çıkarılabilecek eve götür mesajları nelerdir?

  • Afete hazırlıklı olmak
  • Afetlerin geçmişte sık yaşandığı ve uzmanlar tarafından yapılan risk analizleri ile doğrulandığı, raporlandığı bölgeler, şehirler, alanlarda yaşamak için yaşamı riske göre düzenlemek şarttır.
  • Afette erken uyarı bilimsel, idari, yönetsel erken uyarı modelleriyle bilgilendirilmiş “sosyal ağlarla erken uyarı”yla güçlendirilmelidir.
  • Afetlere yönelik “Herkes için Erken Uyarı” modellerinin son alıcısı bireyler olmalıdır. Bireyler bireyleri, komşu komşusunu, diğer yaşam dostlarını, ağaçlarını, bitkilerini, yapılarını, araçlarını, hizmet ve sistemlerini, tüm çevresini uyarma sorumluluğuna ve eğitimine sahip olmalıdır.
Afetle Yetersiz Koşullarda Yüz Yüze Gelmek

Yaşamakta olduğumuz afet fırtınasında elde edilen acı, sindirmesi zor, çaresizlikle sonuçlanan deneyimler yanı sıra başarılı müdahaleler de geleceğe miras kalacak. Yetersiz ve yeterli olma düzeyleri analiz edilip değerlendirilmekte ve/veya değerlendirilecektir. Bunlar raporlanmalı ama rapor olarak kalmamalıdır. Rapor hazırlanırken eksikler giderilmeye başlanmalı, hatta rapor bitmeden tüm yetersizlikler ortadan kaldırılmış olmalıdır. Çünkü yeni bir afet kapıda olabilir.

Örneğin; yangınlar tehlike, etki, etkilenebilirlik analizleri yapılmadığı için ve maruz kalacak nüfuslara uyarı ve müdahale geciktiği için büyümüş, can almış ve hâlâ sürmekteyse; hızla gerçek risk analizi ve yönetimi yöntemlerine geçilmesi gerekir. Sadece yangının ateşi değil, yangında ortaya çıkan “süper kirleticiler” yangına komşu veya komşu olmayan her bölgeyi etkilemektedir. Rüzgar yangının gücünü artırırken süper kirleticilerin sınırları aşarak tüm küreye yayılmasına neden olmaktadır.

rapor k

Küresel Risk Raporu 2025’e göre; atmosferde daha kısa süre kalan ancak etkileri çok daha büyük olan süper kirleticiler (başlıcaları siyah karbon, metan, hidroflorokarbonlar (HFC’ler) ve troposferik ozon) küresel ısınmanın kısa vadeli etkilerinin %45’ine kadarından sorumlu tutulabilir. Yani, süper kirleticiler hem hava kalitesini bozmakta hem de iklim değişikliğinin hızını artırmaktadır. Partiküler maddelerin (yangınla çoğalan ve dağılan küller, tozlar vd.) içeriğindeki bileşenlerle birlikte süper kirleticiler insan, hayvan, bitki ve tüm yaşam döngüleri için büyük bir sağlık sorunu haline dönüşmektedir. Yangın raporlarında sağlık yükü bölümü var mı? Yoksa hızla eklenmelidir. Bu rapora göre geleceğin sağlık ekonomisi yapılandırılmalıdır.

Küresel Risk Raporu 2025’de “süper yaşlanan toplumlar” vurgusu vardır. Süper yaşlanan toplumlar yanmış, çorak, susuz, kurak, aşırı yağışlı, günü gününü tutmayan aşırı hava olaylarıyla sürekli etki altında, yükselen denizlerle su altında kalan ülkelerinden uzakta, aşırı sıcak-soğuk hava dalgaları nedeniyle göç ettiği yeni yaşam alanlarında nasıl yaşayacaklar? Afetler öncesi sağlık güvenceleri, iklime duyarlı sağlık sigortaları, yaşlı dostu iklim değişikliği ve sağlık, afet erken uyarı sistemleri gibi yaşlı merkezli iklim değişikliği ve afete dirençli, uyumlu sistemler hızla ele alınmalıdır.

Kürenin Sağlığını Yeniden Yapılandırmak ve Geliştirmek

Dünyanın sağlığı bozuldu. Dünya akciğerlerini kaybetti. Mevcut haliyle, yetersiz su içmeye devam ederse dünya böbreklerini de kaybedecek. Düzensiz, kalitesiz, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve diğer kötü alışkanlıklarıyla birlikte çoklu organ yetersizliği baş gösterebilir. Dünya yas içinde. Ekolojik yas düzeyi yükseldi. Dünya yaş almaya devam ediyor ve çeşitli fonksiyonları azaldı ve yeti yitimi baş gösteriyor.

Dünya için “Süper Doktor” Aranıyor!

Küre ve hatta gezegen sağlığı için bir araya gelen gruplar, Gezegenin sağlık karnesini sürekli takip ediyorlar. Gezegen Sağlığı İttifakı adıyla anılan gruplar kendilerini “Dünya’nın doğal sistemlerindeki insan bozulmalarının insan sağlığı ve dünyadaki tüm yaşam üzerindeki etkilerini analiz etmeye ve ele almaya odaklanan, çözüm odaklı, disiplinler arası bir alan ve sosyal hareket” olarak tanımlıyorlar.

