Belém’de en sembolik beklentilerden biri, ormansızlaşmayı durdurmaya yönelik somut bir yol haritasının karara bağlanmasıydı. Ancak bu madde, “planın fosil yakıt yol haritası ile ilişkilendirilmek istenmesi” nedeniyle metne giremedi. Bu da aslında bize şunu söylüyor: Fosil yakıt tartışması bugün sadece enerji meselesi değil; doğayı, finansmanı, tarımı, hatta ormansızlaşmayı bile kilitleyen dev bir engele dönüşmüş durumda.
Aynur KOLBAY HÜLYA, MarjinalSosyal Direktörü
Brezilya’nın Belém kentinde düzenlenen COP30 sona erdi. Amazonların ortasında, dünyanın en kritik ekosistem hizmetlerinden birini sağlayan yağmur ormanlarının gölgesinde toplanıldı, konuşuldu, tartışıldı ve sonunda yine (her zaman olduğu gibi) bir metin üzerinde anlaşmaya varıldı.
Peki ortaya çıkan sonuç gerçekten bir ilerleme mi yoksa diğer senelerdeki gibi, yıllar sonra dönüp baktığımızda birbirine benzeyen zirveler listesine eklenen bir başka konferans mı?
Açıkçası, bu sorunun yanıtı hâlâ çok net değil.
Kağıt Üzerinde Her Şey Güzel…
COP30’un en olumlu başlıklarından biri uyum finansmanının üç katına çıkarılmasıydı. Kuraklığa, sıcak dalgalarına, su kıtlığına karşı özellikle kırılgan ülkelerin nefes almasını sağlayabilecek bir adım olduğu söylenebilir.
Yine çoktaraflılık vurgusu güçlendirildi ve Tropikal Ormanları Koruma Yatırım Fonu’nun başlatılması, Amazonlar’ın kaderi açısından umut verdi. Ama bir yandan da iklim müzakerelerinde alışageldiğimiz gibi sorunun temeline inmeden, kökten bir çözüm bulmadan çözümün etrafında dolanıp duruldu.
Başta Suudi Arabistan ve müttefikleri olmak üzere petrol üreticilerinin çok sert mücadelesi sonucunda COP30’un nihai metninde fosil yakıtlardan bahsedilmedi. Şaka gibi gelse de iklim krizinin başlıca nedeni olan fosil yakıtlar, iklim konferansının sonuç metninde yer almadı.
Belém’de en sembolik beklentilerden biri, ormansızlaşmayı durdurmaya yönelik somut bir yol haritasının karara bağlanmasıydı. Ancak bu madde, “planın fosil yakıt yol haritası ile ilişkilendirilmek istenmesi” nedeniyle metne giremedi. Bu da aslında bize şunu söylüyor: Fosil yakıt tartışması bugün sadece enerji meselesi değil; doğayı, finansmanı, tarımı, hatta ormansızlaşmayı bile kilitleyen dev bir engele dönüşmüş durumda.
Tüm Bunların Işığında COP’lar Gerçekten İşe Yarıyor mu?
Bu, her yıl büyüyen bir tartışma. Evet, COP’lar çok büyük bir diplomatik çaba, çok büyük bir bilgi ve deneyim havuzu. Sivil toplumun sesini duyurabileceği ender küresel platformlardan biri. Finans, teknoloji ve politika aynı masada buluşuyor.
Ama diğer yandan;
- Gerçek kararlar hep orta yolda sıkışıyor.
- Siyasi çıkarlar bilimin önüne geçiyor.
- “Tarihi adım” denilen ilanlar genellikle ertesi yıl unutulmuş oluyor.
- Karbon emisyonları yükselmeye devam ediyor.
Sonuç olarak bu zirveler tamamen işlevsiz değil ancak eylem tarafı artık çok daha fazla yerde (yerelde, şirketlerde, STK’larda, bireysel dönüşümlerde) hayat buluyor. COP’lar ise çoğu zaman bu hareketi yavaş da olsa takip eden ve ona uyum sağlamaya çalışan diplomatik ritüeller olarak kalıyor.
Türkiye’nin COP31 Ev Sahipliği: Bir Fırsat mı Yoksa Zor Bir Sınav mı?
Belém’de çözülen en ilginç düğümlerden biri de Türkiye ve Avustralya arasındaki ev sahipliği tartışmasıydı. Sonunda Türkiye COP31’in ev sahibi oldu.
Olumlu tarafından bakacak olursak Türkiye’nin iklim politikalarını uluslararası görünürlük üzerinden yeniden tanımlaması ve somut bir dönüşüm başlatması mümkün olabilir. STK’lar, yerel yönetimler ve özel sektör için yeni bir hareket alanı açılabilir. Öte yandan, ev sahibi olmak daha fazla sorumluluk, daha fazla şeffaflık ve daha fazla hesap verebilirlik demek. Bu da belli adımları temsili olarak değil, gerçekten atmak anlamına gelebilir.
Bu noktada asıl sormamız gereken soru şu: “Bu ev sahipliği vitrinden mi ibaret olacak yoksa gerçek bir dönüşümün kapısını mı aralayacak?” Bu sorunun yanıtı yalnızca hükümette değil; iş dünyasında, akademide, sivil toplumda ve toplumun her kesiminde yatıyor. Bekleyip göreceğiz…
“COP30, tıpkı önceki zirveler gibi ilerleme ve gerilemenin iç içe geçtiği bir toplantıydı” diyebiliriz. Küresel iklim yönetişiminin çelişkilerini yeniden gözler önüne serdi. Ama aynı zamanda önemli kapılar da araladı: Uyum finansmanı, tropikal ormanların korunmasına yönelik fon ve çoktaraflılığa verilen destek. Bunlar gelecek için küçümsenemeyecek adımlar. Ama yine de değişmeyen bir gerçek var. Dünya COP’larla değil, COP’lardan sonraki eylemlerle kurtulacak.
Türkiye’nin COP31 ev sahipliği ise tam da bu nedenle önemli. Biz, COP31’i bir toplantı olmaktan çıkarıp gerçek bir dönüşüm yılına çevirebilecek miyiz? Umarım cevabı önümüzdeki yıl hep birlikte veririz. Ve bu kez sözlerin değil, eylemlerin konuşulduğu bir iklim yılına adım atarız.








