#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
nathan-dumlao-kDxqbAvEBwI-unsplash

Dünyadaki 3,4 milyar İnsan Güvenli Sanitasyon Hizmetlerine Erişemiyor!

DSÖ ve UNICEF’in birlikte hazırladıkları 2025 yılı verilerine göre, günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık yarısı, yani 3,4 milyar insan hâlâ güvenli şekilde yönetilen sanitasyon hizmetlerine erişemiyor. Her yıl 19 Kasım tarihi Dünya Tuvalet Günü olarak kabul edilirken günün 2025 temasıyla yaşlanan altyapı, artan talep, düşük yatırım ve iklim değişikliğinin etkileri gibi büyüyen zorluklar karşısında sanitasyona erişimi korumaya ve genişletmeye yönelik eylem çağrısı yapılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM), 2013 yılında “Herkes için Sanitasyon” başlıklı bir karar kapsamında 19 Kasım tarihini “Dünya Tuvalet Günü” olarak kabul etti. Dünya ölçeğinde suya ve sanitasyona erişim sorununa dikkat çekmeye çalışan bu günle küresel sanitasyon krizini çözmek için eylemleri hızlandırmak ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’ndan (SKA’lar) biri olan 2030’a kadar herkes için su ve sanitasyon hedefini başarmak amaçlanıyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve UNICEF’in beraber hazırladıkları 2025 verileri sorunun sanılandan büyük olduğunu ortaya koyuyor. Bugün dünya nüfusunun yaklaşık yarısı yani 3,4 milyar insan hâlâ güvenli şekilde yönetilen sanitasyon hizmetlerine erişemiyor. 354 milyon insan hâlâ açıkta dışkılama yapıyor; bu durum özellikle kadınlar ve kız çocukları için hastalık riskini artırıyor. Küresel nüfusun yalnızca %58’i güvenli şekilde yönetilen sanitasyon hizmeti kullanıyor. Evsel atık suyun %44’ü düzgün bir şekilde arıtılmıyor ve bu durum ekosistemlere ve insan sağlığına zarar veriyor.

Her Gün 5 Yaş Altındaki Yaklaşık 1000 Çocuğun Ölümünden Sorumlu

Dünyadaki okulların %22’sinde temel sanitasyon hizmetlerine erişim bulunmazken, DSÖ de yetersiz sanitasyon ve hijyen ile kolera, ishal, dizanteri, hepatit A ve tifo gibi hastalıkların ilişkisine dikkat çekiyor. Öyle ki güvensiz su, sanitasyon ve hijyen koşulları, her gün 5 yaş altındaki yaklaşık 1000 çocuğun ölümünden sorumlu.

Tüm bu kötü tablodan yola çıkılarak Dünya Tuvalet Günü’nün 2025 teması  “Tuvalete Her Zaman İhtiyacımız Olacak” şeklinde belirlendi. Temayla yaşlanan altyapı, artan talep, düşük yatırım ve iklim değişikliğinin etkileri gibi büyüyen zorluklar karşısında sanitasyona erişimi korumaya ve genişletmeye yönelik eylem çağrısı yapılıyor.

Sanitasyonun bir insan hakkı olduğunu hatırlatan tema, güvensiz ya da hiç olmayan sanitasyonun, insanların sağlığını tehlikeye atarak eşitsizlikleri derinleştirdiğine dikkat çekmeye çalışıyor.

“Değişen bir dünyada, tek bir şey sabittir: Tuvalete her zaman ihtiyaç duyacağız. Gelecekte ne olursa olsun, hastalıklardan korunmak ve çevremizi temiz tutmak için her zaman sanitasyona güveneceğiz” ifadelerini kullanan bu yılın teması ayrıca iklim değişikliği ile sanitasyon arasındaki ilişkiye de değiniyor.

Suyun Geleceği Daha Kıt ve Öngörülemez

İklim değişikliği, suyun geleceğini daha kıt ve öngörülemez hale getirirken buzullar, buz tepeleri ve kar örtüleri hızla yok oluyor. Erime suyu akışındaki değişkenlik, alçak bölgelerde yaşayan çok sayıda insan için tatlı su kaynaklarının düzenlenmesini etkileyebileceğini, bunun sonucunda da sanitasyon hizmetlerinin bozulabileceğine dikkat çekiliyor. Yanı sıra artan sel ve yükselen deniz seviyeleri, tuvaletler, kanalizasyon altyapısı ve atık su arıtma tesisleri gibi sanitasyon sistemlerini su altında bırakıp tahrip edebileceği, böylece toprak, su kaynakları ve yerel ekosistemler dışkı ile kirlenebileceği uyarısı da yapılıyor.

BM’nin 2020 raporuna göre, 2050 yılına kadar, yaklaşık 1,6 milyar insan sel riski altında olacak ve bu durum sanitasyon hizmetlerini bozabilecek. Ayrıca 3,2 milyar insan ciddi su kıtlığı riski yüksek bölgelerde yaşayacak ve bu da sanitasyon hizmetlerini olumsuz etkileyecek.

BM’ye bağlı Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli”nin (Intergovernmental Panel on Climate Change – IPCC) verilerine göre de günümüzde deniz seviyesi 1900 yılına göre yaklaşık 20 santimetre daha yüksek durumda ve bu özellikle kıyı bölgelerindeki sanitasyon altyapısının su altında kalma riskini artırmaya devam ediyor. Artan buzul erimesi de, sanitasyondan kaynaklanan metan emisyonlarıyla daha da kötüleşerek küresel deniz seviyelerinin yükselmesine önemli ölçüde etkide bulunuyor.