#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
dhoomil-sheta-unsplash k

Betondan Ormana: Kentleşmenin Yeşil Evrimi

Yeşil çatılar, dikey ormanlar, geri döndürülen nehir yatakları, sosyal eşitliği güçlendiren toplu ulaşım sistemleri… Bugün şehirler yeniden nefes almayı öğreniyor. Bu dönüşüm, yalnızca bir mimari devrim değil, bir zihniyet devrimidir. Doğaya karşı değil, doğayla birlikte yaşamanın mümkün olduğunu kanıtlayan bu örnekler, şehir planlamasının estetikten çok daha fazlası olduğunu gösteriyor.

Prof. Dr. Oğuz ÖZYARAL, Antalya Belek Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Mikrobiyolog ve Koruyucu Sağlık Uzmanı, [email protected][email protected]

Yeni Kent Ruhu: Dünyadan Eko-Şehirciliğe İlham Veren 10 Öncü Uygulama

Ön Anlatım/Giriş
21. yüzyılda kentler sadece betonlaşmanın değil, aynı zamanda doğayla uyumlu yaşamanın da laboratuvarlarına dönüşüyor. Eko-şehirciliğin temel amacı, doğanın ritmine saygılı, insan odaklı ve sürdürülebilir yaşam alanları inşa etmek.

Artan nüfus, iklim krizinin etkileri ve sosyal eşitsizliklerle baş etmenin yolları, artık kentsel dönüşüm projelerinin merkezine çevreyle barışık çözümleri koyuyor.

Kentler, uzun yıllar boyunca insan uygarlığının büyüme ve ilerleme simgeleri oldu. Ancak bu ilerleme, çoğu zaman doğanın geri plana itilmesi, nehirlerin gömülmesi, ağaçların betonla değiştirilmesi ve hava ile toprağın tüketilmesi pahasına gerçekleşti.

Bugün geldiğimiz noktada, iklim krizi, biyoçeşitlilik kaybı ve sosyal eşitsizlikler bizlere sert bir gerçekliği hatırlatıyor: Gezegenin sınırları var. Ve bu sınırlar içinde, şehirlerimizi yeniden düşünmek zorundayız. İşte bu dönüşümün adı: eko-şehirciliğin yükselişi.

Bu makale, dünyadan 10 farklı şehirde hayata geçirilmiş çığır açıcı eko-şehircilik uygulamalarını inceliyor. Sadece çevresel sürdürülebilirlik değil, aynı zamanda sosyal adalet, kamusal alan erişimi ve insan-doğa uyumu gibi çok boyutlu değerleri merkezine alan bu uygulamalar, geleceğin şehirlerine ışık tutuyor.

Resim1 k

Çünkü artık mesele yalnızca nasıl şehirler kurduğumuz değil; nasıl bir dünya tahayyül ettiğimizdir. Aşağıda, farklı coğrafyalardan bu dönüşümün en ilham verici 10 örneğini bulacaksınız:

  1. Seul (Güney Kore) – Cheonggyecheon Deresi Restorasyonu

2000’li yılların başında Seul Belediyesi, şehir merkezinden geçen ve uzun yıllar beton bir otobanla kapatılmış olan Cheonggyecheon Deresi’ni gün yüzüne çıkarma kararı aldı. Bu dönüşüm, yalnızca bir peyzaj çalışması değil aynı zamanda bir ekolojik yeniden doğuş anlamına geliyordu. Otoyol kaldırıldı, dere yatağı doğal haline döndürüldü ve çevresi yürüyüş yolları, köprüler ve yeşil alanlarla çevrelendi.

Bu projenin temel amacı, kent içindeki mikro iklimi iyileştirmek, ısı adası etkisini azaltmak ve halk için nefes alınabilir bir alan oluşturmaktı. Ekolojik dengeyi yeniden kurarken toplumsal yaşamı da canlandırdı. Bugün Cheonggyecheon, Seul halkı için sadece bir dinlenme alanı değil, doğayla yeniden bağ kurmanın sembolü olarak görülüyor.

  1. Kopenhag (Danimarka) – Yeşil Çatılar ve Bisiklet Altyapısı

Kopenhag, sürdürülebilir şehircilik alanında dünyanın en ilerici örneklerinden biri. Şehir yönetimi, karbon nötr bir kent olma hedefiyle yeşil altyapıyı kentsel planlamanın merkezine aldı. Özellikle 2010 sonrası yapılan binalarda “yeşil çatı zorunluluğu” getirilerek hem ısı yalıtımı sağlandı hem de yağmur suyunun doğal yollarla geri kazanımı hedeflendi. Bu uygulamalar sayesinde enerji verimliliği artırıldı, şehirdeki biyoçeşitlilik korundu.

