#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
Doğanın

“Doğanın Haklarını Sanatla Savunuyoruz”

Bulut Renas Kaçan’ın yönetmenliğini yaptığı ve Doğa Derneği’nin yapımcılığını üstlendiği iki belgesel, zeytinliklerin yaşam hakkı mücadelesini ve Anadolu’nun doğayla uyumlu üretim kültürünü sinemanın diliyle anlatarak iki ödül kazandı. Yönetmen Kaçan, “Amacımız, doğanın haklarını sanat yoluyla savunmak” diyerek Döngü’nün, doğayı savunan herkesin ortak sesi ve ödülün, doğanın haklarını savunan herkese ait olduğunu söyledi.

Bulut Renas Kaçan’ın yönetmenliğini yaptığı ve Doğa Derneği’nin yapımcılığını üstlendiği iki belgesel, zeytinliklerin yaşam hakkı mücadelesini ve Anadolu’nun doğayla uyumlu üretim kültürünü sinemanın diliyle anlatarak iki ödül kazandı. “Döngü”, 27 Eylül’de Adana’da düzenlenen 32. Uluslararası Altın Koza Film Festivali’nde Mansiyon Ödülü’nü kazanırken “Çağ” belgeseli ise 28 Eylül’de İstanbul’da gerçekleştirilen 8. Doğal Yaşam Festivali kapsamında bu yıl ilk kez düzenlenen “Doğanın Ruhu” Kısa Film Yarışması’nda birincilik ödülünü kazandı. Her iki belgeselin yönetmenliğini Bulut Renas Kaçan üstlendi.

dongu afis

Zeytin Kültürünün Hikayesi

Bu yıl Adana Altın Koza Film Festivali’ne kabul edilen 65 film arasından seçilen “Döngü”, doğayı manzara olmaktan öteye taşıyarak, yaşamın öznesi olarak ele alıyor. Film, doğa hakkı savunuculuğunun odağına insan ve doğa arasındaki karşılıklı bağı yerleştiriyor. Toplulukların doğayla uyumlu yaşam biçimlerini, dayanışma kültürünü ve müşterek üretim pratiklerini anlatan belgesel, yaşamın sürekliliğini besleyen döngülerin bir parçası olduğumuzu hatırlatıyor.

Binlerce Yıldır  Süregelen Bir Yaşam Biçimi

Zeytin kültürü, binlerce yıldır süregelen bir yaşam biçimi. Doğanın anayasasına göre biçimlenmiş, üç haktan yalnızca birini kendine alan; yılanlar, sincaplar, karatavuklarla bir arada olan kültürün örneği. “Döngü” filmi, tüm yıkımlara karşı direnen kadim bir vadinin, zeytini, insanı, canlıyı ve cansızı iç içe anlatan hikayesini beyaz perdeye taşıyor.

“Kamera İnsana ve Ağaca Yer Açıyor”

FilmHafızası’ndan Yazar Tuba Büdüş’ün değerlendirmesine göre “Döngü, Seferihisar’ın bir köyünde doğa dostu zeytinciliği, “mücadele anlatısı”na sığınmadan, günlük pratiklerin içinden kuruyor. Yaklaşık 30–40 dakikalık süre, klasik çevre belgesellerindeki tehdit–çatışma–zafer şemasını bilerek geride bırakıyor; yerel üreticilerin yıl boyunca izlediği takvimi (ot yönetimi, meracılık, hasat ve koruma yöntemleri) adım adım anlatıyor. Böylece film, soyut “ekoloji söylemi” yerine işleyen bir model gösteriyor: nasıl yapılır, neden böyle yapılır, sonuçta ne değişir?

Yönetmen geride duruyor, kamera insana ve ağaca yer açıyor. Böylece finalde “ekoloji” bir slogandan çok, yaşanan bir pratik olarak kalıyor. Kurulan döngü, zeytin belgesellerinin alışılmış çerçevesini tersyüz edip yapılabilir olanı gösteriyor.”

belgesel k

Çağ, Doğa Dostu Üretimin Mümkün Olduğunu Gösteriyor

“Çağ” belgeseli ise Anadolu’da hâlâ sürdürülen doğayla uyumlu üretim yöntemlerinden biri olan çağıl örme tekniğine dikkat çekiyor. İzmir’in erkence zeytinliklerinde kullanılan bu yöntem, zeytin ormanlarının biyolojik çeşitliliğini destekliyor, iklim değişikliğine karşı dayanıklılığını artırıyor. Film, doğa dostu üretimin mümkün olduğunu ve kadim bilgilerin bugün yaşadığımız iklim değişikliği ve kuraklık gibi sorunlara ışık tutabileceğini gösteriyor.