Gezegen Sağlığı Karnesi sağlık alanındaki eğitim kurumlarının çevresel duyarlılığını değerlendirmek amacıyla geliştirilen öğrenci merkezli, metrik tabanlı bir araç. İlk kez 2019 yılında, Kaliforniya Üniversitesi San Francisco Tıp Fakültesi’nden bir grup tıp öğrencisi tarafından kurumsal savunuculuk hedefiyle tasarlanmış. Karnede, sağlık alanında eğitim veren okullar beş temel alanda inceleniyor:

  • Müfredata gezegen sağlığı entegrasyonu,
  • Sağlık ve çevre ekseninde disiplinler arası araştırma çalışmaları,
  • Toplumsal katılım ve savunuculuk faaliyetleri,
  • Öğrencilerin liderliğinde yürütülen projelere kurumsal destek,
  • Kampüs genelinde sürdürülebilirlik uygulamaları.

Türkiye’de bazı tıp fakülteleri bu girişime aktif olarak katılım gösteriyor: Ege Üniversitesi, Acıbadem, Ankara, Çukurova, Hacettepe, Karadeniz Teknik ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi.

Bu ve bunun gibi girişimler geleceğin afetleri için eğitimli insan gücü anlamına geliyor. Bu makalemde de tekrar etmek istiyorum: “Geleceğin liderleri halk sağlığı bakış açısına sahip olmaldırlar”. Sağlık ortak dil olmadığı sürece, sağlığın tüm sektörlerin varlık nedeni olduğu bilinmedikçe ne kadar büyük uzmanlar, yöneticiler, karar vericiler olsa da yaratılan ürünler, politikalar, sistemler, yaşam alanları vd. işlevsiz kalacaktır.

Örneğin yangın:

  • Yeşil alanlar, ormanlar insanların erişebildiği yerlerde, sağlıklı ve güvende olabilecekleri ortamlar olmalıdır.
  • İnsan eliyle inşa edilen yeşil alanlar ve/veya ormanlar her türlü tehlikeye yönelik riskler yönünden hazırlıklı hale getirilmeden kullanıma açılmamalıdır.
  • Kullanıma açılmasıyla birlikte tehlikenin görülme olasılığına yönelik senaryolar çerçevesinde, her an müdahale yapmaya hazır yönetim iş başında olmalıdır.
  • Kullanılsa da kullanılmasa da dünyanın akciğerlerinin sağlığından herkes sorumludur.
  • Müdahale anında, zamanında, yerinde, hızla, öncelikli olarak müdahaleyi bilen ve bu konuda uzman kişiler, ekipmanlar, sistemler, hizmetler vd. iş başında olmalıdır.
  • Etkilenme düzeyine göre tüm nüfuslar olay yerinden uzaklaştırılmalıdır.
  • Yangın sadece söndürülmesi gereken bir alev topu değildir; küle dönmüş hayatlar ve bu küllerin etkileriyle, çok uzun erimli yeniden hayata kazandırma faaliyetlerine ihtiyaç duyan bir süreçtir.
  • Sağlıklı, güvenli ve yangına dirençli yeşil alanlar, ormanlar insanların erişebildiği yerlerde, sağlıklı ve güvende olabilecekleri ortamlar olmalıdır.
Hepimiz için Erken Uyarı

Bu yıl iklim değişikliğinin olumsuz etkileri açısından en zorlu yıl.

Bu yıl çoklu afetler açısından en zorlu yıl.

2026 da, 2027 de, 2028 de… böyle olacak.

Bilimsel kanıtlarımızı şapka yapalım, deneyimlerimizi ayağımıza çizme olarak geçirip, sahadaki gerçeklerle yoğurulmuş bilgileri olaylara hazırlıklı olma erken uyarıları olarak mahalle eğitimleri aracılığıyla yaymaya başlayalım.

Geçmiş olsun, bir daha olmasın.

Prof. Dr. E. Didem EVCİ KİRAZ

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD. Öğretim Üyesi, Disiplinlerarası Çevre Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı

kacuv (1) kapak

Tedavi Gören Bir Çocuğun Umudu Sizinle Birlikte

Kanserli Çocuklara Umut Vakfı’nın (KAÇUV) tasarım stüdyosu Form&Seek işbirliğiyle hayata geçirdiği “İyi Şeyler Koleksiyonu” KAÇUV Umut Dükkanı’nda online olarak satışa sunuldu. Tedavi sürecindeki çocukların yaptığı çizimlerden ilham alınarak hazırlanan, birbirinden renkli ve şık fular, çorap, matara, çanta ve hoodie gibi ürünlerden oluşan koleksiyonun tüm geliri kanser tedavisi gören çocuklara umut olacak.

