#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
Mimari

Etik, Sürdürülebilirlik ve Yenilikle Mimari Dönüşüm

Dünya Mimarlık Günü dolayısıyla Sürdürülebilir Mimarlık Küresel Ödülü’nün 19’uncusu 15 Nisan 2026 tarihinde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde “Mimarlık Dönüşümdür” teması altında gerçekleşecek. Ödül sahipleri etkinlik sırasında resmi olarak açıklanacak.

2025 yılında “Mimarlık İnşadır” temasıyla yenilikçi ve esnek yapı süreçlerine odaklanan Sürdürülebilir Mimarlık Küresel Ödülü, bu yıl “Mimarlık Dönüşümdür” temasıyla düzenlenecek. 2026 yılı kazananları ise 15 Nisan 2026 tarihinde, İstanbul’da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ndeki sempozyumda açıklanacak.

Düşünce Üretmekten Uygulama Aşamasına Geçiş

2006 yılında mimar ve araştırmacı Jana Revedin tarafından kurulan Sürdürülebilir Mimarlık Küresel Ödülü, her yıl beş mimar, şehir plancısı veya peyzaj tasarımcısını mimarlık alanında yaptıkları çalışmaları için ödüllendiriyor. 2011 yılından bu yana UNESCO’nun sahiplenmesi ve 2024’ten itibaren Uluslararası Mimarlar Birliği’nin (UIA) desteğiyle sürdürülen ödül; etik, sürdürülebilirlik ve yeniliği mesleğinin merkezine alan vizyoner mimarları bir araya getirmekle birlikte küresel bir hareket olarak düşünce üretme «think tank» aşamasından uygulama «do thank» aşamasına geçerek dünya genelinde bir etki yaratmayı hedefliyor.

2026 Jüri Üyeleri, Prof. Dr. Jana Revedin başkanlığında şu isimlerden oluşuyor:

  • Marie-Hélène Contal, mimar, Paris, Fransa — École Spéciale d’Architecture Dekanı
  • Jacopo Galli, mimar, IUAV Venedik Üniversitesi, İtalya
  • Dr. Spela Hudnik, mimar, Ljubljana Üniversitesi, Slovenya
  • Dr. Deniz İncedayı, mimar, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, İstanbul, Türkiye
  • Marta Maccaglia, mimar, Lima, Peru — 2018 Küresel Ödül Sahibi
  • Boonserm Premthada, mimar, Bangkok, Tayland — 2018 Küresel Ödül Sahibi
  • Dr. Ashraf M. Salama, mimar, Newcastle, Birleşik Krallık — UNESCO-UIA Eğitim Konseyi Eş Direktörü
  • Nuno Soares, mimar, Makao, Çin — UNESCO-UIA Doğrulama Konseyi Eş Direktörü
Mimarlık, Eşitliğin Tetikleyicisi Olabilir mi?

Son başvuru tarihi 30 Ocak 2026 olan ödül programıyla ilgili açık çağrı ise şu şekilde: “Mimarlık, eşitliğin tetikleyicisi olabilir mi? Ekolojik, toplumsal ve ekonomik döngüselliği, kültürel ve sosyal uyumlanabilirliği, kapsayıcılığı ve vatandaşların aktif katılımını nasıl teşvik edebiliriz? Gelecekte geri dönüştürülebilir, uyarlanabilir ve biyoklimatik mimariyi şekillendirecek araçlar, malzemeler ve teknolojiler nelerdir?

2027 yılında, Sürdürülebilir Mimarlık Küresel Ödülü ‘nün 20’nci yıldönümü “Mimarlık Eşitliktir” teması altında kutlanacak. Bu özel yıl, mimarlığın eşitlik, sürdürülebilirlik ve toplumsal katılım için dönüştürücü bir güç olduğunu yeniden vurgulama misyonunu taşıyor. Toplumsal ayrışmanın önüne geçen ve toplumları dönüştürebilen bir disiplin olarak mimarlığın gücünü hatırlatıyor.

Beş ödül alan mimar, mayıs ayında Venedik IUAV Üniversitesi’nde düzenlenecek olan 2027 Sempozyumu’nda açıklanacak ve çalışmaları ArchiTangle tarafından yayımlanacak özel bir yayında yer alarak mimarlığın geleceğini şekillendirme konusundaki katkıları daha geniş bir kitleye ulaştırılacaktır.”

Kanal

WWF Türkiye: “Kanal İstanbul Varsa İstanbul’un Geleceği Yok”

Kanal İstanbul Projesi’ne verilen “ÇED Olumlu” kararına karşı WWF-Türkiye’nin (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) kendi davasını yürüttüğü süreçte, dosyalara ilişkin olarak açıklanan bilirkişi raporuyla ilgili değerlendirmede bulundu. Değerlendirmeye göre; bilirkişi raporu net bir şekilde Kanal İstanbul’un, İstanbul’un tatlı su kaynaklarını yok edeceğini, sulak alanları geri dönülmez biçimde tahrip edeceğini ve Marmara Denizi’nin kırılgan ekosistemini daha da zayıflatacağını ortaya koyuyor.

WWF-Türkiye, Kanal İstanbul Projesi’ne verilen “ÇED Olumlu” kararına karşı meslek odaları, belediyeler, sivil toplum kuruluşları ve hak savunucularının yanı sıra vakfın da kendi davasını yürüttüğü süreçte, dosyalara ilişkin olarak açıklanan bilirkişi raporu ile ilgili bir değerlendirme yaptı. Vakıf, raporda yer alan bulguların yıllardır doğa savunucularının dile getirdiği tehlikeleri bilimsel verilerle doğruladığını belirterek, projenin İstanbul’un geleceğini geri dönülmez biçimde tehdit ettiğine dikkat çekti.