“Bu Ödül, Doğanın Haklarını Savunan Herkese Ait”

Yönetmen Bulut Renas Kaçan, “Amacımız, doğanın haklarını sanat yoluyla savunmak. Döngü, doğa mücadelesinde doğayla olan iyi ilişkimizi ve bu ilişkinin nasıl sürdürüldüğünü ortaya koyuyor. Bu film, doğayı savunan herkesin ortak sesi. Bu ödül, doğanın haklarını savunan herkese ait.” dedi ve ekledi “Döngü filmi beklediğimiz ilgiyi görüyor, Adana ve İstanbul’un ardından, 12. Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali’nde (BİFED) finalist filmlerden biri oldu. Önümüzdeki günlerde çeşitli festivaller ve özel gösterimler yoluyla seyircisiyle buluşmaya devam edecek.”

Hayvanları

Gezegeni Korumanın Yolu Hayvanları Korumaktan Geçiyor

Her yıl 4 Ekim’de dikkat çekilen “Dünya Hayvanları Koruma Günü” bu sene 100 yaşında. Günün 2025 yılı teması ise “Hayvanları Koru, Gezegeni Koru!” Tema ile biyoçeşitlilik kaybı, türlerin yaşam alanlarının yok edilmesi, endüstriyel hayvancılık ve kirlilik gibi sorunlara işaret etmenin yanı sıra hayvanlara davranış şeklimizin çevre üzerindeki etkileri göz önüne seriliyor.

“Dünya Hayvanları Koruma Günü” düşüncesi ilk kez Alman yazar, yayıncı ve hayvan hakları aktivisti Heinrich Zimmerman tarafından ortaya atıldı ve bundan 100 yıl önce Zimmerman, ilk etkinliği 1925 yılında, Berlin’de düzenledi.

İlk etkinlik her ne kadar mart ayında gerçekleştirilmiş olsa da Zimmerman bu günün, hayvanların koruyucu azizi olarak kabul edilen Aziz Fransis’in yortusu olan 4 Ekim’de kutlanmasını talep etti ve bu tarih her yıl “Dünya Hayvanları Koruma Günü” olarak ifade ediliyor. Gün kapsamında küresel çapta etkinlikler düzenleniyor. Soyu tükenme tehlikesi altındakiler başta olmak üzere tüm hayvanlar ve onlarla ekosistem arasındaki ilişkiye dikkat çekilerek farkındalık yaratılmaya çalışılıyor.

Biyoçeşitlilik Kaybı Birincil Önemde

Dünya Hayvanları Koruma Günü’nün 2025 teması ise “Hayvanları Koru, Gezegeni Koru!” olarak belirlendi. Bu yılki tema, hayvan refahı ile gezegen sağlığı arasındaki bağlantıyı hatırlatıyor. Biyoçeşitlilik kaybı, yaşam alanlarının yok edilmesi, endüstriyel hayvancılık ve kirlilik gibi sorunlara vurgu yapılarak hayvanlara nasıl davrandığımızın çevre üzerindeki etkileri gözler önüne seriliyor.

Gezegenimiz için kilit öneme sahip türlerin korunması, onların çevresindeki çeşitli yaşam alanlarının da korunmasını sağlıyor. Örneğin; kaplanlar veya kurtlar gibi hayvanları korumak, onların yaşadığı bölgenin de doğal haliyle korunmasına zemin oluşturuyor.

80 milyar Kara Hayvanı Tarım Amaçlı Kullanılıyor

Hayvanları koruma faaliyetlerinde göz ardı edilen en önemli başlıklardan birini çiftlik hayvanları oluşturuyor. Günümüzde küresel çapta her yıl 80 milyar kara hayvanı tarım için kullanılıyor. Bu hayvanların yaklaşık 56 milyarının gıda sistemlerinde hapsolduğu tahmin edilirken üstelik su altı çiftliklerinde gözlerden uzak şekilde tutulan milyarlarca deniz canlısı buna dahil bile değil!

Fabrika türü çiftliklerde hayvanlar, doğal olmayan ortamlarda yaşıyor ve gereksiz, aşırı fiziksel ve psikolojik acılara maruz kalıyor. Aynı zamanda vahşi hayvanların yaşam alanları, milyarlarca çiftlik hayvanına yem üretmek amacıyla yok ediliyor. Dolayısıyla Dünya Hayvanları Koruma Günü kapsamında hayvanlara ve doğaya saygının gıda sisteminin merkezinde olduğu; adil, sürdürülebilir, dirençli ve dünyanın beslenme ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir sistemin yaratılması gerekliliği hatırlatılıyor.