Resim2
Tasarım: Oğuz Özyaral

Öte yandan, Kopenhag’ın bisiklet altyapısı örnek alınacak nitelikte. Şehirde ulaşımın yaklaşık %50’si bisikletle sağlanıyor. Ayrı bisiklet otobanları, köprüler ve özel ışıklandırma sistemleriyle bu kullanım teşvik ediliyor. Bu projelerin amacı, fosil yakıt bağımlılığını azaltmak, hava kirliliğini önlemek ve sağlıklı yaşamı desteklemek. Kopenhag’ın hedefi 2025’e kadar dünyanın ilk “karbon nötr başkenti” olmak.

  1. Medellín (Kolombiya) – Ekolojik Asansörler ve Teleferik Sistemleri

Bir zamanlar suç oranlarıyla anılan Medellín, bugün sosyal adalet ve çevreci şehircilik konularında çığır açan uygulamalarıyla dikkat çekiyor. Şehrin dik yamaçlarında yer alan yoksul mahalleleri merkeze entegre etmek için geliştirilen teleferik ve ekolojik asansör sistemleri, yalnızca ulaşımı kolaylaştırmakla kalmadı; aynı zamanda sosyal dışlanmayı da azalttı. Ulaşım altyapısı çevre dostu tasarlandı ve bu projelerle birlikte yeşil alanlar da artırıldı.

Bu dönüşümün amacı, hem doğaya zarar vermeden kent erişimini genişletmek hem de sosyal eşitsizlikleri azaltmaktı. Kentin yüksek eğimli bölgelerine zarar vermeden yapılan bu yapılar, doğal peyzajın korunmasını sağladı. Medellín, bu yönüyle sürdürülebilirliği sadece çevresel değil, aynı zamanda toplumsal bir değer olarak da tanımlayan şehirlerin başında geliyor.

Resim3
Tasarım: Oğuz Özyaral
  1. Freiburg (Almanya) – Vauban Ekolojik Mahallesi

Freiburg, Almanya’nın çevre dostu kimliğiyle öne çıkan şehirlerinden biri. Özellikle Vauban bölgesi, sürdürülebilir yaşamın örnek mahallesi olarak dünya genelinde referans kabul ediliyor. Bu mahallede otomobilsiz yaşam kurgulanmış; insanlar bisiklet, toplu taşıma ve yaya yollarıyla ulaşım sağlıyor. Binalar düşük enerjili tasarlanmış, çoğu güneş panelleriyle donatılmış durumda. Mahalle sakinleri yerel enerji kooperatiflerine dahil olarak kendi enerjilerini üretebiliyor.

Vauban projesinin temel amacı, fosil yakıt tüketimini minimize ederek iklim krizine karşı dirençli yaşam alanları oluşturmak. Aynı zamanda topluluk temelli bir yaşam tarzı teşvik edilerek sosyal dayanışma da güçlendirilmiş. Freiburg, bu model ile modern şehircilik anlayışında “enerji bilinci, doğaya saygı ve katılımcı kentlilik” kavramlarını bir arada sunuyor.

  1. Portland (ABD) – Kentsel Tarım ve Biyoçeşitlilik Koruma

ABD’nin Oregon eyaletinde yer alan Portland, doğayla iç içe bir kent planlamasıyla öne çıkıyor. Şehir yönetimi, kent içinde tarım uygulamalarına özel teşvikler sağlayarak hem yerel üretimi artırmayı hem de gıda güvenliğini desteklemeyi amaçladı. Apartman çatılarında, arka bahçelerde ya da kamu alanlarında sürdürülebilir bahçeler oluşturulmasına öncülük edildi. Bu uygulamalar, özellikle çocukların ve gençlerin doğayla bağ kurmalarını sağladı.

Portland ayrıca yeşil alan koruma yasalarıyla şehir içindeki doğal parkların ve ekolojik koridorların tahrip edilmesini engelledi. Amaç, kentleşmenin getirdiği betonlaşmaya karşı doğayı savunmak ve biyoçeşitliliği yaşatmak. Şehirde yaşayanlar için bu yaklaşım yalnızca çevresel değil, aynı zamanda psikolojik bir rahatlama ve aidiyet duygusunu da beraberinde getiriyor.