Kurulduğu 2000 yılından bu yana kanser tedavisi gören çocuklara ve ailelerine ücretsiz konaklama, psikolojik, psikososyal ve sosyoekonomik destek hizmetleri sunan Kanserli Çocuklara Umut Vakfı (KAÇUV), tasarım stüdyosu Form&Seek ile işbirliği gerçekleştirerek “İyi Şeyler Koleksiyonu”nu hayata geçirdi.

“İyi Şeyler Oluyor!” sloganıyla görsel ve duygusal olarak umut ve iyilik mesajını taşıyan, birbirinden renkli ve şık fular, çorap, matara, çanta ve hoodie gibi ürünlerden oluşan koleksiyon www.kacuvumutdukkani.org adresinde yer alan KAÇUV Umut Dükkanı’nda online olarak satışa sunuldu. Koleksiyondan satın alınan her ürün, KAÇUV tarafından kanser tedavisi gören çocuklara ücretsiz olarak verilen hizmetlere dönüşecek.kacuv (1) k

KAÇUV Umut Dükkanı’nda yer alan “İyi Şeyler Koleksiyonu”ndaki ürünlerin üzerinde yer alan çizimlerin her biri, tedavi sürecindeki çocukların sanat terapilerinde ve atölyelerde yaptığı çizimlerden ilham alınarak hazırlandı.

Çocukların hayal dünyasını yansıtan bu çizimler, tasarımcılar tarafından fular, çorap, matara, çanta ve hoodie gibi günlük hayatta kullanılabilecek ürünlere uyarlandı. KAÇUV Umut Dükkanı ise satışı yapılan tüm ürünlerin gelirinin, kanser tedavisi gören çocuklara ücretsiz verilen hizmetlere dönüştüğü www.kacuvumutdukkani.org adresinde yer alan online bir sosyal fayda platformu.

 

Tehlikeli

İstanbul’da Hava Sıcaklığı Tehlikeli Değerlere Ulaştı

Afrika üzerinden gelen sıcak hava dalgasının etkisiyle İstanbul’da sıcaklıklar 39 dereceye kadar, bazı bölgelerde ise 40°C’nin üzerine çıktı. AKOM, insan ve hayvan sağlığı açısından tehlikeli değerlere ulaşan sıcaklıklara karşı özellikle 11.00 ila 16.00 saatleri arasında dikkatli olunması gerektiğini duyurdu.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Afet İşleri Dairesi Başkanlığı (AKOM), Afrika kökenli sıcak hava dalgasının İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin büyük bölümünde etkisini artıracağını duyurdu. Yapılan açıklamada, sıcaklıkların dün (23 Temmuz) öğle saatlerinde 39°C civarında seyretmesi ve bazı bölgelerde ise 40°C’nin üzerine çıkmasıyla birlikte haftanın en sıcak gününün yaşanacağı belirtildi.

Bunaltıcı Sıcak Hava Koşulları Devam Edecek

Akşam saatlerinden itibaren kuzeyli yönlerden esecek rüzgarın (poyraz), pazar gününe kadar aralıklarla 20-50 km/s şiddetinde etkili olması bekleniyor. Poyraz, gündüz sıcaklıklarının aşırı yükselmesini engellese de havadaki bağıl nem oranının %40 ile %85 arasında artmasına yol açacak. Bu nedenle pazar gününe kadar bunaltıcı sıcak hava koşulları devam edecek.

Uzmanlar, yüksek nemin insan vücudundaki hücre gözeneklerine yapışarak aşırı terlemeye yol açtığını belirtiyor. Terleme yoluyla kaybedilen sıvı, vücut sıcaklığının düzenlenmesini zorlaştırıyor. Bu nedenle yurttaşların bol su tüketmeleri ve mümkün olduğunca gölgede kalmaları tavsiye ediliyor.

İnsan ve Hayvan Sağlığı Açısından Tehlikeli

İnsan ve hayvan sağlığı açısından tehlikeli değerlere ulaşan sıcaklıklara karşı özellikle 11.00 ila 16.00 saatleri arasında dikkatli olunması gerekiyor. Güneş ışınlarının en dik geldiği bu saatlerde; yaşlılar, hamileler, solunum yolu rahatsızlıkları bulunanlar, kalp yetmezliği gibi kronik hastalıkları olan vatandaşların güneş altında bulunmaması öneriliyor. Yetkililer, yurttaşları sıcak hava koşullarına karşı dikkatli ve tedbirli olmaya davet ediyor.

“İstanbul’da Sıcaklık Rekoru Kırılma İhtimali Bulunuyor”

Kandilli Rasathanesi Meteoroloji Laboratuvarı Meteoroloji Mühendisi Adil Tek ise uyarılarda bulunarak şunları söyledi: “Bu ayın 25 ve 26’sında İstanbul’da sıcaklık değerlerinin 43-44 derecelere kadar çıkacağını tahmin ediyoruz. İstanbul’da sıcaklık rekoru kırılma ihtimali bulunuyor. Cuma ve cumartesi günü en pik değerlerine çıkmış olacak. Cuma ve cumartesi günü sıcaklıklar en yüksek değerlere çıkacak.”