Bu özel günle ayrıca yabani hayatlarından alınarak, satılan ya da özellikle eğlence ve turizm sektöründe esaret altında tutulan kaplan, fil, yunus ve balina gibi türlerin doğaya döndürülmesi amaçlanıyor. Bunun için geç kalınan durumlarda ise bu hayvanları koruyacak alanlar sağlamak, fiziksel ve psikolojik ihtiyaçlarını sağlamak için alternatif çözümler oluşturuluyor.

Eylül

Eylül Ayında Gözümüzden Kaçmayanlar

Kanal İstanbul projesine verilen “ÇED olumlu” kararına karşı açılan dava için hazırlanan bilirkişi raporu, projenin ciddi çevresel ve sismik riskler taşıdığını, su kaynaklarını geri dönülemez şekilde tehdit ettiğini ve kültürel varlıkların yok olabileceğini ortaya koydu; İklim Ağı, seragazı emisyonlarının 2023’e kıyasla %16 artıracağı gerekçesiyle Türkiye’nin 2035 iklim hedefinin eksiklerine ve yaratacağı risklere dikkat çeken bir açıklama yayımladı; Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin’in 2035 yılına kadar ekonomi genelinde seragazı emisyonlarını %7-10 oranında azaltacağını ve “daha iyisini yapmak için çabalayacağını” söyledi.

Gözde İVGİN

Kanal İstanbul projesine verilen “ÇED olumlu” kararına karşı açılan dava için hazırlanan 400 sayfalık bilirkişi raporu tamamlandı. Rapor, projenin ciddi çevresel ve sismik riskler taşıdığını, su kaynaklarını geri dönülemez şekilde tehdit ettiğini ve kültürel varlıkların yok olabileceğini ortaya koydu. Raporda, ÇED dosyasının da teknik ve bilimsel açıdan yetersiz olduğu vurgulandı.

*

Bu yıl orman yangınlarıyla mücadele eden Yunanistan’da 470 bin dönümden fazla alanın yandığı açıklandı.

*

İsviçreli Earth Action For Impact organizasyonu, 5 Eylül’ü “Plastik Aşım Günü” olarak tanımladı. Araştırmacılara göre, bu tarih, insanlığın plastik atığını küresel olarak yönetme kapasitesini resmen aştığı tarih oldu. Bu yıl yaklaşık 225 milyon ton plastik atık üretileceği tahmin ediliyor. Bu plastik atıkların yalnızca 72 milyon tonluk kısmının büyük ihtimalle kirliliğe yol açacağı tahmin ediliyor.

*

15 sivil toplum kuruluşunun oluşturduğu İklim Ağı, seragazı emisyonlarının 2023’e kıyasla %16 artıracağı gerekçesiyle Türkiye’nin 2035 iklim hedefinin eksiklerine ve yaratacağı risklere dikkat çeken bir açıklama yayımladı. Açıklamada hedefin katılımcılıktan uzak hazırlandığı, kömür politikalarına değinilmediği ve kamu yararına aykırı olduğu ifade edildi.

*

Avrupa Birliği (AB) Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nin verilerine göre ağustos ayı kayıtlardaki en sıcak üçüncü ağustos olarak ölçüldü; küresel yüzey hava sıcaklığı 1991-2020 ortalamasının 0,49 derece üzerinde, 16,60 derece olarak kaydedildi.

*

Artvin’in Borçka ilçesinde 19-21 Eylül’de etkili olan şiddetli sağanaklar sırasında, 8-9. yüzyıllarda inşa edildiği tahmin edilen, Klaskur Deresi üzerindeki asırlık taş kemer köprü yıkıldı.

*

Finlandiya hükümetinin hazırladığı 171 sayfalık “Gelecek Raporu”, önümüzdeki 20 yıl içinde görülebilecek senaryoları içeriyor. Raporda; küresel işbirliğiyle refah, teknoloji devlerinin tahakkümü, sertleşen bloklar ya da iklim felaketiyle birlikte dağılan AB ve NATO gibi senaryolar yer alıyor.

*

İzmir’in içme suyu ihtiyacının büyük bir bölümünün karşılandığı Tahtalı Barajı’nda doluluk oranı %4’ün altına düştü.