  1. Singapur – Dikey Ormanlar ve Yeşil Bina Kanunları

Asya’nın finans merkezi Singapur, aynı zamanda tropikal iklimin sunduğu doğal zenginlikleri koruma ve kent mimarisiyle uyumlu hale getirme konusunda öncül bir model sunuyor. Ülke, 2008 yılında yürürlüğe koyduğu “Yeşil İşaret” programıyla tüm yeni binaların çevre dostu standartlara uygun olmasını zorunlu hale getirdi. Bu kapsamda binaların su, enerji ve materyal kullanımı sıkı kriterlere bağlandı. Dikey ormanlar, yani yüksek binaların dış cephelerinde kullanılan yeşil bitki sistemleri sayesinde hem hava temizliği sağlandı hem de şehirdeki sıcaklık dengelendi.

Öne çıkan projelerden biri olan “Parkroyal on Pickering” oteli, adeta bir ormanla kaplı bir yapı olarak şehir peyzajında fark yaratıyor. Singapur’un hedefi, sadece sürdürülebilir mimari geliştirmek değil, aynı zamanda doğayla bütünleşik bir yaşam deneyimi sunmak. Kentin büyük bir kısmında kuş yolları, arı kolonileri ve şehir çiftlikleri de dahil olmak üzere biyoçeşitlilik dostu alanlar oluşturuldu.

  1. Curitiba (Brezilya) – Toplu Taşımada Ekolojik Planlama

Güney Amerika’nın en yenilikçi kentlerinden biri olan Curitiba, özellikle 1970’lerden itibaren uyguladığı çevreci şehir planlamalarıyla küresel ilgi gördü. Kentin ulaşım altyapısı, özel otobüs yolları ve hızlı geçişli duraklarla donatılarak düşük maliyetli ve verimli bir toplu taşıma ağı oluşturuldu. “Yüksek kapasiteli otobüs koridorları” sistemi, daha sonra birçok ülke tarafından örnek alındı.

Bu sistemin ardındaki temel düşünce, özel araç kullanımını azaltarak hem trafik yoğunluğunu düşürmek hem de çevreye verilen zararı minimuma indirmekti. Ayrıca kentte çöp ayrıştırma, geridönüşüm ve düşük gelirli mahallelere yeşil alan kazandırma politikaları da benimsendi. Curitiba, hem çevresel sürdürülebilirlik hem de sosyal eşitlik hedefleriyle eko-şehirciliğin Latin Amerika’daki öncüsü haline geldi.

  1. Masdar City (Birleşik Arap Emirlikleri) – Sıfır Karbonlu Şehir Prototipi

Abu Dabi yakınlarında inşa edilen Masdar City, geleceğin karbon salımı olmayan şehirlerini test etmek için kurulan bir deney alanı. Şehir, tamamen yenilenebilir enerji kaynaklarıyla çalışmak üzere tasarlandı. Güneş enerjisi panelleri, akıllı gölgelik sistemleri, rüzgar yönlendirme kuleleri ve geleneksel Arap mimarisiyle uyumlu doğal havalandırma çözümleri kullanılarak enerji ihtiyacı minimize edildi.

Masdar City’nin amacı, kentleşmenin çevreye zarar vermeden de mümkün olduğunu göstermekti. Şehir aynı zamanda bir teknoloji ve inovasyon merkezi olarak da kurgulandı; sürdürülebilirlik odaklı Ar-Ge laboratuvarları, temiz enerji şirketleri ve çevreci girişimler burada konumlandı. Her ne kadar ilk planlardaki büyüklüğe henüz ulaşamasa da Masdar City sıfır emisyon vizyonuyla mimari ve teknolojinin doğayla birleştiği bir örnek olarak dikkat çekiyor.

Resim4
Tasarım: Oğuz Özyaral
  1. Melbourne (Avustralya) – Mavi-Yeşil Altyapı ve Isı Adası Etkisini Azaltma

Avustralya’nın kültürel başkenti Melbourne, şehir merkezindeki ısı adası etkisini azaltmak ve su kaynaklarını daha sürdürülebilir biçimde yönetmek amacıyla kapsamlı bir “mavi-yeşil altyapı” programı başlattı. Bu altyapı yaklaşımı; yağmur suyunun toplanması, doğal filtrasyon sistemleri, kent içi sulak alanların artırılması ve suyun tekrar kullanımı üzerine kuruludur. Böylelikle hem su israfı önleniyor hem de kentteki doğal döngü destekleniyor.

