Bu yılki temasıyla 10 Aralık “İnsan Hakları Günü” gündelik hayatlarımız ve haklarımız arasındaki bağa odaklanıyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün 2025 raporu, özellikle çatışma bölgeleri ve otoriter rejimlerde durumun kritik seviyede olduğunu gösteriyor. Demokrasi ve hukukun üstünlüğü küresel ölçekte zayıflarken raporda, Türkiye dahil birçok ülkede ifade, toplanma, basın özgürlüğü, adil yargılanma gibi temel hakların tehlikede olduğu belirtiliyor.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun 1948’de İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni kabul ettiği gün olan 10 Aralık tarihi her yıl “İnsan Hakları Günü” olarak kutlanırken, bu özel günün 2025 teması “İnsan Hakları: Günlük Yaşamımızın Vazgeçilmezleri” olarak belirlendi.
Dünyanın çalkantılı ve öngörülemez bir dönemden geçtiğini hatırlatan tema, insan hakları değerlerini yeniden teyit etmeyi ve bunların insanlık için hâlâ en güçlü kazanım olduğunu göstermeyi amaçlıyor. 2025 kampanyasıyla insan haklarının günlük yaşamlarımızı nasıl şekillendirdiğini göstererek, insanları yeniden insan haklarıyla buluşturmanın gerekliliği vurgulanıyor. Çoğu zaman hafife alınan veya soyut kavramlar olarak görülen insan hakları, her gün güven duymamız gereken temel hayati unsurları oluşturuyor. 2025 teması ayrıca insan haklarının olumlu, vazgeçilmez ve ulaşılabilir olduğunu da yineliyor.
İnsanlık Onuruna Aykırı Muamele Artış Gösterdi
Küresel anlamda bakıldığında insan haklarına dair son durum hiç de iç açıcı değil. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (Human Rights Watch-HRW) 2025 raporuna göre, geçen yıl hukukun, uluslararası insani normların ihlal edildiği ve sivil nüfusun ağır bedeller ödediği bir dönem oldu. Özellikle yoğun çatışma ya da kriz yaşayan Gazze, Ukrayna, Sudan ve Haiti gibi bölgelerde, savaş suçları, zorunlu yerinden etmeler, sivil kayıplar ve insani yardıma erişim engelleri “insanlık onuruna aykırı” muamele kategorisinde görülüyor.
Rapor, özellikle Afganistan’daki kadın ve kız çocuklarına yönelik baskılar, Çin’de Uygurların toplu gözaltı ve baskı altında olmaları gibi azınlık, göçmen, etnik/inanç temelli grupların haklarının sürekli ihlal edildiğini tespit ediyor.
Demokrasi ve hukukun üstünlüğü zayıflarken, ifade, toplanma, basın özgürlüğü, adil yargılanma gibi temel hakların tehlikede olduğuna dikkat çekilen raporda, sivil toplum kuruluşlarının (STK), aktivistlerin, hak savunucularının ve bazı bireylerin zor da olsa direniş ve savunuculuk ile bu eğilime karşı çıkmaya devam ettikleri vurgulanıyor.
Türkiye’de Muhalefete Yönelik Baskılar Arttı
HRW’nin 2025 raporunda, çevre ve halk sağlığı ile insan haklarının kesişimine de raporda özel olarak yer veriliyor. Özellikle hava kirliliği, enerji politikaları ve bu politikaların halk sağlığına etkisine dikkat çekiliyor. Örneğin, Türkiye’de kömür santrallarının yaydığı kirli hava nedeniyle yaygın sağlık sorunları ve uzun vadede erken ölümler yaşanabileceği uyarısı yapıldı.
Yanı sıra raporun Türkiye üzerine olan bölümlerinde, Türkiye’de tutuklu ve gözaltındakilere yönelik işkence ve kötü muamele iddiaları, cezaevlerinde keyfi uygulamalar, ceza hukukunun siyasi amaçlarla kullanılması, yargı bağımsızlığının zayıflaması ve sistematik hak ihlallerindeki artışa dikkat çekiliyor.
Özellikle 2024 sonrası dönemde, siyasi muhalefete, gazetecilere ve sivil topluma yönelik baskıların arttığı, seçilmiş yerel yöneticilerin görevden alınması ya da kayyum atanması gibi müdahalelerin sıklaştığı belirtiliyor. Türkiye’de medya, yargı, devlet kurumları üzerinde merkezi kontrolün güçlü olduğunun da altı çizilerek, hükümeti eleştirenleri düzenli olarak “etkisiz hale getirme” ya da cezalandırma yoluna gidildiği de ifade ediliyor.
Bununla birlikte Türkiye’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları gibi uluslararası yargı kararlarına rağmen, bu kararların genellikle uygulanmadığı özellikle belirtiliyor. Dolayısıyla Türkiye özelinde, hem bireysel haklar hem de toplumsal ve siyasal haklar bakımından derin ve yapısal sorunlar olduğu, acilen kapsamlı reformlara ihtiyaç duyulduğu dile getiriliyor.