*

Dünya Meteoroloji Örgütü, eylülden itibaren etkili olması beklenen La Niña’nın geçici soğutma etkisine rağmen, sıcaklıkların ortalamanın üzerinde seyredeceğini açıkladı.

*

Coventry Üniversitesi Tarım Ekolojisi, Su ve Direnç Merkezi’nin yaptığı yeni bir araştırmaya göre, pandemi dönemi kullanılmaya başlanan milyarlarca ton plastik maske parçalanarak mikroplastiklere ve çeşitli kimyasal katkı maddelerine dönüşüyor. Bu da insan sağlığı ve ekosistemler için nesiller boyu sürebilecek bir risk yaratıyor.

*

Temiz Etiket Projesi adlı çalışma kapsamında test edilen organik kahve örneklerinin geleneksel kahveye göre, bir tür glifosat yan ürünü olan AMPA’yi %5 daha fazla içerdiği ortaya çıktı. Çalışmada en güvenli seçenekler arasında Afrika menşeli çekirdekler ve koyu kavrulmuş kahveler yer alıyor.

*

Çin, ilk kez emisyonlarını azaltma konusunda kesin bir hedef belirledi. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Birleşmiş Milletler’e (BM) yaptığı video açıklamasında, Çin’in 2035 yılına kadar ekonomi genelinde seragazı emisyonlarını %7-10 oranında azaltacağını ve “daha iyisini yapmak için çabalayacağını” söyledi.

Gözümüzden Kaçmayanlar

Zeytin

Akbelen’de Sökülen Zeytinler için Soru Önergesi

Muğla’nın Milas ilçesindeki Akbelen’de, 15 Eylül günü zeytin ağaçlarının sökümüne başlanması kamuoyunda tepkilere yol açmıştı. “Süper izin” adıyla da bilinen 7554 sayılı Kanunu’nun yürürlüğünün durdurulması ve iptali için hukuki süreçlerin devam ettiğine dikkat çeken TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, zeytin ağaçlarının sökümüne ilişkin soru önergesi verdi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, kamuoyunda “süper izin yasası” olarak da bilinen 7554 sayılı Kanunu’nun yürürlüğünün durdurulması ve iptali için devam eden hukuki süreçlere karşın Akbelen’deki zeytin ağaçlarının kıyımına ilişkin soru önergesi verdi: “Bu durum hukuk devleti ilkesini ve kamu yararı gerekçelerini tartışmalı hale getirmektedir.”

Şık, yasanın yürürlüğünün durdurulması ve iptali için Anayasa Mahkemesi (AYM) ile Danıştay süreçleri devam ederken İkizköy’deki zeytin ağaçlarının sökülmesini Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündemine taşıdı.

Zeytinliklerin madencilik faaliyetlerine açılmasını da içeren 7554 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un kamuoyunun tepkisine rağmen yürürlüğe girdiğini vurgulayan Şık, “Bu kanuna dayanarak IC İçtaş-Limak ortaklığında kurulan YK Enerji, 15 Eylül 2025 tarihinde Milas’ta ağaç sökümüne başlamıştır. Halihazırda hukuki süreçler devam etmektedir” ifadelerini kullandı.

Şık, 4 Ağustos 2025’te yayımlanan “Maden Kanunu’nun Geçici 45. Maddesinin Uygulanmasına Dair Usul ve Esaslar” hakkında Danıştay 8. Dairesi’nde yürütmenin durdurulması talebiyle 77 zeytin üreticisinin iptal davası açtığını hatırlatarak şunları aktardı: “Ayrıca, 7554 sayılı Kanun’a karşı 17 Eylül’de de 260 milletvekilinin imzasıyla Anayasa Mahkemesi’ne iptal başvurusu yapılmıştır. Tüm bu hukuki süreçler devam ederken ağaç kesim ve söküm işlemleri sürmüş, demokratik haklarını kullanan yurttaşlara yönelik şiddet ve gözaltı olayları yaşanmıştır. Bu durum hukuk devleti ilkesini ve kamu yararı gerekçelerini tartışmalı hale getirmektedir.”