WWF_Kanal_Istanbul_Bilirkisi_Raporu k

Bilirkişi Raporu Ne Diyor?
Tatlı Su Krizi Kapıda
  • Kanal İstanbul’un hayata geçmesiyle Sazlıdere Barajı ortadan kalkacak, Terkos Gölü ise ciddi tuzlanma riskiyle karşı karşıya kalacak.
  • Yeni yapılacak barajların İstanbul’un artan su ihtiyacını karşılaması mümkün görünmüyor.
  • Nüfus artışı, iklim değişikliği kaynaklı yağış düzensizlikleri ve yeni yerleşim baskısı İstanbul’un su krizini derinleştirecek.
Sulak Alanlar ve Biyolojik Çeşitlilik Tehlikede
  • Küçükçekmece Lagünü, Sazlıdere Barajı’nın yok olmasıyla tuzlanacak ve mevcut türlerin çoğu yaşam şansı bulamayacak.
  • Kanal güzergahındaki lagün, Marmara Denizi ile birleştiğinde B Sınıfı Sulak Alan özelliğini kaybedecek. Bu durumda ortam tuzlu su karakterine dönüşecek, algal flora, zooplankton ve balık faunası tamamen değişecek. Kuşların göç yolu üzerindeki önemli bir sulak alan kaybedilecek.
  • ÇED raporunda İstanbul’un biyoçeşitliliğinin ev sahibi bu ekosistemlerin korunmasına dair hiçbir önlem bulunmuyor.
  • Bilirkişi raporu, ÇED Raporu’nda projenin su kaynaklarına uzun vadeli etkileri hakkında ayrıntılı etki analizleri ve koruyucu planlama önerileri sunulmadığına, su kaynaklarının korunmasına ilişkin önerilerin yeterli düzeyde detaylandırılmadığına, yer altı su seviyesi düşüşü ve tuzlanma riskine karşı mekansal risk haritaları, modelleme senaryoları ve önleyici müdahale planlarına yer verilmediğine dikkat çekiyor.
Marmara Denizi’nin Kırılgan Ekosistemi
  • ÇED raporunda Marmara Denizi’ndeki ekolojik riskler eksik değerlendirildi.
  • 2021’de yaşanan ve o dönemden bu yana aralıklı olarak görülmeye devam eden Marmara’daki denizel yaşamı tehdit eden müsilaj felaketine dair tek bir değerlendirme yok.
  • Balıkçılık anketleri yalnızca 12 kişiyle sınırlı tutulmuş ve Marmara’daki balıkçıların görüşleri yok sayılırken proje kapsamından en fazla etkilenecek olan Marmara’daki balıkçı barınaklarındaki tekne sayısı, aktif balıkçı sayısı ve potansiyel etkilenme düzeyine ilişkin herhangi bir veri sunulmamış. Kanal İstanbul’un neden olabileceği sosyoekonomik sorunlardan kaç kişinin etkileneceğine ve bu durumun nasıl yönetileceğine dair çözüm önerilerine de raporda yer verilmemiş.
  • Proje kapsamında yapılacak çalışmaların fauna ve floraya etkisini azaltmak için çeşitli önlemlerin alınacağı belirtilmiş. Nisan–Eylül döneminde balıkların yumurtlama dönemi olduğu, bu yüzden denizde tarama yapılmayacağını belirtilmiş. Fakat çalışma alanında üreme faaliyetini gerçekleştiren balıklardan bazı türler yılın farklı dönemlerinde yumurtlamaktadır. Tarama sürecinde bu türlerin zarar görmesi öngörülmektedir. Tehlike altındaki türler kapsamında olan Cystoseira türleri Karadeniz için, birinci derecede korunma statüsündedir (UNEP/MAP, 1999). Bu türün tarama sürecinde hem çalışma hem de etki alanında önemli derecede zarar göreceği düşünülmektedir.
  • Açılacak olan yeni kanalın en az 100 sene işlevsel kalacağı göz önüne alındığında gelecek iklim değişikliğinin yeni kanal ile Marmara Denizi’ne ve Karadeniz’e etkilerinin incelenmesi gerekmektedir. İklim değişikliği yüzünden değişecek olan her üç denizdeki tuzluluk, sıcaklık ve rüzgardaki değişimlerin nasıl bir dengeye ulaşabileceği hiçbir şekilde tartışılmamıştır.
ÇED Raporundaki Diğer Eksiklikler
  • Hava kalitesi, asbest, hafriyat ve dip tarama konularında ciddi açıklar var.
  • Önemli bir bölümü kullanım dışı kalacak olan ve hayvancılık maliyetlerini artıracağına raporda yer verilen mera alanları ve erozyon ile ilgili riskler değerlendirilmemiş. ÇED, bilimsel temelden uzak ve koruma stratejileri içermeyen eksik bir rapor olarak öne çıkıyor.
“Kanal İstanbul Projesi Acilen İptal Edilmeli”

WWF-Türkiye’nin değerlendirmesine göre bilirkişi raporu net bir şekilde Kanal İstanbul’un İstanbul’un tatlı su kaynaklarını yok edeceğini, sulak alanları geri dönülmez biçimde tahrip edeceğini ve Marmara Denizi’nin kırılgan ekosistemini daha da zayıflatacağını ortaya koyuyor.

WWF-Türkiye, “İstanbul’un yaşam kaynaklarını korumak için Kanal İstanbul Projesi acilen iptal edilmeli” çağrısını yaptı.