Melbourne aynı zamanda ağaçlandırma programıyla kentin ısı direncini artırmayı hedefliyor. Belediye, 2040 yılına kadar şehirdeki ağaç sayısını iki katına çıkararak sıcak yaz günlerindeki şehir içi sıcaklık farklarını azaltmayı planlıyor. Projenin hedefi, yalnızca fiziksel çevreyi değil, aynı zamanda kent sakinlerinin iklim değişikliği karşısındaki dayanıklılığını da artırmak. Bu yönüyle Melbourne, iklim adaptasyonuna yönelik entegre kent politikaları geliştiren önemli örneklerden biri.

  1. Paris (Fransa) – 15 Dakika Şehir Modeli

Paris, 2020 sonrası dönemde ortaya koyduğu “15 Dakika Şehri” vizyonuyla kent planlamasında devrim niteliğinde bir paradigma sundu. Bu modele göre her vatandaş, evinden yalnızca 15 dakikalık yürüme ya da bisiklet mesafesiyle işe, okula, sağlık merkezine, pazara ya da parka ulaşabilmeli. Yani şehir, insan ölçeğinde planlanmalı; zaman, trafik ve fosil yakıta değil, komşuluk ilişkilerine ve yerel yaşama odaklanmalı.

Paris’in bu modeli geliştirmesindeki amaç; ulaşım kaynaklı karbon salımını azaltmak, şehirdeki yaşam kalitesini artırmak ve yerel ekonomiyi güçlendirmek. Otomobil trafiği sınırlandırıldı, mahalle içi mini parklar ve geçici sokak bahçeleriyle yeşil alan oranı artırıldı. Belediye Başkanı Anne Hidalgo’nun öncülüğünde geliştirilen bu model, kısa sürede dünyadaki birçok kent için de ilham kaynağına dönüştü.

Yeşil
Tasarım: Oğuz Özyaral
Kentler de Nefes Almak İster

Yeşil çatılar, dikey ormanlar, geri döndürülen nehir yatakları, sosyal eşitliği güçlendiren toplu ulaşım sistemleri… Bugün şehirler yeniden nefes almayı öğreniyor. Bu dönüşüm, yalnızca bir mimari devrim değil, bir zihniyet devrimidir. Doğaya karşı değil, doğayla birlikte yaşamanın mümkün olduğunu kanıtlayan bu örnekler, şehir planlamasının estetikten çok daha fazlası olduğunu gösteriyor: Bu bir varoluş tercihi.

Ve belki de artık sorulması gereken soru şudur: “Şehirler doğaya uyum sağlayabilir mi?” değil, “Biz şehirleri neye uyumlu kurmak istiyoruz?”

Bu makale, kentlerin sadece sorunların kaynağı değil; çözümlerin de başlangıç noktası olabileceğini hatırlatmak için yazıldı. Çünkü bir şehrin sesi yalnızca korna değil, kuş da olabilir. Ve bir gelecek, sadece ormanda değil, şehirde de filizlenebilir.

“Bir Şehri Dönüştür, Dünyayı Değiştir

Bir davet, bir sorumluluk, bir umut.

Bu metin yalnızca başka şehirlerin başarı hikayelerini anlatmak için yazılmadı.
Bu, senin şehrin için de bir çağrı.
Çünkü değişim, yalnızca belediye planlarında değil; pencerene konan kuşta, sokağındaki ağaçta, yürümeyi seçtiğin yolda başlar.

Her kaldırım taşı, her yağmur suyu kanalı, her nefeslik yeşil alan bir karardır.
Daha sessiz, daha adil, daha yaşanabilir bir şehir mümkündür.
Ve o şehir, başkasının değil—senin inşa edeceğin şehir olabilir.

Bugün bir fide dikmekle, bir bisiklet kullanmakla ya da yaşlı bir ağacın kesilmesine karşı durmakla, yalnızca yaşadığın yeri değil, yaşanacak geleceği korursun.

Unutma: Bir şehri dönüştürmek, dünyayı değiştirmektir.
Ve bu dönüşüm, seninle başlar.

Prof. Dr. Oğuz Özyaral

Prof. Dr. Oğuz Özyaral, MBA, Mikrobiyolog, Koruyucu Sağlık Uzmanı, Yazar

[email protected]