Şık, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’ya yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

  • Hukuki süreçler devam ederken gerçekleşen kesim ve söküm işlemlerinde nasıl bir kamusal yarar oluşmaktadır?
  • Bakanlığınız, zeytinliklerin tarımsal, ekolojik ve kültürel faydalarını gözeterek, kömür madeni genişlemesiyle elde edilecek geçici enerji faydasının zeytinliklerin sağladığı kalıcı kamu yararına üstün tutulmasını hangi gerekçeyle meşru görmektedir?
  • 7554 sayılı Kanuna ilişkin Danıştay’daki iptal davası sürerken yapılan söküm İşlemleri hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmakta mıdır?
  • Bölge halkına ve yerel idarelere kesim yapılacağı önceden bildirilmiş midir? Bildirilmediyse gerekçesi nedir?
  • Zeytin ağaçlarını taşıma işlemi için gerekli izinler verilmiş midir?
  • Taşınması mümkün olmayan zeytin ağaçları için Maden Kanunu’nun Geçici 45. Maddesi gereği nerede ve ne kadarlık yeni zeytin sahası tesis edilmiştir?
  • Ağaçların taşınacağı alanın mülkiyeti kime aittir?
  • Söküm yapılan alanın koordinatları ve mülkiyet durumu nedir?
  • Şu ana kadar kaç zeytin ağacı sökülmüştür?
  • Sökülen ağaçlar nereye taşınmıştır, nasıl bir işlem uygulanmaktadır?
  • Sökülen ağaçlara ilişkin bir işaretleme, kayıt veya dokümantasyon yapılmış mıdır?
  • Şirketin söküm için görevlendirdiği heyete ilişkin sözleşme detayları, çalışanların ücretleri ve söküm öncesi/sonrası raporlar Bakanlığınıza ulaşmış mıdır?
  • Zeytin ağaçlarının kesilmesi/sökülmesi nedeniyle kaybedilen tarımsal üretim, karbon yutak kapasitesi ve kültürel değerler için Bakanlığınızca bir kamu zararı hesaplaması yapılmış mıdır?
  • 3573 Sayılı Zeytincilik Kanunu, Anayasa, ilgili mevzuatlar ile Türkiye’nin taraf olduğu Paris Anlaşması ve iklim politikaları dikkate alındığında zeytinliklerin madencilik için yok edilmesi hukuka aykırılık teşkil etmekte midir?
  • Kömür madeni genişlemesi için zeytinlik dışında alternatif alanlar değerlendirilmiş midir? Değerlendirilmediyse gerekçesi nedir?
  • Türkiye’nin toplam kömür üretim ve elektrik arz güvenliği dikkate alındığında, Milas’taki zeytinliklerin sökülmesi ülke enerji ihtiyacına ne kadar katkı sağlayacaktır?
Toprak

Gezegeni ve Toprağı Korumak için “Onarıcılık”

Pek çok önemli ekosistem hizmeti sunan toprak, atmosfer ve bitki örtüsünün toplamından daha fazla karbon depoluyor. Ancak geleneksel tarım yöntemleri ve kimyasal gübre kullanımı nedeniyle toprak sağlığı risk altında.

TSKB Ekonomik Araştırmalar tarafından periyodik olarak yayımlanan Ekosisteme Dair’in 19. sayısında, toprağın ekosistemlerdeki önemli rolü ve onarıcı tarımın sunduğu faydalar incelendi.  Toprak, başta karbon depolama olmak üzere pek çok önemli ekosistem hizmeti sunuyor. Atmosfer ve bitki örtüsünün toplamından daha fazla karbon depolayan toprak, geleneksel tarım yöntemleri ve kimyasal gübre kullanımı nedeniyle risk altında. Bu çerçevede, yeni sayıda yalnızca “sürdürülebilirlik” yaklaşımının yeterli olmadığı, bunun yerine “onarıcılık” perspektifinin benimsenmesi gerektiği vurgulandı.

Tarımsal Sulamada Su Verimliliği Artırılmalı

Çalışmada, su stresinin ön plana çıktığı, ekosistem krizinin aşırı sıcaklar, kuraklık ve değişen yağış rejimleri ile etkisini giderek daha fazla hissettirdiği bir dönemde, tarımsal sulamada su verimliliğini artırmanın kaçınılmaz bir gereklilik haline geldiğinin altı çizildi. Ayrıca aşırı hava olaylarının gıda enflasyonu üzerindeki etkisinin ele alındığı sayıda, sert hava koşulları nedeniyle yaşanan don olaylarının meyve fiyatlarında artışlara yol açtığına da dikkat çekildi.

Ekosistem krizinin çok boyutlu etkileri Avrupa Birliği’nin (AB) 2040’a kadar emisyonları %90 azaltma hedefi, UNEP’in 2100 için öngördüğü 2,6-3,1°C sıcaklık artışı gibi güncel gelişmeler ele alındı. Buna ek olarak karbon kredilerinin ekosistem kriziyle mücadele, finansman açığını kapatma potansiyeli ve 2025 Kasım’ında Brezilya’da düzenlenecek COP30 gibi uluslararası gelişmeler de öne çıkan başlıklar arasında.

