Cenevre Afet Riskinin Azaltılması Çağrısı, risk anlayışından başlayarak afetlere yönelik proaktif bir yaklaşımın özümsenmesinin gerekliliğini ortaya koyuyor. Afet riskinin ana nedenleri arasında iklim değişikliği, yoksulluk ve eşitsizlik, plansız ve hızlı kentleşme, kötü arazi yönetimi, doğal kaynakların sürdürülemez kullanımı ve ekosistemlerin bozulması sayılıyor.
Sibel BÜLAY, [email protected]
Sendai Afet Riskinin Azaltılması Çerçevesi 2015-2030, Mart 2015’te, Üçüncü Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Afet Riskinin Azaltılması Konferansı’nda kabul edildi.
Sendai Afet Riskinin Azaltılması Çerçeve Anlaşması’nın çıktılarından biri, 2015 sonrasını kapsayan ve afet riskinin azaltılmasını amaçlayan ileriye dönük, eylem odaklı stratejinin kabul edilmesiydi. Diğer bir sonuç ise Afet Riskinin Azaltılması için Küresel Platform’un kurulmasıydı (Global Platform for Disaster Risk Reduction).
Mevcut sivil savunma sistemleri müdahale odaklı olduğundan yetersiz kalıyor. Küresel Platform afetlere karşı yalnızca müdahaleye değil, aynı zamanda riskleri önlemeye ve dayanıklılığı artırmaya da odaklanan bir yaklaşım. Afet riskinin azaltılması konusunda uluslararası işbirliği ve eylemin kolaylaştırıcılığını yapıyor; ilerlemenin gözden geçirildiği, bilginin paylaşıldığı ve afet riskinin azaltılmasına yönelik en son gelişmelerin tartışıldığı çok paydaşlı bir etkinlik olarak hizmet veriyor. Platform; kişileri, toplulukları ve ülkeleri yanı sıra ülkelerin geçim kaynaklarını, sağlık sistemlerini, kültürel miraslarını ve ekosistemlerini etkili bir şekilde korumak üzere geliştirildi. Küresel Platform, BM Afet Riskini Azaltma Ofisi’ne (United Nations Office for Disaster Risk Reduction: UNDRR) bağlı.
Küresel Afet Riskini Azaltma Platformu’nun sekizinci oturumu, 2-6 Haziran 2025 tarihleri arasında İsviçre’nin Cenevre kentinde gerçekleşti ve 177 ülkeden 3.600’den fazla katılımcıyı bir araya getirdi. Oturum Cenevre Afet Riskinin Azaltılması Çağrısı’nın kabul edilmesiyle sonuçlandı.
Cenevre Afet Riskinin Azaltılması Çağrısı, afet riskinin azaltılmasını iklim eylemi ve sürdürülebilir kalkınmayla entegre ediyor. Afet risk yönetimi hükümetin her kademesinin yanı sıra yerel halkın, sivil toplum kuruluşlarının (STK) ve özel sektörün de sürece dahil edilmesini; iklim politikaları, şehir planlaması, sosyal koruma sistemleri ve ekonomik kalkınma stratejileri ile entegre edilmesini gerektiriyor.
Cenevre Afet Riskinin Azaltılması Çağrısı, risk anlayışından başlayarak afetlere yönelik proaktif bir yaklaşımın özümsenmesinin gerekliliğini ortaya koyuyor. Afet riskinin ana nedenleri arasında iklim değişikliği, yoksulluk ve eşitsizlik, plansız ve hızlı kentleşme, kötü arazi yönetimi, doğal kaynakların sürdürülemez kullanımı ve ekosistemlerin bozulması sayılıyor. İklim değişikliğinin daha da şiddetlendirdiği, sıklığı ve yoğunluğu artan afetlerin, özellikle yerel ve toplumsal düzeyde önemli ekonomik ve kültürel kayıplar, sağlık sorunları, sosyal adaletsizlikler ve çevresel etkiler gibi çok yönlü sonuçlara yol açıyor.
Afet Riskini Azaltma ile Sürdürülebilir Kalkınma Örtüşüyor
2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi ile Cenevre Çağrısı arasındaki örtüşme, afet risk yönetiminin yalnızca insani yardım ya da kriz yönetimi meselesi değil, aynı zamanda kalkınmanın ayrılmaz bir parçası olduğunu gösteriyor. Bu nedenle afet riskinin azaltılmasının kalkınma planlarının ve karar alma süreçlerinin merkezine yerleştirilmesi gerekli.
SKA 1-Yoksulluğa Son
İklim olaylarına karşı savunmasızlık ve eşitsizlik birbiriyle bağlantılı. İklim olayları en çok yüksek riskli bölgelerde yaşayan yoksul bireyleri etkiliyor çünkü maddi durumları ancak buralara yetiyor.
“İklimsel problemler yoksul bireylerin içinde bulunduğu sefaletin boyutunu artırırken artan yoksulluk bireyleri gelecekte yaşanabilecek bir başka iklim felaketine karşı da korunmasız ve savunmasız hale getirmektedir. Bu şekilde iklime bağlı yaşanan yoksulluk kısır döngüsü sosyal eşitsizliğin boyutunu derinleştirmektedir.”
