#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
COP30

COP30 – Söylemden Eyleme Geçmek Mümkün mü?

COP30’a giderken tablo hem umut verici hem yine kaygı dolu. Yenilenebilir enerji yatırımları tarihte ilk kez fosil yakıt yatırımlarını geçti; Çin ve Hindistan gibi ülkeler yeşil dönüşümde liderlik iddiası taşıyor. Türkiye ise yeni İklim Yasası hazırlıklarıyla gündemde. Ama diğer yandan Donald Trump’ın yeniden yönetime dönmesiyle ABD’nin uluslararası iklim masalarından uzaklaşması, süreci ciddi biçimde zayıflatacak gibi duruyor.

Aynur KOLBAY HÜLYA, MarjinalSosyal Direktörü

Her yıl olduğu gibi bu kasım ayında da dünya, gözlerini yeni bir iklim zirvesine çevirecek. COP30 bu kez Brezilya’nın Belem kentinde gerçekleşecek. Amazonlar’ın kalbinde, dünyanın en büyük karbon yutak alanlarından birinde yapılacak bu zirve, sembolik anlamda da güçlü bir çağrı içeriyor: Doğa tartışmaların değil, kararların zamanı geldiğini hatırlatıyor.

Geçen yıl Azerbaycan’da düzenlenen COP29’un ardından pek çoğumuz aynı soruyu sormuştuk: “Bunca yıl sonra neden hâlâ aynı tartışmaları yapıyoruz?” Yanıt aslında karmaşık değil. Çünkü söylemler ve eylemler hâlâ aynı hızda ilerlemiyor. Çünkü küresel hedefler var ama yerel karşılıkları zayıf. Çünkü herkes değişimin gerekli olduğunu biliyor ama kimse ilk adımı atmaktan hoşlanmıyor.

COP30’a giderken tablo hem umut verici hem yine kaygı dolu. Yenilenebilir enerji yatırımları tarihte ilk kez fosil yakıt yatırımlarını geçti; Çin ve Hindistan gibi ülkeler yeşil dönüşümde liderlik iddiası taşıyor. Türkiye ise yeni İklim Yasası hazırlıklarıyla gündemde. Ama diğer yandan Donald Trump’ın yeniden yönetime dönmesiyle ABD’nin uluslararası iklim masalarından uzaklaşması, süreci ciddi biçimde zayıflatacak gibi duruyor. Dünya şimdi güçlü bir lidere değil, birlikte hareket edebilen bir topluma ihtiyaç duyuyor. Çünkü artık mesele kimin yönettiği değil, kaç kişinin sorumluluk aldığı.

Peki 2030 Gündemi’ne sadece beş yıl kalmışken, iklim eylemini hızlandırmak için gerçekten ne yapabiliriz?

Aslında mesele, büyük sözler vermekten çok, küçük ama kalıcı değişimleri birbirine bağlayabilmekte. MarjinalSosyal olarak uzun süredir savunduğumuz şey tam da bu doğrultudaki eylemler:

  • Kurumların toplumsal faydayı merkeze alması: Sürdürülebilirlik hedeflerinin yalnızca raporlarda değil, gündelik iş pratiklerinde de görünür hale gelmesi gerekiyor.
  • İletişim alanında daha cesur bir dil: İklim mesajlarının yalnızca çevreye duyarlı kitlelere değil, geniş kamuoyuna ulaşması şart.
  • Dezenformasyona karşı bilimsel dayanıklılığın güçlendirilmesi: Dezenformasyon çağında, özellikle sosyal medyada bilimsel kanıtlara sahip çıkmak her zamankinden önemli.
  • Gerçek hikayelerin gücü: İnsanlar soyut hedeflerle değil, somut hikayelerle bağ kuruyor. İklim eyleminin toplumsal karşılığını yaratmak, bu hikayeleri görünür kılmakla mümkün.
  • Toplumsal katılım: 2030’a beş kala, yerelde harekete geçmek, tüketim alışkanlıklarını değiştirmek, sivil toplumun önünü açmak şart. Bu nedenle hükümetlerin ve özel şirketlerin sivil toplum kuruluşlarına (STK) alan ve kaynak yaratması zorunlu.
COP30 Farklı Olabilir mi?

Geçmiş COP’larda gördük ki, kararlar güzel ama uygulama zayıf kalıyor. Eğer COP30 fosil yakıt lobisini kapı dışarı edip, sivil toplumu ve gençleri merkeze alırsa belki gerçek bir dönüm noktası olabilir. Yoksa yine aynı soru – Vaatler ne zaman eyleme dönecek? – karşımıza çıkacak gibi duruyor.

İklim eylemini hızlandırmak için mucizevi formüllere değil, ortak bir bilinç sıçramasına ihtiyacımız var. MarjinalSosyal olarak diyoruz ki; COP30 bir “konuşma” değil, “yapma” zirvesi olmalı. 2030’a beş yıl kala, her birimiz – birey, sivil toplum, şirket, devlet – “Ben bu dönüşümde neredeyim?” sorusunu samimiyetle sormalıyız. Çünkü iklim krizi bir gelecek meselesi değil; şu an, burada, yanı başımızda olan bir gerçeklik. Çünkü artık zaman daralıyor. Ve bu defa, hızla harekete geçmek zorundayız, dünyanın beklemeye tahammülü yok.

Marjinal Sosyal

Kolektif Amaç Sorumluluk Projelerinin Geliştirilmesi ve Uygulanması | Marjinal Sosyal