Yeni sayıda öne çıkan satır başları şu şekilde:

  • Onarıcı tarım ile üretilecek karbon kredileri hem karbon depolama hem de ekosisteme sunduğu yan faydaları üzerinden önemli bir potansiyel barındırıyor.
  • Tarımsal sulamada su verimliliğin artırılmasında modern sulama yöntemleri öne çıkıyor. Bu sayede %35 (yağmurlama) ila %65’e (damla) varan su tasarrufu sağlanabiliyor. DSİ verilerine göre, yüzeysel sulamada hektar başına saatte ortalama 3,75 litre, yağmurlama ve damlama sistemlerinde ise 1,25 litre su tüketiliyor.
  • Aşırı hava olayları, hem kısa vadeli olumsuz arz şoklarına neden olarak hem de taşımacılık maliyetlerini artırarak gıda enflasyonu üzerindeki yukarı yönlü riskleri besliyor.
  • Avrupa Komisyonu, 2040’a kadar seragazı emisyonlarını 1990 seviyelerine göre %90 azaltmayı öngören bir hedef önerdi.
  • 2025 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı, COP30, bu yıl 10-21 Kasım tarihleri arasında Brezilya’nın Belém şehrinde gerçekleştirilecek. Konferans öncesinde eylül ayında ülkelerin Ulusal Katkı Beyanları güncellemelerini tamamlamaları bekleniyor.
  • Orman finansmanı 2021-2025 döneminde yıllık ortalama 6 milyar dolar seviyesiyle ihtiyacın gerisinde kaldı.
  • İklim Değişikliği Başkanlığı Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) ve Türkiye Karbon Kredilendirme ve Denkleştirme (TR KDS) Yönetmeliklerine İlişkin Taslak Metinleri yayımladı. ETS ile belirli faaliyetlerden kaynaklanan seragazı emisyonları izlenecek, raporlanacak, doğrulanacak ve piyasa temelli bir sistem ile azaltılacak. TR KDS, ise ETS kapsamında yer almayan seragazı emisyonlarının azaltımı ve giderimi için karbon kredilerinin üretimi, kaydı, doğrulanması ve ticaretine imkan sağlayacak.
2024

Amazonlar 2024 Yılında Rekor Düzeyde Yandı

5 Eylül Amazon Günü ile dünyanın bu benzersiz bölgesindeki ormansızlaşmaya, iklim değişikliği nedeniyle yaşanan kuraklık ve yağış rejiminin düzensizleşmesine dikkat çekilmeye çalışılıyor. Son verilere göre, iklim değişikliğine bağlı kuraklık nedeniyle 2024 yılında, Brezilya Amazonu’ndaki 15,6 milyon hektarlık bir alan yangınlarda yok olarak rekor seviyeye ulaştı.

Başlangıçta Brezilya’da Amazonas Eyaleti’nin 5 Eylül 1805’te kuruluşunu anmak için kutlanan “Amazon Günü”, 2007 yılından itibaren Amazon bölgesinin çevresel, biyolojik ve kültürel önemine dikkat çekmek amacıyla giderek bir farkındalık gününe dönüştü.

“Amazon Günü”, Brezilya’da ve dünyanın birçok yerinde Amazon’un korunması, ormansızlaşma, bölgede artan kuraklıklar, orman yangınları, küresel iklim krizi ve yerli halkların hakları gibi konuların üzerine eğilmek için vurgulanıyor. Gün kapsamında ormansızlaşmayı durdurmak, ekosistemleri onarmak, gıda sistemini yeniden yapılandırmak, iklim adaletini sağlamak ve fosil yakıt çağını sonlandırmak temaları öne çıkarılıyor.

Bilinen Türlerin %10’una Ev Sahipliği Yapıyor

7 milyon kilometrekarelik alanıyla, 5,5 milyon kilometrekarelik kısmı ormanlarla kaplı olan Amazon, insanlığın en değerli doğal miraslarından biri olma özelliğini taşıyor. Bu bölge, Brezilya topraklarının %60’ını kaplamasının yanı sıra sekiz diğer Güney Amerika ülkesini de içine alıyor. Yalnızca Brezilya Amazonu’nda yaklaşık 30 milyon kişinin yaşadığı tahmin ediliyor. Amazon’un, dünyadaki bilinen türlerin %10’una ev sahipliği yaptığı düşünülürken, bölgede ortalama olarak her iki günde bir yeni bir hayvan veya bitki türü keşfediliyor.