“Dünya nüfusunun hemen hemen yarısına karşılık gelen 4 milyar insan, küresel iklim krizinden etkilenmekte ve kırılgan ortamlarda yaşamlarını sürdürmektedir. Özellikle kadın, göçmen, engelli, yaşlı, çocuk gibi dezavantajlı grupların iklim krizinden daha fazla etkilendiği ve bu savunmasız grupların iş kaybına, gıda krizine ve tarımsal kayıplara daha fazla maruz kaldığı görülmektedir. Yaşanan bu durum yoksulluğu sürekli hale getirmekte ve söz konusu olan grupları daha zor koşullarda yaşamlarını devam etmeye itmektedir.”

SKA-2: Açlığa Son
“Yoksul bireyler yeterli su ve gıda maddesine erişmekte sorun yaşarken buna ilaveten iklim krizi sebebiyle ortaya çıkan kuraklık, kıtlık, artan gıda fiyatlarından da orantısız olarak daha fazla etkilenmektedirler. Yoksulluk sınırının altında yaşayan bireyler, iklim değişikliğinin getirmiş olduğu olumsuz koşullardan dolayı hayatlarını devam ettirebilecek temel gıda maddelerine ulaşmakta zorluk çekmektedir.”
SKA-11: Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
Şehirler, altyapıya (elektrik, ulaşım, su sistemleri) önemli zararlar veren afetler nedeniyle çok sayıda riskle karşı karşıyadır: Ekonomi, halk sağlığı tehditleri ve can kayıpları, ev kaybı ve nüfusun yer değiştirmesi ve çevresel bozulma.
SKA-13: İklim Eylemi
İklim değişikliği birçok afete neden olmakla beraber afetlerin sıklığını ve yoğunluğunu da artırıyor.
Bütünsel Hükümet Yaklaşımı (Whole-of-Government Approach)
Afet riskinin azaltılması sadece bir altyapı güçlendirme, teknoloji yatırımı ya da acil müdahale planlaması değildir. Aynı zamanda bir sosyal meseledir ve toplumun dayanışması, güven ilişkileri ve kolektif kapasitesi yani sosyal sermaye üzerine kuruludur.
Sendai Çerçevesi, afet riskinin azaltılmasında birincil sorumluluğun devlete ait olduğunu ancak bunun yerel yönetimler, özel sektör, sivil toplum ve yerel halkla paylaşılmasını yani toplumun tüm kesimlerinin katılımıyla hareket edilmesi gerektiğini vurguluyor.
Merkezi hükümetler afet riskinin azaltılması için yasal düzenlemeler yapmakta; afet riskinin azaltılmasını ulusal kalkınma stratejilerine entegre etmekte; merkezi planlama ve bütçeleme süreçlerine de dahil etmektedir. Dayanıklılık ilkeleri, kamu altyapı projelerinde (Örneğin ulaşım, enerji, sağlık, eğitim gibi alanlarda) temel kriterlerden biri haline gelmektedir.
Bütünsel hükümet yaklaşımı merkezi hükümetlerin yerel yönetimlerle koordineli, işbirliğine dayalı ve katılımcı biçimde çalışmasını gerektiriyor. Afet riskinin azaltılmasında ulusal stratejilerin, yasa ve politikaların yerel halkın ihtiyaçlarına göre ve yerel paydaşların katılımıyla yerel eylemlere uyarlanması gerekir. Merkezi hükümet yerel yönetimlere kapasite geliştirme konusunda destek vermeli, gerekli finansal ve teknik kaynakları sağlamalıdır.
Katılımcı Afet Risk Azaltımı
Bütünsel Hükümet Yaklaşımı aynı zamanda katılımcı olmak zorunda. Yukarıda da belirtildi: Hükümetlerin afet riskine yönelik insan merkezli bir yaklaşım benimsemesi en fazla risk altında olanların ihtiyaçlarının ve görüşlerinin politika ve planlamaya yansıtılmasını gerektirmektedir. Sahadaki insanların riskleri ve çözümleri anlaması afet riskini azaltır; felaketlerle başa çıkma ve bu felaketlerden kurtulma konusunda daha donanımlı olmalarını sağlar.
Toplumun konuyu sahiplenmesi çok önemlidir çünkü afetler yerelde yaşanır ve afet riskinin azaltılması ancak yerelin güçlendirilmesiyle gerçekleşebilir. Risk azaltma olsun müdahale olsun, yerelde başlar. Yerel halk çevresini en iyi tanıyan kesimdir. Yıllardır orada yaşıyorlar ve riskleri, kırılganlıkları ve ihtiyaçları en iyi onlar biliyorlar. Bu nedenle insanların bilgisi, deneyimi ve katılımı çok önemli.