Amazon’da yaklaşık 400 milyar ağacın bulunabileceği tahmin ediliyor. Bu ağaçlar her gün atmosfere 20 milyar ton su salarak Güney Amerika’daki yağış döngülerini etkiliyor. Yanı sıra Amazon’un ormanları ve topraklarında 150 ila 200 milyar ton karbon depolandığı tahmin ediliyor ki bu miktar özellikle iklim kriziyle mücadelede ve küresel sıcaklık artışını sınırlamada son derece hayati bir rol oynuyor.

Bütün bu hayati önemine rağmen her dakika Amazon yağmur ormanlarından yaklaşık 5 futbol sahası büyüklüğünde bir alan hayvancılık, soya ve palm yağı gibi tarım çeşitleri ve yer altı kaynakları uğruna yok ediliyor. Brezilya merkezli, çevresel izleme ve arazi kullanımındaki değişiklikleri analiz eden bir bilimsel veri ağı ve işbirliği platformu olan MapBiomas’ın verilerine göre, Amazon ormanlarının %17’si, Brezilya’daki kısmının ise %21’i halihazırda yok olmuş durumda.

Ormansızlaşma İnsanları da Öldürüyor

Tüm bunlara iklim değişikliğiyle bağlantılı kuraklığın da etkisiyle uzun süreli ve yıkıcı orman yangınları da eklendi. Brezilya Amazonu’ndaki yangınlar 2024 yılında rekor düzeyde 15,6 milyon hektarlık bir alanı yakarken bu, ABD’nin Georgia eyaleti büyüklüğünde bir alana denk geliyor.

Henüz yayımlanan yeni bir araştırma ormansızlaşmaya bağlı ısınmanın 20 yıllık dönemde küresel çapta yılda ortalama 28 bin 330 ölüme neden olduğunu tahmin ediyor. Bu ölümlerin yarısından fazlası, ısıya karşı savunmasız bölgelerdeki büyük nüfus nedeniyle Güneydoğu Asya’da gerçekleşmekle birlikte üçte biri tropikal Afrika’da, geri kalanı ise Orta ve Güney Amerika’da meydana geldi.

Bilim insanları ayrıca, Amazon’un iklim değişikliği ve ormansızlaşma nedeniyle geri dönüşü olmayan bir eşik noktasına ulaşma riskiyle karşı karşıya olduğu konusunda uyarıyor çünkü bu eşiğin aşılması, Amazon’un artık kendini tropikal yağmur ormanı olarak sürdüremeyeceği anlamına geliyor.

Tahsis

Tahsis Edilen Orman Alanları Yangınlarda Yok Olandan Çok Daha Yüksek!

Türkiye’de her yıl binlerce hektar orman alanı madencilik, ulaşım, enerji ve turizm gibi sektörlere tahsis edilirken veriler, tahsis edilen orman alanlarının yangınlarda yok olandan çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. 2011-2024 yıllarında 642 bin futbol sahası büyüklüğünde ormanlık alan (458 bin hektar) için çeşitli izinler verildi. Aynı dönemde orman yangınları nedeniyle kül olan alan ise yaklaşık 400 bin futbol sahası büyüklüğünde.

Türkiye’de 1937’den itibaren kullanıma açılan ormanlık alan miktarı yanan ormanlık sahanın bir buçuk ile iki katına ulaştı. BBC Türkçe’den Fundanur Öztürk’ün haberine göre, Orman Genel müdürlüğü (OGM) 2011-2024 yıllarında 642 bin futbol sahası büyüklüğünde ormanlık alan (458 bin hektar) için çeşitli izinler verdi. Aynı dönemde yaklaşık 400 bin futbol sahası büyüklüğünde alan ise orman yangınları nedeniyle kül oldu.

“İzin Sahaları Yanan Alanların Bir Buçuk-İki Katına Tekabül Ediyor”

İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Çevre ve Orman Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Yusuf Güneş, “1937’den bu yana tüm yanan alanların ortalaması yıllık 21 bin hektar, ancak izin sahaları bunun neredeyse bir buçuk-iki katına tekabül ediyor” dedi.

OGM ise kanunlara uygun olarak işlem yapıldığını, yalnızca kamu şartlarını taşıyan ve Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu olan taleplere izin verildiğini söylüyor.

Enerji ve Maden Başı Çekiyor

Ormanlık alanlar için izin verilen sektörlerin başında enerji ve maden geliyor. 2011’den bu yana madencilik faaliyetleri için toplam 112 bin 830, enerji sektörü içinse toplam 160 bin hektar ormanlık alan için 16 binden fazla izin verildi.

Bu sektörler dışında savunma, turizm, ulaşım, haberleşme, su ve altyapı projeleri için de çeşitli izinler verildi. Bazı orman alanlarıysa devlete ait sağlık, eğitim ve spor tesisleri ya da arkeolojik kazı ve restorasyon projeleri için tahsis edildi. Odun kömürü, göl ve baraj yüzeyinde balık üretimi için karada yapılması mecburi tesisler için de çeşitli orman arazilerinin kullanılmasına izin verildi.

Küçük Orman Parçalarının Sayısı %118 Arttı

2014-22 yıllarında turizm sektöründe incelenen 34 projenin yalnızca ikisine orman tahsis edilmiş. Orman alanı kullanımı, oteller, moteller, tatil köyleri, golf sahaları vb. turistik tesisler için %6,48 seviyesinde.

OGM verilerine göre 2008-2019 yıllarında Türkiye’de 10 hektardan küçük orman parçalarının sayısı %118 arttı. OGM’nin 2019 tarihli bir raporunda bu parçalanmanın “çok tehlikeli” olduğu vurgulanıyor.

Kore

Güney Kore ve Japonya’da “Kayıtlara Geçen En Sıcak Yaz”

Kore Meteoroloji İdaresi ve Japonya Meteoroloji Ajansı’ndan yapılan açıklamalara göre, her iki ülkede de 2025 yazı “en sıcak yaz” olarak kayıtlara geçti. Bu yaz Avrupa genelinde, Türkiye, Kanada ve Irak’ta da sıcaklık rekorları kırıldı.

Yonhap ajansının haberine göre, Kore Meteoroloji İdaresi, Güney Kore’deki sıcaklık verilerine dair bilgilerin yer aldığı bir açıklama yaptı. 1 Haziran-31 Ağustos tarihlerinde ortalama sıcaklığın 25,7 derece ölçüldüğünün bildirildiği açıklamada, bunun, geçen yaz kaydedilen ortalama sıcaklık değerinin 0,1 derece üstünde olduğu aktarıldı. Ayrıca bu sıcaklığın “ülke tarihinin en sıcak yazı” olarak kayıtlara geçtiği de ifade edildi.

Japonya Meteoroloji Ajansı ise 1 Haziran-31 Ağustos tarihlerinde ortalama sıcaklığın geçen yıllardan 2,36 derece daha fazla olduğunu duyurdu. Yapılan açıklamada, yaşanan sıcaklıkların ülkede 1898’den bu yana kaydedilen “en sıcak yaz” olarak tarihe geçtiği belirtildi. Bunun aynı zamanda “üst üste en sıcak yaz rekorunun kırıldığı üçüncü yaz” olduğu da vurgulandı.

Avrupa’da da “Benzeri Görülmemiş Sıcaklıklar”

Bu yaz Avrupa genelinde de sıcaklık rekorları kırıldı. Fransa’nın meteoroloji ve iklim servisi Météo France; Angouleme, Bergerac, Bordeaux, Saint-Emilion ve Saint-Girons şehirlerinde “benzeri görülmemiş sıcaklıkların” son birkaç 10 yılın ortalamasının 12 derece üzerinde olduğunu bildirdi.

İtalya’da, 27 büyük şehrin 16’sı kırmızı sıcaklık alarmına alınırken 4 yaşındaki bir çocuk sıcak çarpmasından hayatını kaybetti. Hırvatistan’da Sibenik’te 39,5 derece ve Dubrovnik’te 38,9 derece sıcaklık rekorları kaydedildi.

2025 yazında Avrupa’nın ötesinde, Kanada genelinde onlarca sıcaklık rekoru kırıldı ve Irak’ta 50 dereceyi aşan rekor sıcaklıklar ülke çapında elektrik kesintilerine yol açtı.

Türkiye’de de “Tüm Zamanların Sıcaklık Rekoru”

Türkiye’nin sıcaklık rekoru da bu yaz kırıldı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden alınan bilgiye göre, 25 Temmuz’da Şırnak Silopi’de 50,5 derece sıcaklıkla tüm zamanların Türkiye sıcaklık rekoru kırıldığı ve aynı gün ölçüm yapılan merkezlerin 132’sinde ise tüm zamanların en yüksek temmuz ayı sıcaklık değerlerinin kaydedildiği bilgisi paylaşıldı.