Yerel halkla konuşulsun ama daha da önemli olan onların dinlenmeleri. Yerel bilgi, halkın deneyimi ve kültürü planlamaya yansıtılmalıdır. Politikaların, standartların, yerel girişimlerin ve acil müdahalelerin planlanma, tasarım ve uygulama süreçlerine ilgili paydaşları, özellikle de en savunmasız olanları (kadınlar, çocuklar ve gençler, engelliler, yoksullar, göçmenler, yerli halklar ve yaşlılar) dahil edilmesi çok önemli. Elbette bu süreçlere STK’lar, akademi, özel sektör ve uygulayıcı kurumlar da katılmalı. Ve yerel katılımın etkisini artırmak için paydaşlara afet riskine karşı dirençli altyapı ve sürdürülebilirlik ilkeleri konusunda bilgi verilmeli.

Sonuç
Sendai Afet Risklerinin Azaltılması Çerçevesi’nin önceliği toplumların ve sistemlerin afetlere karşı daha dirençli hale gelmesini hedeflemektir. Bu, ilgili kurum ve sektörler (Sağlık, eğitim, çevre, ekonomi, altyapı gibi) arasında afet riski yönetiminin ve koordinasyonunun güçlendirilmesini gerektirir.
Yerel halk başta olmak üzere tüm paydaşların sürece dahil edilmesi risklerin doğru tanımlanması ve etkili çözümler geliştirilmesi açısından çok önemli.
Acil durumlarda daha hızlı, bilinçli ve etkili kararlar karar verme sürecini geliştirmek için afet riskinin azaltılması eğitimi kamu kurumlarındaki tüm karar vericilerin eğitimine entegre edilmeli.
Cenevre’deki toplantıda ev sahipliği yapan, Oturum Başkanı ve Büyükelçi Christian Frutiger: “Altyapı yatırımlarında dayanıklılık proje tasarımının temel bileşenlerinden biri olarak ele alınmalıdır. “Dayanıklılık bir maliyet değildir. Bu bir yatırımdır ve bir katalizördür. Kalkınma kazanımlarını korur, geçim kaynaklarını korur. Gelecekteki, mevcut ve gelecekteki işletmeleri korur. İyileşmeyi hızlandırır ve toplulukların yalnızca hayatta kalmasına değil, aynı zamanda gelişmesine de yardımcı olur. Yani geleceğin yakıtıdır.”
Afet risklerinin azaltılması yalnızca bir müdahale politikası değil, kalkınma, yönetişim, eğitim ve sosyal adalet politikalarının merkezinde yer almalıdır. Dirençli toplumlar yaratmak için bütüncül, katılımcı, sürdürülebilir ve kapsayıcı bir yaklaşım benimsenmelidir.
Not 1: Avrupa ve Orta Asya için Afet Riskini Azaltma Bölgesel Platformu ülkeler arası işbirliğini güçlendirmek, bilgi paylaşımını artırmak ve ortak stratejiler geliştirmek üzere kuruldu. Platform Kasım 2024’te Karadağ’da toplandı ve bölgedeki 55 ülkeden 700’ün üzerinde katılımcıyı bir araya getirdi.
Karadağ’da yapılan tartışmalardan dört temel alan ortaya çıktı:
- Sistemik risklere dair anlayış ve iletişimin geliştirilmesi
-İklim değişikliği, pandemi, jeopolitik krizler gibi çok katmanlı risklerin daha iyi analiz edilmesi ve farklı sektörler arasında daha etkili bilgi paylaşımı sağlanması hedeflenmiştir.
- Kapsayıcı hükümet yapıları ve karar alma süreçleri
-Tüm paydaşların sürece dahil olduğu, şeffaf ve çok düzeyli yönetişim modellerinin teşvik edilmesi vurgulanmıştır.
- Dayanıklılığı artıran yatırımların desteklenmesi
-Kamu altyapısı, afet erken uyarı sistemleri, sosyal koruma programları gibi alanlara yapılan yatırımların afet riskinin azaltılması perspektifiyle planlanması gerektiği vurgulanmıştır.
- Hazırlıklı olma ve dirençli toparlanma mekanizmaları
-Afet sonrası toparlanmanın yalnızca iyileştirme değil, aynı zamanda daha dirençli bir yapının inşası için fırsat olduğu belirtilmiştir.
Romanya, 2027 yılında düzenlenecek olan bir sonraki Avrupa ve Orta Asya Afet Riskinin Azaltılması Bölgesel Platformu’na (RP2027) ev sahipliği yapacaktır.
Not 2: Bunu okurken aklıma Kanal İstanbul geldi: “ÇED Raporu’nda… ana kanal yapısının Marmara Denizi ile Sazlıdere Barajı arasında kalan 16,2 kilometrelik güney kesimindeki… kalıcı zemin deformasyonlarının kabul edilebilir hasar limitlerinin çok üstünde olduğu anlaşılmıştır. Diğer deyişle ana kanal yapısı yüksek deprem riskine maruzdur.”
Kanal İstanbul deprem ve sel gibi afet risklerini artırıyor, ekosistem tahribatına yol açıyor. Tarım alanlarının ve su kaynaklarının kaybı ve iklim etkileri sonucu sürdürülebilirliği zedeliyor. Türkiye, Sendai Afet Riskinin Azaltılması Çerçevesi’ni ve 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’ni imzalamış ve her ikisine de ters düşen bu yatırıma devam ediliyor. Ben bunu anlamıyorum!








